Adeta Diri Diri Gömülenler Mezarlığı

İstanbul’da tek suçu turist ve paraya tahvil edilebilecek bir potansiyeli taşımamak olan binlerce tarihî eser, paha biçilemez olmalarına rağmen çürüyorlar. Tarihî mezar taşları da şehrin her noktasında bu eziyeti çeken ve her geçen saatte birkaçı daha geri gelmesi imkânsız biçimde yok olan unsurlardan biri. Sadullah Yıldız yazdı.

Adeta Diri Diri Gömülenler Mezarlığı

Genel olarak ‘tarihimizle barışıyoruz’ şeklinde meşhur olan söylemi, politik arenada kazanılan ve Müslümanlar’ın lehine gözüken birtakım zaferler dışında herhangi bir şeyle destekleyemiyoruz. Bu da tek sütunla bu kadar iddialı bir cümleyi ayakta tutabilmenin bir vehim olduğu düşüncesini doğuruyor.

Sürekli tarihimiz ve şanımıza vurgu yapıp her gün biraz daha köksüzleşiyoruz. Sürekliliği köksüz bir vizyonla sağlamaya çalışmak herhâlde ilk defa bizim denediğimiz bir iş olsa gerek. Bunun işe yarayıp yaramadığını göreceğiz ama daha önemlisi, yakında vurgulayacağımız bir tarih de kalmayabilir. Bu iddia size abartılı gelmesin; ecdattan teslim aldıklarımızın ne kadarını koruduğumuzu özetleyen kabataslak bir hesap bile tehdidin artık dibimizde değil, tam bağrımızda olduğunu gösterebilir.

Neyimize güvenip de mezarlıklarımızı gözümüz gibi korumuyoruz?

İstanbul’da tek suçu turist ve paraya tahvil edilebilecek bir potansiyeli taşımamak olan binlerce tarihî eser, paha biçilemez olmalarına rağmen çürüyorlar. İnsan bu terk edilmişliği düşünürken öyle bir zihin girdabına yakalanıyor ki, nihayet “bu eserleri bari yabancılara verelim de onlar itina göstersin” diyesi geliyor.

Tarihî mezar taşları da şehrin her noktasında bu eziyeti çeken ve her geçen saatte birkaçı daha geri gelmesi imkânsız biçimde yok olan unsurlardan biri.

Tarihî mezarlıkların neden önemli oldukları bir mesele; bu kadar ciddi ve insanı hâlden hâle sürükleyen başka bir güzelliğimiz olup olmadığı başka bir mesele. Neyimize güvenip de mezarlıklarımızı gözümüz gibi korumuyoruz? Bu çok önemli bir soru ama cevabını zor sanmayalım: Hiçbir şeye.

Tarihimize nasıl geri dönüşü olmayacak şekilde sırt döndüğümüzü görebilmek için şimdi Edirnekapı’ya bir uğrayalım. Edirnekapı’da olup biten şey bir tarih katliamı olmaktan daha ileri boyuta varmış. Ortada bir tarih var gibi gözükmüyor artık. Biz bir şeylere arkamızı epey yaslamışız lafa gelince ama o şeylerin arkamızda olup olmadığından bile haberdar değiliz. Yoklar. Çoktan gitmişler.

Mısır Tarlası Mezarlığı

Sanki son ziyaret eden insanın ayak basışı üzerinden uzun yıllar geçmiş gibi atıl ve metruk bir hâlde bu mezarlık. Burada binlerce mezar var. Belki on binlerceydi ve şimdi tahminimizi binlere daraltmaya mecbur kaldık. Çünkü şu an görülenin uzun zamandan beri görülmekte olduğu besbelli ve buradan ne kadar mezar kitabesi ve başlığının kayıplara karıştığı yahut tamir edilemez hâle geldiğini bilemiyoruz.

Paramparça binlerce narin taş arasında gezerken sürekli durakladım ve ileri doğru bakıp düşündüm: Bunu buraya ne yapmış olabilir? İnsan eline bir balta alıp her kitabeyi kırmaya kalksa bu arazide günler sürecek iş var. Buraya olsa olsa bir dozer girmiş ve taşların üzerinden itinayla geçmiştir.

