banner17

Afrika'nın Ücra Bir Köyünde 3000 Kur'an Talebesi Yetiştirdi

''Yanından geçtiğimiz kül yığını, yaklaşık 70 yıldır her akşam yakılan ve ışığından yararlanarak çevresinde halaka oluşturulup Kur'an öğrenilen bir medreseymiş.'' Haşim Akın, Burkina Faso'nun ücra bir köyünde 3000 Kur'an talebesi yetiştiren Şeyh Abdullah Efendi'yi yazdı.

Afrika'nın Ücra Bir Köyünde 3000 Kur'an Talebesi Yetiştirdi

Toplumlara direk olan ve onları ayakta tutan özel simalar bazen birkaç kişiden oluşur. Asıl inkılabat böylesi koca yürekli bir yiğitten geliverir. Yaşadığımız Anadolu topraklarında sanki bir hafızlık fabrikası gibi zor şartlarda kendince bir usul geliştiren ve yılmadan yoluna devam eden nice yiğitler olmuştur. Bunlardan birisi olarak da hocalarımın hocası Çimilli Hakkı Efendi isimli bir zatın hayatını bu sayfalarda yazmıştım.

Bir Kur’an âşığı göçmüş dediler

Birkaç gün önce Burkina Faso’nun böylesi deli yürekli bir Kur’an âşığını tanıdım. Aslında buna tanımak da denilemezdi. Zira bize haber, bu zatın vefatı nedeniyle ulaşmıştı. Biz de taziye ziyareti için gittiğimizde dudak uçuklatan ve göğsümüzü kabartan gerçekleri öğrendik.

Şeyh Abdullah Efendi’nin vefat haberi üzerine taziye için yola çıktık. Buraya yapılacak taziye ziyareti görevi / şerefi bize düşmüştü. Arabanın koltuğuna oturdum ve tam altı saat sonra indim. Yolculuğun üçte ikisi toprak yollarda geçti. (Bunlara da yol denirse…) Birçok yerde yolları sorarak ilerledik, sonunda aradığımız köyü bulduk.

Doksan beş yıllık bir ömür, son nefeste şahadet kelimesinin ikrarı ile son bulmuş. Ama nasıl bir ömür? Şeyh Abdullah Efendi, özel olarak ilgilenilen bir köyün imamı olan Yakup isimli bir kardeşin babasıydı. Burkina Faso’da muhtelif sebeplerle birçok köye ziyaretimiz oldu. Benzeri bir köye ilk kez yolumuz düşmüştü. Köyde 4 tane küçük şirin minaresi olan ve böylesi bir köy için lüks görünümlü bir camiyi bulduk. Köyde bizi camiden daha önce köyün farklı manevi havası karşıladı. Çok farklı bir yere geldiğimizi anlamak hiç de zor olmadı. Biz geldiğimizde cemaat namazı bitirmişti. Namazdan sonra taziye evine girdik. Tahminimizin çok üzerinde genç ve çocukların oluşturduğu bir kalabalık vardı. Burada bekleyenlerin hepsinin de köylü olmayacağını tahmin etmiştim. Abdestimizi alıp namaz kıldık.

Küllerden fışkıran bir felâh

Camiden çıkıp eve yönelirken, caminin önünde kocaman bir kül yığınının yanından geçtik. Bize rehberlik eden Ebu Bekir kardeşimiz; “Hocam bu nedir?” diye sordu. Ben de “Kül… Burada ateş yakılmış olmalı ya da bir başka ateşin külleri buraya taşınmış.” diye cevap verdim. Sonradan verilen bilgilerden öğrendik ki; yanından geçtiğimiz kül yığını, yaklaşık 70 yıldır her akşam yakılan ve ışığından yararlanarak çevresinde halaka oluşturulup Kur'an öğrenilen bir medreseymiş. Afrika’da varlığını duyduğum ama henüz görmediğim bir şeydi bu. Köylü, gündüz işinde çalışır, akşamları meydana yakılan ateşin çevresinde Kur’an dersi talim edermiş.

