Gerçek erdemlilik cennete dönük yüzümüzdür

İnfak etmek yani paylaşmak, vermek, sadece zahiri bir boyut taşımaz. İnsanoğlu, sahip olduğu, daha doğrusu sahip olduğunu sandığı malından, servetinden, kazancından, sağlığından, dostluğundan yani her ne veriyorsa, inançla ve erdemle verdiği zaman infak edilen her ne ise, metafizik bir boyut kazanır. Sahip olmanın gerçek adıdır infak. Ötelere doğru adım almak, Ahiret âlemine önceden hazırlanmış azıklar göndermektir.

“Gerçek erdemlilik, yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir; ama gerçek erdem sahibi, Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, vahye ve Peygamberlere inanan, servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da- akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, (yardım) isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayan; namazında devamlı ve dikkatli olan arındırıcı (mali) yükümlülüğünü ifa eden kişidir ve (gerçek erdem sahipleri söz verdiklerinde sözlerini tutan, felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir: İşte onlardır sadakatlerini gösterenler ve işte onlardır Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar.” (Bakara,177)

Sonsuzluğun sahibinin, Sahip, Sâdık, Ganiyy, Zekiyy, Vâsi, Şekûr mübarek adlarıyla müsemma, asıl veren olduğunu içselleştirerek, bilerek verirsek, o zaman; dünyeviliğimize manalı bir izdüşüm kazandırmış oluruz. Bu anlamda, infak; madde boyutunu, mana boyutuna taşıyarak, dünyalık metaımıza anlamlı bir ivme kazandırmaktır.

Öncelikle, infak etmenin, paylaşmanın arka planını güçlü referanslarla oluşturur,  şuurlu, muhlisine, muhsinlerden olarak, neyi ne için verdiğimizi bilerek inşa edersek ancak bu ibadet ötelere taşınır, anlam kazanır.

Allah (c.c) Zekiyy’dir. Temiz ve pak olandır. Biliriz ve inanırız ki, O, Subhan’dır, tüm noksanlıklardan, sehivlerden, hatalardan münezzehtir. Yüce Rabbimiz pak ve temiz olduğu için, temiz olmayı ve temizlenmeyi emreder. Taha Suresi’nde (75): “Ama kim de (sahibine) erdemli işler yaptıran bir iman ile Rabbine kavuşursa, işte en yüce makamlar onların olacaktır. (76) Mutluluğun üretildiği, içerisinden ırmakların çağladığı, girenin bir daha çıkmadığı cennetler… İşte bu da, arınan kimselerin ödülüdür.”

Şükür makamında, bize verilen nimetlere anlam kazandıracak karşılık da, şükrümüzü eda edersek ancak Şekûr olan Rabbimizin rızasını kazanırız. Her nimetin arınması, infakı, kendi cinsiyle olduğu müddetçe anlam kazanır ve şükür ibadeti adresini bulur. Sağlık nimetinin şükrü, ibadetle, taatla, Allah yolunda, O’nun rızası ve dini için çalışmakla olur. Mal nimetinin şükrü; “Rabbim bana verdiğin nimetler için şükr olsun.” diye ellerimizi semaya açıp, kuru bir niyazla olmaz.

Servet infakla temizlenir

Mal, servet, meta nimeti ancak ona yakışır şükürle eda edersek temizlenmiş olur. Malımızda hakkı olan, yetimi, yoksulu, yolda kalmışı, hısım akrabayı, ilim yolcusu garibi nasiplendirmekle olur. Bilmeliyiz ki, bizim olanı vermeyiz aslında. Verdiğimizi sandığımız, bekçiliğini yaptığımız, bir gün bırakıp gideceğimiz, zerre miktar yanımızda götüremeyeceğimizdir.

 Verdiğimizi, kendimizden verdiğimizi sanarak hissettiğimiz, yüreğimizi kirleten o yalancı gurur, içimizi bir hoş eden kahrolası kibir, zedeler, yaralar vermenin erdemli duruşunu. Oysa sahip olduğumuzdur verdiğimiz. Vermek arınmak, vermek arı duru bir yaşantıyı adımlarken, saadet anahtarına sahip olmaktır.

“Eğer siz Allah’a şükreder ve iman ederseniz, Allah size azap edip de ne yapsın? Zira Allah şükredenlerin karşılığını her zaman veren ve her şeyi bilendir.” (Nisa-147) diye buyurur Rabbimiz.

İnfak ederken, kazancımız ve kaybımız nedir? Bunları bilerek vermenin künhüne varırsak, daha bir anlam kazanır eylemimiz. Neyi kazanırız? Veren insanın kazancını ayetler öyle güzel anlatır ki;  benim aciz kalemimin dili tutulur bu seslenişler karşısında. Kör, topal kalır, daha bir anlar Söz Sahibi’nin karşısındaki aciz duruşunu.