Etrafta sade ve süssüzlerin yanı sıra bol miktarda kavuklu ve mehib mezar da var. Meşayih ve ulemadan zatlar dahi var. Hatta bazı şeyh efendiler sayesinde bu sahadaki mezarların uzandığı tarihe dair ipuçları bulabiliyoruz. Yanı sırasınca başka birçok heybetli mezarın uzandığı bir büyük sütunlu mezarda dinlenen Melâmi meşayihinden Bursalı Seyyid Haşim Efendi buraya 1677’de defnedilmiş. Takriben 350 yıllık bir kabristandan söz ediyoruz burası için. Gelin görün ki bugüne kadar sağlam gelen Seyyid Haşim Efendi ve diğer dedelerimizin mezarları 3,5 yıl daha dayanabilir gibi durmuyor.

Artık nankörlükten yorulmuş hâldeler

Taşların içinden ve yanlarından -bitki değil- koca ağaçlar büyümüş, mezarların kırık dökük olması bir yana başka eşyalar da bu mezarlar üzerinde parçalanmış ve öylece bırakılmış. Sanki taşlar özellikle tutulup tahrip edilmiş, kitabelerine kasten zarar verilmiş ve perişan edilmişler. Söylemeye dil varmıyor ama burası sanki nice sarhoşa yatak olmaktadır gibi bir manzara var.

Seyyid Haşim Efendi’nin hemen bitişiğine defnedilen kişinin mezar taşı ve şahidesinin yerlerinde yeller esiyor. Belki de şeyh efendinin hanımıydı.

Evliyadan bir başka zat da Abdurrahman Sami Efendi’dir ki mezarı her ne kadar demir kafes içine alınmışsa da uzun zamandır bakımsız olduğu belli.

Burada sade örnekler kadar az süslü taşlar da yaygın ve kırık-okunamaz hâle gelmiş birçoğunu artık sayamazsak da hemen hepsinin yazısı var. Evet, birçoğu bundan böyle okunabilir durumda değil. Okunabilecek durumda olanlar da yakında okunamayacaklar.

Çok süslü örnekler nadiren de olsa bulunuyor. Aişe Hanım ve şürekası, ortası kırmızı ve temsilî cennet meyveleriyle dolu kitabeleriyle ziyaretçilerini üç yüz yıldan beri selamlıyorlar ama artık nankörlükten yorulmuş hâldeler. Güçlü bir fırtınanın nihayetinde kale kapısı olmayan bu narin işlemeli sanat eserlerine son darbeyi vurmasını bekliyorlar.

Gayrimüslim mezarlığı olması mı gerek korumak için?

Uzun bir mesai harcayarak burada ecdadımızın kabirleri arasındaki uhrevî havayı teneffüs etmek, sonra her birini detaylarıyla fotoğraflayıp kimliklerini kayda geçirmek, elbette bunu da mezarların bakımı halledildikten sonra yapabilmek ne iyi olurdu. Edirnekapı’daki bu tarihî kabristanda mezarların yerleri çoktan kaybolmaya başlamış, yerinde sağlam durabilen mezar taşı sayılabilir miktara kadar azalmış ve toprağa gömülmekten pek azı paçayı kurtarabilmiştir.

Şehrin en kıymetli tapusu durumunda olan mezar taşlarının üçü beşi belki yakıyordu sadece ama yüzlercesini harap hâlde görmek insanın yüreğini kavuruyor. Bu kadar değerli bir şeyi hepimizin önceliği durumuna getirmek ve hesabını sormak için ne olması gerekiyor? Gayrimüslim mezarlığı olmaları mı?

Memlekette tarihin can çekiştiğine dair bir endişeniz varsa sizi rahatlatayım: Artık o kadar da çekişmiyor…

Haber içindeki fotoları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

Haberin fotogalerisi için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/foto/10403/adeta-diri-diri-gomulenler-mezarligi-misir-tarlasi-mezarligi

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 19 Ekim 2016, 09:41
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Safiye
Safiye - 3 yıl Önce

"Sanki son ziyaret eden insanın ayak basışı üzerinden uzun yıllar geçmiş gibi " satırlarını okuyunca içim burkuldu. 2011 de yakınımı defnettik. Gün aşırı gittiğim bir mekan oldu. Her gün orda ziyaretçi olurda 300 yıllık mezar taşlarına kabirlere fatiha okumaktan başka bişey gelmez elimizden.Ara ara aratırım googleden ne olacak restorasyon başlayacak mı diye. Ellerinize sağlık. Bizler her gidişimizde bunun üzüntüsüyle ordan ayrılıyoruz.

Cihat
Cihat - 2 yıl Önce

Guzel dusunceniz ve duyarliliginiz icin Allah razi olsunKesinlikle katiliyorum.Gecmisini bilmeyenin gelecegi olmaz.!

banner19

banner13