Gelmiş geçmiş en yenilikçi padişah: Sultan II. Mahmud

          

                                                                              

II. Mahmud, Osman Gazi ve Sultan İbrahim'den sonra Osmanlı'nın son soy atasıdır.

Osmanlı padişahlarının 30. su, İslâm halifelerinin ise 109. su olan Sultan II. Mahmud, 20 Temmuz 1785(13 Ramazan 1199) tarihinde İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda doğmuştur. Sultan Mahmud Han-ı Sânî, Sultan Mahmud bin Abdülhamid ve Sultan Mahmud-ı Adlî olarak da bilinir. Sultan III. Selim'in yeğeni, Sultan IV. Mustafa'nın kardeşidir. Babası Osmanlı'nın 27. padişahı olan I. Abdülhamid, annesi Fransız asıllı Nakşidil Sultan’dır.  Babası I. Abdülhamid Han vefat ettiğinde II. Mahmud henüz dört yaşındaydı.

Sultan II. Mahmud, Osmanlı padişahlarından son altısından ikisinin babası(Abdülmecid, Abdülaziz), dördünün(V. Murad, II. Abdülhamid, Mehmed Reşad, Mehmed Vahdettin) de dedesidir. Osman Gazi ve Sultan İbrahim'den sonra Osmanlı'nın üçüncü ve son soy atasıdır. Sultan II. Mahmud'un eşleri Aşubcan Kadın, Bezmiâlem Sultan, Hoşyar Kadın, Nevfidan Kadın, Nuritâb Kadın, Pertevniyal Sultan, Piruzufelek Kadın, Vuslat Kadın ve Zernigar Kadın'dır. II. Mahmud'un ikballeri ise Hüsnümelek Hanım, Zeynifelek Hanım, Tiryal Hanım ve Lebriz Hanım'dır. Oğulları ise 31. Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid, 32. padişah Sultan Abdülaziz, Şehzâde Murad, Şehzâde Abdülhamid, Şehzâde Ahmed, Şehzâde Bâyezid, Şehzâde Nizameddin, Şehzâde Mehmed, Şehzâde Osman ve Şehzâde Süleyman'dır. Kızları Fatma Sultan, Şah Sultan, Emine Sultan, Ayşe Sultan, Saliha Sultan, Mihrimah Sultan, Zeynep Sultan, Hamide Sultan, Cemile Sultan, Atiye Sultan, Münire Sultan, Hatice Sultan, Adile Sultan ve Hayriye Sultan'dır. İsmi tespit edilemeyenlerle birlikte birkaç kadından, kız ve erkek olmak üzere 36 çocuğunun olduğu rivayet edilir.

Rahat ve özgür bir şehzâdelik dönemi geçiren II. Mahmud, diğer Osmanlı padişahları gibi iyi bir eğitim görmüştür. Bu çerçevede binicilik, atıcılık ve topçuluk eğitimi almıştır. O, aynı zamanda iyi bir kemankeş(okçu)ti. Öyle ki adına menzil taşı bile diktirmişti.

Osmanlı Devleti'nin en yenilikçi padişahlarının başında gelen II. Mahmud, öncelikle Topkapı Sarayı'ndaki Şehzâdegan Mektebi'ne devam etmiştir. Bunun yanında, eğitimiyle bizzat, evlâdı olmayan amcası Sultan III. Selim ilgilenmiştir. Onu adeta evlâdı yerine koymuştur. Kendisiyle siyaset ve diplomasi üzerine sohbetler etmiştir. Yapmak istediği yeniliklerden bahsederek onu Osmanlı tahtına hazırlamıştır. II. Mahmud'un böylesine yenilik yanlısı olması III. Selim'in etkisiyledir. Yenilik merakı ona III. Selim'den miras kalmıştır.

II. Mahmud'un orta boylu, geniş omuzlu, küçük ve zarif elli, sağlam yapılı, beyaz sakallı, uzun kirpikli, iri ve siyah gözlü, zarif ve sevimli yüzlü olduğu söylenir. O, aynı zamanda cesur, adil, sebatkâr, temkinli, zeki, bilgili, yenilikçi, sabırlı ve azimli bir insandı.  Müslüman ve gayrimüslim ayrımı gözetmeden bütün halkını ve maiyetini kucaklardı. Devlet işlerini en ince ayrıntısına kadar titizce takip ederdi. Yabancı dile çok önem verirdi.