“İşte bu, Allah’ın iman eden ve o imana uygun eylem üreten kullarına verdiği müjdedir. De ki (Ey Peygamber):‘Bu davete karşılık sizden bir ücret istemiyorum; sadece (Allah’a) yakınlık hususunda tam bir ilgi ve sevgi (uyandırmak) istiyorum! Her kim bir güzelliği bedel ödeyerek gerçekleştirirse, biz ona daha fazla güzellikler bahşederiz: şüphesiz Allah emsalsiz bir bağışlayıcıdır, şükre hadsiz hesapsız bir karşılık veren tek otoritedir.” (Şura, 23)

Vermenin, tarifsiz hazzını ve mutluluğunu tatmış olan kişiyi, artık durdurmak ne mümkündür. O Şekur olan Rabbine şükür makamında, verdikçe bereketlenen, çoğalan, ırmaklaşan bir hal ile verir. Artık O, sonsuzluk ikliminin, huzur sağan meltemlerinde, paylaşan, dağıtan bir mutluluk ve huzur sakasına dönmüş, saadet anahtarını ele geçirmiştir.

Malın, servetin, dünya metaının karşısında iki büklüm olmuş, zaaflarına ve sonsuz ihtiyaçlarına, nefsini sağlam zincirlerle bağlamış modern insanın aksine, artık onun dünya ve Ahiret algısı apayrı bir anlam kazanmıştır. Gerçek manada imanı yüreğine içirmiş, vermenin erdemli duruşunu yakalamış, dünya metaını elinin tersiyle itmiştir. O bilir ki, sahip olduklarının sahibi değil, şahididir. Bu dünyadan göçerken, sahip olduğu tüm dünyalıklar, ancak buraya aittir, giderken zerre miktar yanında götüremez. Ancak, yürekten, gurursuz ve kibirsiz, erdemli ve izzetli bir şekilde verdikleri ve salih ameli müstesnadır. Gerçek veren, sahip olan, Şekur olan, Zekiyy olan, her şeyin dizginini elinde bulunduran, hazineler sahibi, her mekânda hazır, Hâkimi Zül Kemal olan Rabbimizdir.

Sadece verdiğimiz bizimdir

Yaptığın alışveriş, hayırlara dönüşüyorsa anlam kazanır, ötelere taşınır. Verdiklerindir seninle gelecek olan. Nârı nura çeviren bir eyleme dönüşüyorsa vermelerimiz, azığımız da onlar olacaktır.

Nârı nur eden, yerlerin, göklerin, kâinatın, evrenin sahibi olan Allah’ım! Kimsesizlerin, gariplerin, ümitsizlerin, zenginlerin, cömertlerin, cimrilerin gerçek sahibi olan, Refik olan, Habib olan, Vedud olan Rabbim! Mutlak zenginlik ve güzelliğin sahibi Ganiyy olan Rabbim!

“Fakat yine de sizden cimrilik edenler var: Ama kim cimrilik ederse, bilsin ki kendine cimrilik ede; zira Allah kendi kendisine yetendir, ama sizler O’na muhtaçsınız.” buyuruyorsun Muhammed Suresi’nde.

Bizleri cimrilik hastalığından muhafaza eyle, bizlere saadet anahtarı olacak cömertlik nasip eyle. Gerçek verenin sen olduğunu bilerek, izzetle vermeyi ve izzetle almayı nasip eyle… Vefiyy, sadakat sahibi olan Rabbim!

“Allah yolunda sarf ettiğiniz her şey, size tamamen ödenecektir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal, 60) diye buyuran, Vasi olan, kullarına verdiği sözde sadık olan Rabbim! Senin rahmetine güvenenleri, hikmetine dayananları, af ve ümit kapında bekle-yenleri, asla yüz üstü bırakmayan Refiki Âlâ olan Rabbim! Bizlere vermenin ve almanın erdemli mutluluğunu yaşat. Bizleri veren eller eyle…

Maddi infaklarımızın yanında, dostlara, kardeşlere, tüm ihtiyaç sahiplerine, yüreklerimizi, dertlere derman olacak duyarlılıkla donatarak, sevgi ve merhamet köprüleri kurarak, manevi infaklar nasip eyle…

Dost ve yarenlerin yüzlerini, sürur ve sükûnla donatacak manevi infaklarımızı şifa eyle, dertlilere derman eyle, gönüllere huzur eyle…

“Komşusu açken, tok yatan bizden değildir.” diye buyuran, Allah’ın kulu ve resulü olan Nebi’nin infak ahlakını düstur edinmeyi, dünyaya O’nun gibi bakmayı biz acizlere nasip eyle... Cömertlikte, onun sünnetini ihya edenlerden eyle bizleri.

Bilgi hamallığından, zihin kirliliğine hapsolmuş amellerden sana sığınırız Rabbim!

Sen bizleri, yazanlardan, bilenlerden, konuşanlardan değil, verenlerden, yaşayanlardan, yürekten bağlananlardan eyle Rabbim…

Amin…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Aktaş
Mehmet Aktaş - 1 yıl Önce

Eline yüreğine sağlık Kardeşim.