Afrika'da Sanki Yedim Camii

''İçinde bir namaz kılmanın henüz nasip olmadığı bizim ellerin şaheser örneği, Afrika’da hem içimi sızlatan hem de yürek kabartan bir örnek olmuştu. Attığınız bir tohumun beş bin kilometre uzakta bile nasıl dal verdiğini bir daha müşahede etmiş oldum.'' Haşim Akın yazdı.

Afrika'da Sanki Yedim Camii

Bir caminin hangi özelliği sizi heyecanlandırır? Mimarsanız, onun yapısına bakarsınız. İşiniz nakkaşlık ise, süslemeler sizi celbeder. Ama bütün mescitlerin secdegâh olduğunu da biliriz. Bizi rengi ve deseni değil, orada kalbe verdiği huzur ilgilendirir. Bir dostum, Osmanlı bakiyesi bir cami için, “Faiz parasının değmediği bir camidir orası, orada ayrı bir huzur hissedeceksiniz.” derdi.

Geçen hafta Burkina Faso’nun bir köyünde cami açılış merasimi vardı. Bu köye yakın zaman önce ilk kez bir cami yapılmış ve yapılan bu camide, cuma namazının kılınabilmesi için açılış töreni yapılacak. Genel bir törenle halka ve çevreye ilan edilmezse burada Cuma namazı kılmıyorlar. Biz de davet üzerine bir grup arkadaşla beraber köydeki caminin açılış törenine katılmak üzere yola çıktık. Yola çıktık dediysem, asfalt yollardan değil elbette. Belirli bir asfalt bölümden sonra dere- tepe giden zorlu bir kara yoluna alıştık.

“İstanbul’da bir cami” mi?

Cuma namazından önce konuşmalar yapıldı ve kalabalık bir cemaatle cuma namazı için camiye girdik. Cami deyince, Sultanahmet, Süleymaniye falan hayal etmeyin. Küçük bir köy camisi işte. Ama cemaati almayacağı düşünüldüğü için dışarıda erkek ve hanımlar için ayrı ayrı gölgelikler yapılmış. Civar köylerden de gelenler olduğu için içerisinin alması da mümkün değil.

Ama beni hayrete düşüren ve duygulandıran şey, hutbenin içeriği oldu. Burada hutbeler hem Arapça hem de yerel dille (morece) okunuyor. Hutbe okuyan hoca efendi, bir caminin açılışında elbette camiden bahsedecek. Onun varlık nedenini, faziletlerini izah edecek. Buna ait ayet-i kerime hadis-i şeriflerle girizgâh yaptı. Buraya kadar normal. Ama az sonra, “Sevgili Müslümanlar! Türkiye’de, İstanbul'da bir cami var; biliyor musunuz?” diye başladı. Doğal olarak ben de birden dikkatimi toplayıp, İstanbul'daki o cami ile ilgili tahminlerimi zihnimden sıralamaya başladım. Ayasofya olabilirdi mesela… Ya da Sultanahmet veya Süleymaniye neden olmasın? Derken bambaşka bir cevap çıktı: “Sanki Yedim Camii…” Mimari özelliğinden daha çok paranın temin şekliyle temayüz etmiş bir cami… Bu caminin hangi şekilde yapıldığını anlattı. Banisinin nasıl da yemeden yemiş gibi kendini geçiştirdiğini, ama bununla arkasına bir cami bıraktığını örnekledi.

Atılan bir tohum 5 bin kilometre uzakta bile yankı buluyor

Afrika'nın cebinde kuruş parası olmayan, karnını zar zor doyuran insanlarına farklı bir örnekti bu cami… Toplumunun medeniyet algısına ve ahiret bilincine ait muhteşem buluşu ve diğerkâmlığın destansı örneğiydi. Ardına sadaka-i cariye bırakabilecek imkânı olmayanlar için bile, bir çıkış yolu… Mazeret saymak yerine, kendinden kısmanın, bu yolla başarmanın nadide bir misali… O, Afrika’ya bile bir örnek olarak uzanmıştı.

İçinde bir namaz kılmanın henüz nasip olmadığı bizim ellerin şaheser örneği, Afrika’da hem içimi sızlatan hem de yürek kabartan bir örnek olmuştu. İmam efendi önce Arapça olarak, sonra da yerel dille, Sanki Yedim Camii’nden bahsetmeye başladı. Arzu ederlerse insanların nasıl da kendilerine yeni ve farklı bir dünyayı şekillendirebileceklerine dair bir örnek olarak sundu. Köylerine hediye edilen bu caminin bundan sonraki bakımı için gene hayır sahiplerini beklemeden kendi yağlarıyla kavrulabilmenin örneğini verdi.

Bu satırları okuyan birçok kardeşimiz bu cami hakkında az da olsa malumat sahibidir. Size bu camiyi ve hikâyesini anlatmayacağım elbette… Ama attığınız bir tohumun beş bin kilometre uzakta bile nasıl dal verdiğini bir daha müşahede etmiş oldum.

Cumanın sonunda, sanki o camiyi yaptıran bendim.

 

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2016, 13:35
YORUM EKLE

banner19

banner13