Sultan II. Mahmud, 31 senelik padişahlığı süresince başta Alemdar Mustafa Paşa olmak üzere; Memiş Paşa, Yusuf Ziyaüddin Paşa, Laz Ahmed Paşa, Hurşid Ahmed Paşa, Mehmed Emin Rauf Paşa(iki kez), Derviş Mehmed Paşa, Seyyid Ali Paşa, Benderli Ali Paşa, Hacı Salih Paşa, Hamdullah Paşa, Mehmed Said Galip Paşa, Benderli Selim Sırrı Paşa, İzzet Mehmed Paşa ve Reşid Mehmed Paşa adlarında 15 sadrazam değiştirmiştir. Bu da onun istediği düzeyde devlet adamı bulamadığını, adam kıtlığı(kaht-rical) çektiğini gösterir.

Sultan II. Mahmud tahta çıktığında Osmanlılar, Ruslarla savaş halindeydi. O yüzden padişah tahta oturduktan sonra, 1812'de Rusya'yla Bükreş Antlaşması'nı imzalanmıştır. Sıkıntılar hep peşi sıra gelmiştir. Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa isyan etmiş, 1822'de öldürülerek bu isyan bastırılmıştır. Navarin'deki hezimetten sonra Osmanlı Devleti 1830'da Yunanistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır. 1830'da Osmanlı toprağı olan Cezayir, Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyan edip Kütahya'ya kadar gelince Mısır idaresi 1833'te yapılan bir antlaşmayla ona bırakılmıştır.

Sultan II. Mahmud, tahtta kaldığı 31 yıl içinde Balkanlarda Sırp ve Yunan İsyanları, Rus-İngiliz ve Fransız donanmalarının Navarin'de Osmanlı gemilerini yakması, Vak'a-i Hayriye, Tepedelenli Ali ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa İsyanları olmak üzere sayısız badireler atlatmıştır. Bunlara Hicaz, Boğazlar ve Cezayir meselelerini de ekleyebiliriz.

II. Mahmud; Tophane Nusretiye Camii'ni, Arnavutköy Tevfikiye Camii'ni, Eminönü Hidayet Camii'ni, Taşkışla'yı, Alayköşkü'nü ve Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi'ni yaptırmıştır.

II. Mahmud'un tahta çıkışı, Alemdar Vakası ve sonrası...

Bilindiği gibi II. Mahmud'un ağabeyi olan IV. Mustafa, Osmanlı'da en kısa taht hayatı yaşayan padişahlardan biridir. Zira o, darbeyle(Kabakçı Mustafa İsyanı) gelip darbeyle giden bir padişah olarak bilinir. Kendisini Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa tahttan indirmiştir.

Nizam-ı Ceditçiler, III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak için Alemdar Mustafa Paşa öncülüğünde İstanbul'a yürümüş, sonra da Topkapı Sarayı'nı basmışlardır. Bu tavır karşısında tahtta bulunan IV. Mustafa, III. Selim'in ve kardeşi II. Mahmud'un öldürülmesi emrini vermiştir. III. Selim vahşice öldürülmüş; fakat II. Mahmud, cariyelerden Cevri Kalfa tarafından saklandığı için öldürülememiştir. III. Selim'i tahta çıkarmak için bu baskını yapan Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim'in öldürüldüğünü duyunca kahrolmuştur. Daha sonra kendine gelmiş, neticede cariyelerce saklanan II. Mahmud'u çağırarak kendisine biat etmiştir. Böylece II. Mahmud, 28 Temmuz1808 tarihinde, 24 yaşındayken tahta oturmuştur. Tahta oturur oturmaz da kendisine taht yolunu açan Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazam yapmıştır.

Sultan II. Mahmud tahta geçtiğinde İstanbul'da karışıklıklar hüküm sürmekteydi. İlk olarak bunları sükûnete erdirme gayreti içinde oldu. Bu çerçevede 29 Eylül 1808'de Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa, Rumeli ve Anadolu âyanlarıyla Sened-i İttifak'ı imzalamıştır. Bu antlaşmayla birlikte âyanlar kendi bölgelerinin meşru idarecileri olarak tanınmıştır.

