Geleneğe yönelik üç tavır

İnsanı ortak tecrübelerden, yaşanmışlıklardan arındırdığımızda geriye ne kalır dersiniz? Tecrübe ve bilgi aktarımında bulunamasak medeniyetler inşa etmemiz, bilim alanında gelişme kaydetmemiz mümkün olabilir mi? Elcevap; elbetteki mümkün olmaz. Gelenek dediğimiz de nesiller, kuşaklar arası bilgi ve tecrübe aktarımını ifade eden bir kavram aslında. Geleneğe, ırsî ya da kültürel müştereklikleri bulunan ve farklı dönemlerde yaşamış insanların ortak katkılarıyla şekillenen bir sosyal miras gözüyle bakmak gerekir.

Gelenek; birçoğumuzun zihninde olmuş bitmiş, kemale ermiş, bu yönüyle dokunulmaz ve muhafazası gereken bir kutsal yapı olarak karşılık bulur. Esasında gelenek; yaşayan, nefes alıp veren, zayıflayan veya güçlenen canlı bir organizmayı andırır. Onun, işlevini yerine getirebilmesi kendini yenileyebilme kapasitesiyle yakından ilişkilidir. Eğer gelenek bu dinamizmini kaybederse ölmüş demektir ki ölü bir geleneğin bize hayat verme imkânı yoktur.

Geleneksiz gelecek olmayacağı; ancak geleneği kutsallaştırmanın da bizi gelecekte birçok müşkülle karşı karşıya getireceği açık. O halde gelenekle ilişkimiz nasıl olmalı? Burada genel mânâda üç tür grupla karşılaştığımız söylenebilir. Birincisi geleneğe düşmanca yaklaşan ve onu yok etmeye ya da yok saymaya çabalayanlar; ikincisi geleneği kutsallaştırıp onun konforunu yaşayanlar; üçüncüsü ise geleneği yaşatmaya, ona omuz vermeye dönük bir çaba ve gayret içinde bulunanlar. Bunların içinde en doğru tavrı sergileyenler üçüncü kategoridekiler hiç şüphesiz.

İlk gruptakiler, daha çok yüzünü Batı’ya çevirmiş, oraya ait modern anlayış ve söylemi benimsemiş, yaşadığı toplumun değerleriyle problemi olan kişiler. Bu kişiler yaşadığı ve yetiştiği coğrafyanın bağlarından kendilerini koparmaya çalışan, bunu yaparken de geçmişi kötülemeyi kendine görev addeden bir tavra sahipler. Bu sebeple gelenek kelimesi onlar için bağnazlık, gericilik, ilkellik gibi anlamları çağrıştırıyor. Geleneği temsil eden ve onu savunan kişileri geri kafalı, yobaz olarak görüyorlar. Gelenek kelimesine ilişen her ne varsa onu toptan reddetmek temayülündeler. Bu kişiler bir cellat gibi geleneğin kellesini alma derdindeler. Aslında onların karşı olduğu geleneksel gelenek; zira hayran oldukları, özlem duydukları Batı da bir gelenek üzerine oturuyor. Modernite de kendine ait bir gelenek oluşturuyor.

İkinci gruptakiler, gelenek adına kendilerine ne intikal ettiyse noktasına virgülüne dokunmadan onu uygulamaya çalışan kişiler. Bu kişiler yapılacak her şeyin yapıldığı, söylenecek her sözün söylendiği şeklinde gizli bir kabule sahipler. Bu sebeple düşünmek, üretmek, yeni sorunlara yeni çözümle bulmak, geleneği ayıklamak, ona yeni şeyler eklemek gibi dertleri yok. Elde ne varsa onunla yetinmek niyetindeler. Gelenek onlar için kutsal bir alan ve onu dokunanın, hatta sorgulayanın canına okumak gibi katı bir tavra sahipler. Bu kişiler geleneğin ürettiği konfor alanını kullanmayı adet edinmişler. Gelenek, kapalı bir kutu gibi onlar için ve orada kendilerini güvende hissediyorlar. Dışarıda ne olup bittiğinin, hayatta nelerin değiştiğinin pek bir önemi yok. Bu grubun içinde geleneğin üzerine kurulanlar, gelenek üzerinden kendilerine imtiyaz sağlayanlar da var tabi ki. Kısacası bu grup geleneği donuklaştıran, geleneğe yük oluşturan bir tavrın sahipleri.

Geleneği muhafaza etmek adına ona toz kondurmayanlar aslında bilinçsizce onun ölümüne sebep olmaktalar. Bu yönüyle geleneğin konforunu yaşayan bu kişilerle geleneği yok sayan ve onun kökünü kazımak isteyen karşı cenah arasında çok da fark olmasa gerek. Aralarındaki tek fark şu ki biri geleneği severek diğer ise döverek öldürüyor.

Üçüncü gruptakiler ise orta yolu tutanlar, gerçek anlamda geleneği sahiplenen, onu yaşatmaya çalışan kişiler. Bu kişiler geleneğin bir toplum için ne denli önemli olduğunun farkındalar. O sebeple ona toptan karşı çıkanlara, yok sayanlara yönelik güçlü itirazları var. Bununla birlikte bu kişiler geleneğin kutsallaştırmasına ve donuklaştırılmasına da karşı çıkıyor. Zira gelenek sadece geçmişe ait bir kavram değildir; o, kendisini tevarüs eden insanların ortak çabasıyla ayakta kalan ve işlevini yerine getiren bir yapıdır. Bu gruptakiler geleneğe bu gözle bakarlar, ona yeni bir nefha olmanın fikirsel ve eylemsel çilesine talip olurlar. Bu kişiler hem geleneği sorgular ve ayrık otlarını ayıklar hem de ona geleneğin temel ilke ve değerlerini gözeterek eklemeler yapar yeni işlevler yüklerler.  Onların derdi geleneğin konforunu yaşamaktan ziyade geleneği diri ve dinamik kılabilmek; geleneği dünde bırakmak yerine onu bugünle buluşturabilmektir. Bu kişiler konformist değildir. Geleneğin üstüne kurulmak gibi bir dertleri yok. Bilakis onlar alta girip geleneğe omuz verirler. Geleneği bugünün insanın istifadesine sunmaya çabalarlar. Nurettin Topçu, Muhammed İkbal, Necip Fazıl gibi yakın dönemin fikir ve gönül adamları burada hemen aklıma geliveren isimler. Sayılarının ve sa’ylarının artması niyazıyla.

YORUM EKLE

banner19

banner36