Freni patlamış kamyon

Bu garip dünyada anlamakta ve zihnimizde sağlam bir yere oturtmakta zorlandığımız ne kadar çok ilginç olay yaşıyoruz değil mi? Son zamanlarda ülkemizde İslâmi düşünce ve yaşamdan bir uzaklaşma var. Maalesef bu durum acı bir gerçek... Hatta dini hayatlarında dikkatli ve müstakim anne- babaların evlatlarını başka yollarda görmek de mümkün oluyor.

Bu olaylar incelendiğinde altında birçok değişik sebebi bulmak mümkün olabiliyor. Aslında herkesin de ayrı bir hikâyesi var. Çoğunu dinlerken gülmemek için insan kendisini zor tutuyor. Kimi camideki imama kızmış, kimi oradaki bir amcaya sinirlenmiş, başkası sakallı ve namazlı olan bir komşusuna küsmüş... Anne babasının bir davranışıyla namaza mesafe koyanlar veya ezan okuyan müezzini beğenmeyenler...

Son zamanlarda en çok dillendirilen mazeretlerden birisi de içinde başka bir garabeti barındırıyor. “İslâm çok yasakçı(!) bir din. İçinde haramlar var, mekruhlar var, adaba uygun değil diye yapılması hoş karşılanmayan bir sürü davranış var. Oysaki insan özgür olmak istiyor. İnsan özgürlüğü kadar insandır. İnsanlar bu sınırları ve etik değerleri kendi içlerinden ve özgür iradeleriyle koymalıdır. Dış etkenlerden kaynaklı yasaklama girişimleri, onları bu davranışlara doğru daha da kamçılamaktadır...” yani haram ve mekruh gibi kavramları yok(!) edersek bunlar çok güzel ve sağlam birer Müslüman olacak.

Onların bu savunmalarını bazen kendi evimizdeki evlatlarımızdan, dizimizin dibinde yetişen öğrencilerimizden bile duyabiliyoruz. Genelde de “ben kendim(!) için istemiyorum. Ama böyle diyorlar. Onların mantığı içinde haksız değiller hani...” diye de savunma gelir hemen.

Şimdi sizlere Burkina Faso’da daha yakın zaman önce Müslüman olan iki gencin serüvenini anlatayım da arada bir kıyaslama yapma imkânımız olsun.

Bir köyde Cuma manamızı kıldık. Namaz sonrası cemaatle biraz hasbihâl ediyoruz. Bizim genç imamla beraber dışarıdan iki genç geliyor. Yüzlerine bakınca anlıyoruz ki bunlar yeni Müslüman olacaklar. Alınlarında imanın eseri ve yüzlerinde nuru yok. Oturdular. Az sonra da konuyu tekrar öğrendik ve Kelime-i Şehadet okuduk. Birisinin adı Abdülaziz oldu. Gençler Fransızca biliyor. Abdülaziz yakındaki bir şehirde ticaret ile uğraşıyormuş. İnşaat malzemesi satıyor. Başkalarından özel bir davet almadan Müslüman olmak istemiş. Kendisi bu köyde doğmuş. Aslında mescidin içinde onu tanıyan kimse de yok. Aynı köylü olsalar da buranın köy yerleşimi, kabilecilik anlayışları ve delikanlının şehir dışındaki tahsil ve işi nedeniyle de bunlarla tanışmamış. Yani aslında yabancı sayıldığı bir yerde şehadet okuyor.

Biz onun bu şehadetinden ve tertemiz sayfayla kardeşimiz olmasından memnunuz. Ancak merak ettiğimiz başka bir nokta var; “Onu buraya getiren sebep ve şahıs kimdir?” doğal olarak bu merakımızı gidermek için de sorduk; “Niçin Müslüman olmaya karar verdin?” Bu sorunun cevabı için çok da uzun düşünmedi. Yani zihninde bunun cevabı hazırmış. “Müslüman olursam hayatım ve ticaretin daha güzel olacak. Bu sebeple de Müslüman olmaya karar verdim” dedi. Bizdeki merak bitmedi. “Ne değişecek? Hangi şeylerin güzel olmasını bekliyorsun?” diye merak ettik. İşte onun cevabı aslında ülkemizde yaşanılan sıkıntılar açısından da bir anahtar niteliği taşıyordu.

“İslâm, sınırları olan bir dindir. İnsanların her istediğine izin vermiyor. Ben bu güne kadar putperest olarak yaşadım. Bizde yasak ve haram diye bir kavram bulunmaz. Bir insan ne isterse yapabilir. Yani sizin aklınıza gelebilecek her şey serbesttir. Ben bu başıboş ve serbest hayattan bıktım, tiksindim. İslâm bir kısım kötü şeyleri haram ediyor. Yasaklıyor bunları. Bu yasaklara uyunca hayatım daha güzel olacak. Yani ben freni patlamış bir kamyon gibi yol almak istemiyorum. Benim denetleyenim olmalı...

Müslümanlar bugün haram, mekruh, yasak gibi kavramlardan kaçıyor. Mekruh, haram kavramlarını duymak istemiyor. Bu kavramların varlığı ve onların sıklıkla gündeme getirilmesi onları dinlerinden soğutuyormuş. Elin oğlu yıllarca putlara tapıyor. “Haram” kelimesi bunu İslâm’a yaklaştırıyor. Aynı haram kavramıysa bizim Müslümanları dinlerinden soğutuyor. Allah'ım sen ne büyüksün! Nereyi nasıl yanlış anlamışız? Acayip bir şey...

Yanındaki delikanlının da adı Mustafa oldu. O da ülkenin ikinci büyük şehri Bobo Cilasu’da Matematik Öğretmenliği birinci sınıfta okuyor. Anlaşmışlar ve bunun için buraya gelmişler. Niçin bu şehadeti bulundukları yerde okumadılar da ta köylerine geldiler? Aslında işyerinin olduğu şehirde bunu yapması onun işleri ve çevredeki tanınması açısından pozitif yönde katkısı olacaktı. Yani mevzu, katkı ve kazanç değil. Akrabalara göstermek için mi? Olamaz. Zira mescidin içinde onların akrabası yoktu. İkisinin de geçmişi putperest. Ama buraya kadar gelmişler.

Şimdi bir istekleri var mı diye sorduk. Sadece bir tane dertleri var. Abdest almayı ve namaz kılmayı bilmiyorlar. Bunu dert ediniyorlar. Yani o benim derdim değil, onların derdi. Güldük ve “bunun çözümü çok kolay. Burada 24 saat süreyle hizmet verecek 2 tane imam  var. İkisi de size en güzel şekilde öğretecektir. Sizin bundan hiç şüpheniz olmasın” dedik. İmamlar da hemen devreye girdi. “Bu işlemler için iki gün yeterli biz size iki günde her şeyi öğreteceğiz” dedi.

Allah kimseyi freni patlamış kamyona benzetmesin...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Alkan
Ahmet Alkan - 1 ay Önce

Hocam Allah sizlerin sayısını artırsın.Hizmetiniz karşılığını muhakkak verecektir

Recep Bayram
Recep Bayram - 1 ay Önce

Rabbim ayağımızı frenden çekipte sağa sola savrulup günaha gark olmaktan muhafaza eylesin Müslüman olarak doğduk Müslüman gibi imanlı bir şekilde yaşayıp yine imanlı şekilde son nefesimizi vermeyi nasip etsin

banner19

banner36