Kendisini bir anlamda Sultan III. Selim'in manevî mirasçısı kabul eden II. Mahmud, III. Selim'in gerçekleştiremediği Nizam-ı Cedit Ordusu'nu kurma emelindeydi. Bu niyetini Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa'ya da açmıştı. Fakat ilerleyen zaman içerisinde bunun yerine, yine Nizam-ı Cedit model alınarak Sekbân-ı Cedît kurulmuştur. Başına da Kadı Abdurrahman Paşa getirilmiştir. Bunu duyan IV. Mustafa'nın adamları ve Yeniçeriler, Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa'nın kaldığı Bâbıâli'yi basmışlar, sonra da ateşe vermişlerdir. Padişahtan yardım bekleyen Alemdar Mustafa Paşa, beklediği yardım gelmeyince barut mahzenini ateşe vererek yüzlerce yeniçeriyle birlikte yanarak ölmüştür. Yeniçeriler onu öldürmekle yetinmemiş, ölüsünü bularak ibret-i âlem olsun diye günlerce İstanbul'da dolaştırmışlardır. Daha sonra da cesedi parçalayıp Yedikule dışında bir kuyuya atmışlardır.    Yeniçerilerin tepkilerinin dinmek bilmemesi üzerine Sultan II. Mahmud geri adım atarak Sekbân-ı Cedît Ocağı'nı lağvetmiştir.  Bu hadiseden sonra yenilik hareketleri sekteye uğramıştır. Sadaret Kaymakamı Memiş Paşa'yı sadrazamlığa getirmiştir. Padişah, otoritesini güçlendirince yenilik hareketleri kaldığı yerden büyük bir hızla ve kararlılıkla devam etmiştir.

Vak'a-i Hayriye ile başlayan yenilikler silsilesi ve Sultan II. Mahmud

Sultan II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmayı aklına koymuştu. Bunun için fırsatlar kolluyordu. Nitekim tarihte "Vak'a-i Hayriye" olarak adlandırılan bu olay, Sadrazam Benderli Mehmet Selim Sırrı Paşa zamanında gerçekleştirildi. Önce Eşkinci Ocağı kuruldu. Bunun üzerine Yeniçeriler ayaklandı, kazan kaldırdı. Padişah, Sancak-ı Şerif çıkararak halkı Yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. Binlerce yeniçeri öldürüldü; kardeş kanı döküldü. 16 Haziran 1826'da Yeniçeri Ocağı tarihe karıştı. Onun yerine "Asakir-i Mansure-i Muhammediye" adlı yeni bir askerî teşkilât(ocak) kuruldu.

Osmanlı'da yeni ordunun kurulmasından sonra Avrupa'dan uzmanlar getirildi. Askerî tabip, cerrah ve eczacı yetiştirmek gayesiyle 1827'de Mekteb-i Tıbbıye-i Adliye ve Cerrahhane kuruldu. 1834'te jandarmanın temeli sayılan "Redif Teşkilâtı" oluşturuldu. Yine aynı yıl Mehterhane kaldırılarak yerine "Mızıka-yı Hümâyun" kuruldu. 1835'te Mekteb-i Fünûn-ı Harbiye-i Şahane açıldı. Burada süvari ve piyade subayları yetiştirildi. İlk defa askerî amaçlı nüfus sayımı yapıldı. "Dar-ı Şurayı Askerî" adıyla askerlik şubeleri kuruldu.

Sultan II. Mahmud zamanında yenilikler sadece askerî alanda yapılmadı. Bunun yanında Avrupa'ya ilk defa öğrenciler gönderildi. Orta dereceli okullar olan “Mekteb-i Ulum-ü Edebiye” ve “Rüştiyeler” açıldı. İlköğretim sadece İstanbul’da zorunlu hale getirdi. Salgın hastalıklara karşı karantina uygulaması başlatıldı. Posta teşkilâtı kuruldu. Yabancı dil bilen Müslüman diplomat yetiştirmek için “Tercüme Odaları” oluşturuldu. İlk defa “Takvim-i Vekayı” adlı resmî gazete çıkarıldı. Ayanlık kaldırdı. Köylere “muhtar”, eyaletlere “müşir” atandı. Tımar sistemi kaldırıldı. Müsadere sistemi kaldırılarak özel mülkiyet geliştirildi. Evkaf Vekâleti(Vakıflar Bakanlığı) kuruldu. Pasaport uygulamasına geçildi. Devlet memuru yetiştirmek amacıyla “Mekteb-i Maarif-i Adliye” açıldı. Devlet memurlarının zorunlu ceket, pantolon ve fes giymesi kararlaştırıldı. Feshane kurularak fes üretilmeye başlandı.