Kocaman bir orman

Civar köylerden gelip de burada yatılı(!) olarak kalan ve dini tedrisatını tamamlayanların sayısı 3000 kadarmış. Meğer evde gördüğümüz gençler, hâlâ aynı geleneğin öğrencileri. Elektriğin olmadığı köyde tek aydınlanma aracı, meydanın ateşi… Böylesi bir Kur’an hadiminin kabrini ziyaret edip dua ettik. Sahibine kıyamete kadar amel defterinin kapattırmayacak kutlu bir amel…

Buraların genel âdeti ve ellerinde var olan imkânıdır ki, 3000 öğrenciden çok azının eline bir Mushaf değmiştir. Büyük çoğunluk, gece yakılan ateşin kalıntılarını ellerindeki özel tahtada kalem olarak kullanmış ve sabah onunla dersini okumuştur. Türkiye vb. bazı ellerin ulaşmasıyla yeni neslin eline Mushaf değdi. Eskiler, kulaktan ezberledi ve okudular. Bu imkânsızlıklar içinde üç bin kişiye Kur’an ulaştırmak kolay değildir.

Babasının oğlu

Bu arada ilave etmek gerekirse, imamlık görevini yürüten oğlu Yakup kardeşimiz de tam babası gibi. Anadolu deyimiyle “armut dibine düşermiş…” Hâsılı, Şeyh Abdullah Efendi’nin amel defterini kapatmadan sevap hanesinin dolmasını sağlayacak sebepler bir tane değil.

Bazı insanlar vardır, mazeret üretirler. Zorluklar ve engeller, önce onların gözüne batar. Ama işi yapmaya azmetmiş yiğit yürekler için her engeli aşacak bir yol vardır. Anadolu deyimiyle, “Çoban isterse, tekeden sütü çıkarır.” Şartlar çok zor olabilir, insanlar buna destek olmada duyarsız davranabilir. Önemli olan buna bir çare üretip yola revan olmaktır. Allah, yola çıkan hiç kimsenin salih amellerini ve niyetini akamete uğratmaz.

Kefen ve tabutlarıyla kıtayı kuşatan Hıristiyan misyonerleri, ne silahla engellendi ne de kavgayla uzaklaştırıldı. Şeyh Abdullah Efendi misali hayatını adamış yiğitler, İslam’ın sağlam birer kalesi oldular. Dile kolay, her nevi sıkıntının içinde bu kadar öğrenciyi Allah’ın arzına salmak…

Elindeki şartları beğenmeyen, sürekli bahane üreten modern çağın öğretmen ve öğrencilerine ithaf olunur…  

Bir saat kadar kaldığımız bu köyde yüreğimi unutmuşum. 3000 hafızın gece karanlığındaki sadası arasında kalakaldı. Yol uzun ve almaya gidemeyeceğim. Şeyh Abdullah Efendi’nin kabri yanında bir özel günü bekleyecek…

 

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2017, 15:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cihad
Cihad - 2 yıl Önce

Yazı okununca , maşaallah denir ve susulur.Hayat, Adam, İslam bu yazıda anlayana!

Rüzgar
Rüzgar - 2 yıl Önce

Ülkemiz de de var böyle mübarek isimler. Ama kimsecikler ne takdir eder ne de selam verirler. Bir Vehbi hoca var mesela Darıca taraflarında o bölgenin ilk Kuran kurslarını ilk manevi sohbetlerini o başlatmıştır yıllar önce. O bölgenin islam şuuruna kavuşmasına o vesile olmuştur. Bugüne kadar onun kurslarında yüzlerce Kuran talebesi hafız çıkmıştır. Ama Vehbi hoca kimsenin adamı ve dünya adamı olmadığı için dünyaya değil ahirete çalıştığı için dünyadakilerden ona hayr gelmez vesselam.

Deniz
Deniz - 2 yıl Önce

Keşke bir video çekseydiniz de duysaydık o alevin etrafını kuşatmış mübarek sadalarını

banner8

banner19

banner20