Afrika'da Bir Damlanın Yeşerttiği Umutlar

''Siz bu köye nasıl bir iyilik yaptığınızı bilemezsiniz. Bizim köye en yakın su kaynağı 10 km ileridedir. Bizim köyün kadınları her sabah su için yola çıkar. Kimi eşeklerle, ama çoğu da yaya olarak eve dönerler. Bizim hayatımız bu çileyle geçti. Şimdi siz ne kadar çok dua alacaksınız.'' Haşim Akın yazdı.

Afrika'da Bir Damlanın Yeşerttiği Umutlar

İsmet Özel, bir şiirine şöyle başlar: “ ‘İnsan, dört şeyle kaimdir’ derdi babam/ Su, toprak, ateş ve hava…” Biz bunlara “anasırı erbaa” deriz. İnsanı ve evreni oluşturan en temel maddelerdir. Atalarımız, “Su gibi aziz ol!” diyerek hayır duada bulunurdu sevdiklerine…

İslam medeniyeti her gittiği yere önce hayat vererek ilerledi. Çeşmeler, su yolları… Birer can damarı oldu onlar için. Çeşmeler bugünden yarına birer iz oldu. Sadece insanı değil, diğer canlıları da düşündü ve onlar için de çözümler üretti.

Gittiği her yeri tarumar etmekle ün kazanmış batıl Batı medeniyeti, imar etmeyi düşünmemiştir. Daha çok var olanı tarumar etmeyi denemiş, ekini ve nesli tarumar etmiştir. Birilerinin ölümünden kendine hayat devşiren zalimler, suyu bile tüketmekle övündüler.       

Suya muhabbet

Geçen hafta Burkina Faso’da bir köydeki kuyu açılışına katıldık. Köyün girişinde sıra olmuş bize sevgi gösterisinde bulunan köylü kadınlarını anlamak çok da kolay olmamıştı. Onların köye yapılan bir kuyuya çok sevineceklerini biliyorduk elbette. Ama abartı mı vardı? Anlayamadığımız bir şey mi?

Ayrılmaya yakın bir zamanda, yaşı doksanları bulmuş bir ninenin sözleri çok şey anlatmaya yetiyordu. “Bakın evladım!” diye başladı. “Siz bu köye nasıl bir iyilik yaptığınızı bilemezsiniz. Bizim köye en yakın su kaynağı 10 km ileridedir. Bizim köyün kadınları her sabah su için yola çıkar. Kimi eşeklerle, ama çoğu da yaya olarak eve dönerler. Bizim hayatımız bu çileyle geçti. Şimdi siz ne kadar çok dua alacaksınız…” Evindeki musluktan hem soğuk, hem de sıcak suyu bulmaya alışmış modern insan suyun yokluğunu bilmez.

Nimeti anlamak başka bir erdem mi?

İnsan yaşamı için olmazsa olmazların başında gelen su, bizim için çok rutin olsa da, onlar için çok farklı bir unsur. Mahalle içinde açılan bir kuyu bile saatlerce başında beklemeyi gerektirir. 70 metre derine vurulmuş ve ancak 50 metre aşağıdan tulumba ve el gücüyle gelen su, hayata can verir.

Tatlı suyu ayrı, arıtılmışını ayrı kullanan, çeşmenin suyunu bile beğenmekte sıkıntı duyan bizler için var olan seçme hakkı, onlara yok. Aylar önceki yağmurdan kalmış, içine her türlü insan ve hayvan atığının bolca karıştığı suların nasıl kullanıldığı gördüm. Elektriğin girmediği bu köyde sular kuyudan getirilecek, toprağa gömülmüş özel küplere boşaltılacak, daha Şubat ayında termometrelerin 42 dereceyi gösterdiği iklimde buz gibi içecek. Gözlerini ufka dikip, “Ya rabbi yüz yıllardır yaşadığımız sıkıntıyı bitiren kullarının her ne sıkıntısı varsa, sen de onlara yetiş, içlerini serinlet, önlerini aç…” diye dua edecek. Az verip çok kazanmak dedikleri bu olsa gerek…

Hele bir de birkaç top gençlere hediye edilmiş, onlarla on dakikalık maç yapmışsanız… Birer küçük şekerle bile önce ağızlar, sonra gönüller tatlanmışsa… Uzaklardan kendileri için gelmiş “kardeşlerinin” olduğunu fark etmişlerse… Bu mutluluğun tarifi yapılamaz.

Su, sadece kara kıtada kuruyan dudakları ıslatmaz. Sizin de gözünüzü ve gönlünüzü ıslatır. Su hayattır. Hem bu dünyada hem de ahirette hayattır. Allah, cennetin tasvirine altından ırmakların aktığını vurgulayarak başlıyor. Demek insanı cezbediyor suyun şırıltısı...

 

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2016, 16:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26