Görüldüğü gibi II. Mahmud, Osmanlı modernleşmesinin temellerini atmış yenilikçi bir padişahtır. Onun ölümünden sadece dört ay sonra Tanzimat Fermanı(3 Kasım 1839) 'nın ilân edilmesi tesadüf değildir. Zira o, Tanzimat Fermanı'na giden yolun bir nevi hazırlayıcısı olmuştur. Bu yönüyle bazıları onu "müceddid", bazıları da Batılı icraatları yüzünden "Gâvur Padişah" olarak nitelemiştir. Doğrusu o, ne dinî anlamda müceddit ne de Batılı anlamda gavurdur. O da tıpkı kendisinden evvel Osmanlı tahtında oturan diğer padişahlar gibi ülkesinin menfaatlerini düşünen, elinden geldiğince de bu yolda gayret sarfeden bir kişidir.

Sultan II. Mahmud, Divan tarzındaki şiirlerinde "Adlî" mahlasını kullanmıştır.

Birçok Osmanlı padişahı gibi Sultan II. Mahmud da mahir bir şairdi. O, bu yönüyle devlet adamlığının yanında gönül adamıydı da. Şiirlerinde "Adlî" mahlasını kullanmıştır. "Adaletle ilgili" anlamına gelen bu mahlasın kendisine doğduğunda verildiği söylenir.

İslâm'ın değerlerine ve değerlilerine büyük bir hürmetle bağlı olan II. Mahmud, 1819 senesinde Hücre-i Saadete hediye ettiği şamdanın yanında, Resulullah'a olan hürmetini ve muhabbetini gösteren şu naati de göndermiştir: "Şamdan ihdaya eyledim cüret ya Resulallah!/Muradımdır Ulyaya hizmet, ya Resulallah!//Değildir ravzaya şayeste destavri-i naçizim,/Kabulünde kıl ihsan ve inayet ya Resullallah!//Kimim var hazretinden gayrı, halim eyleyem i'lam,/Cenabındadır ihsan ve mürüvvet, ya Resulallah!//Dahilek, el-eman, sad-el-eman, dergâhına düşdüm/Terahhüm kıl, bana şefaat eyle, ya Resulallah!//Dü-alemde kıl istishab han-ı Mahmud-i adliyi,/Senindir evvel ve ahirde devlet ya Resulallah!"

Sultan II. Mahmud, sanatı ve sanatçıyı seven ve koruyan bir padişahtı. Şairliğinin yanında hattat ve bestekâr da olan II. Mahmud tanbur ve ney çalmayı da bilirdi. Sultan bestekârın bilinen 26 bestesi mevcuttur. Bunlar içerisinde hicaz divanı meşhurdur. Onun musikiyle bu denli içli dışlı olması, büyük bir müzisyen olan amcası III. Selim etkisiyledir. Zira III. Selim, II. Mahmud'un şehzâdeliğinde Topkapı Sarayı'nda fasıllar düzenlerdi.

İyi bir hattat olan II. Mahmud'un hat sanatına olan ilgisi ve sevgisi ta şehzâdelik yıllarına dayanır. Bu alandaki en önemli hocası Mustafa Rakım Efendi'dir. Bunun yanında sarayın hat hocalarından biri olan Kebecizâde Mehmed Vasfi Efendi'den sülûs ve nesih dersleri almıştır. Bunlarla beraber şehzadeliğinin son döneminde bir de hilye yazmıştır.

Yapılan antlaşmalara rağmen Kavalalı'nın ikinci kez isyan etmesi II.  Mahmud'u çok üzmüştür. Kavalalı'nın oğlu İbrahim Paşa, Osmanlı'ya Nizip hezimetini yaşatmıştır. Sultan II.  Mahmud bu ağır hezimeti görmeden, yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak, 1 Temmuz 1839'da, dinlenmek için gittiği kardeşi Esma Sultan’ın Çamlıca’daki köşkünde 54 yaşında vefat etmiştir. Büyük bir cenaze töreniyle, halkın gözyaşları arasında Divanyolu’ndaki türbesine defnedilmiştir. Ne garip bir rastlantıdır ki Sultan II. Mahmud; Temmuz ayında doğmuş(20 Temmuz 1785), Temmuz ayında padişah olmuş(28 Temmuz 1808) ve yine Temmuz ayında ölmüştür(1 Temmuz 1839). Allah rahmet eylesin. Ruhu şâd olsun.

YORUM EKLE

banner19

banner36