Flaubert’e“Madame Bovary benim!” dedirten nedir?

Madame Bovary, kendini, içinde yaşadığı çevreden üstün gören, kocasıyla geçirdiği donuk hayattan nefret edip daha hareketli, daha heyecanlı, daha şatafatlı bir yaşam isteğiyle kendini bir takım aristokratların lüks yaşamla ilgili telkinlerine kaptıran ve taşra çapkınlarının emellerine âlet olan bir kadının hikâyesidir.

Gustave Flaubert, eserini her bir cümlesine ayrı ayrı ihtimam göstererek beş yıl gibi uzun bir sürede tamamlıyor. İlk kez 1857 yılında yayımlanan eser, ahlaka ve dine aykırılık taşıdığı gerekçesiyle kamuoyunda ciddi bir infiale sebebiyet veriyor ve nihayetinde mahkemelik oluyor. Fakat Flaubert ve avukatının yaptığı eşsiz savunma sonrasında kitap hem özgürlüğüne kavuşuyor hem de bu süreç kitabın tanınırlığını ve değerini artırıyor. Öyle ki Mademe Bovary, ünü yazarından önde giden bir kitap olma unvanını hak ediyor.

Mahkemedeki savunması esnasında “Madame Bovary kimdir?” sorusuna “Madame Bovary benim!” diyerek cevap veren Flaubert, aslında, özelde dönemin Fransa’sına genelde ise çağına bir ayna tuttuğunu ve Madame Bovary’i yazmakla yaptığı işin sadece bu aynaya yansıyanları dile getirmeye çalışmaktan ibaret olduğunu ifade etmek istiyor. Diğer natüralist yazarlar gibi Flaubert de gerçeğin çirkin ve olumsuz yönlerini ele alıyor; bir taraftan toplumdaki tefessühü, mefsedeti, sefaleti ortaya koyarken bir taraftan da toplum tarafından dışlanan yoksulları, köylüleri anlatıyor. Dâhil olduğu düşünce sistemine göre bir insanın duyguları, tutkuları, düşünceleri, eylemleri soyunun ve içinde yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisiyle oluştuğu için Emma’nın yani Madame Bovary’nin karakterinin oluşmasında ailesi kadar içinde yaşadığı toplumun da tesirinin olduğuna işaret etmek istiyor.

Kitap boyunca Madame Bovary’nin ruh hâli o kadar güzel tasvir edilmiştir ki, bugünkü psikoloji ilminde, kişinin iç dünyasındaki çatışma ve krizlerin karşılığı olmak üzere Bovarizm kavramsallaştırılmıştır. Bovarizm, kendini diğer insanlardan farklı ve üstün görerek bulunduğu durumdan asla hoşnut olmayan, sahip olduğu yaşam koşullarıyla bağdaşmayacak şekilde muhal hayaller peşinde koşan, her daim tatminsizlik hâli yaşayan ve böylece sahip olduğu imkânların hiçbir şekilde farkına varmayan kişilerin içinde bulunduğu durumu ifade etmek üzere kullanılmaktadır. "Ne olursa olsun mutlu değildi, hiçbir zaman mutlu olmamıştı. Hayatın bu yetersizliği, dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?"

Her insanda Madame Bovary olma potansiyeli mevcut

Bu nokta-i nazardan baktığımızda aslında her insanın bir Madame Bovary olma potansiyeli var gibi görünüyor. Projektörü, içinde kendimizi de görecek şekilde günümüz dünyasına çevirdiğimizde bugün insanların kaçta kaçının mutlu ve bulunduğu hâlden memnun olduğunu, kaçta kaçının kısmetine düşene kanaat ettiğini ve sahip olduklarına şükrettiğini, kaçta kaçının başkasının elindekine göz dikmediğini ve ona sahip olmayı düşünmediğini ya da tekâsür yarışında olmadığını söyleyebiliriz?

Madame Bovary’nin lüks bir hayatı arzu etmesini tetikleyen ve kamçılanan bu ihtirası uğruna boğazına kadar borç batağına saplanmış olmasına rağmen müsriflikten ödün vermemesine sebebiyet veren kişi olarak, karşımıza, aristokrat bir aileye mensup olan politikacı Marquis d’Andervilliers’ın telkinleri çıkar. Vicdan ve merhamet yoksunu bir esnaf olan Leheureux’un sayesinde ise en güzel kıyafetlerden, perdelerden, mobilyalardan, süs eşyalarından haberdar olur Madame Bovary. Harcadıkça daha çok harcamak, aldıkça daha çok sahip olmak ister.

Bugüne baktığımızda, düne kıyasla, insanların kazandıkça bahtiyarlıklarının artacağını, harcadıkça kalplerinin ve ruhlarının mutmain olacağını ihsas etmeye çalışan ne çok unsur var! Kapitalist sistemin ayakta kalabilmesi için gerekli olan daha çok üretim ve ona muadil olarak daha çok tüketim şartı sebebiyle insanlar sürekli daha çok kazanmaya ve daha çok tüketmeye teşvik ediliyor. Modern reklamcılığın cambazlıklarına ve birbiri ardına yağmur gibi piyasaya sürülen ürünlerin satılması için sahte ihtiyaçlar yaratma gayretlerine istinaden bugün insanlar, sadece asli ihtiyaçlarını gidermek için değil, sürekli modası geçen eşyaların son sürümlerini alabilmek ve yine sırf daha çok harcayabilmek için de kazanmak istiyorlar. Çünkü alış veriş yapmanın, yeni ve lüks bir eşyaya sahip olmanın kendilerini mutlu kılacağına inandırılıyorlar. Bunun için yazılı ve görsel medyada yapılan reklamların yanında sosyal ağlarda yapılan gerek fotoğraf gerekse video paylaşımlarıyla bu dürtü daha da kamçılanıyor. İnsanlar moda olanı kullanmaya, zengin ve ünlü insanların hayatlarını yaşamaya özendiriliyorlar. Lakin bu çoğu zaman mümkün olmuyor. Mümkün olabildiği kadarı ise insanları tatmin etmiyor, bilakis bu yöndeki hırslarını körüklüyor.

Azla yetinmeyen, sürekli daha fazlasını isteyen modern insan

Sonuçta; elde ettiğiyle yetinemeyen, sürekli daha fazlasını isteyen, bunu isterken de kendi hayatının şart ve imkânlarından uzaklaşan, onları yadsıyan gerçeklikten kopuk insanlar ortaya çıkıyor. Yoksa kimi insanların asgari ücretle çalışmalarına ve o sınırlı imkânlarıyla bir aileyi geçindirmek gibi bir yükümlülük taşımalarına rağmen, örneğin, bilmem kaç bin liralık falan marka telefonlarını mutluluklarının belgesi ve varlıklarının ispatıymışçasına karşısındakilerin gözüne gözüne tutup durmalarındaki davranışsal ve ruhsal garabet neyle ve nasıl izah edilebilir!

İyilik ve kötülük bir öz olarak her insanda mevcut; zira insanın yaratılış anında fıtratına takva da kodlanmış fücur da. Bu kabiliyet ile bir insan iyi ve doğru olanı da tercih edebilir, kötü ve yanlış olanı da. Güzel ve makbul işler de yapabilir, çirkin ve merdut işler de. Taltif edilip takdir de kazanabilir, tenkit edilip tehacüme de uğrayabilir. Tercih meselesi… Dikkatleri teksif etmenin gerektiği nokta, hangi tarafın beslenip, hangi tarafın tüketildiğinedir. Nüve hâlindeki takva ve fücurdan hangisinin verilen su ve gübre ile filizlenmesine ve dal-budak salmasına imkân verilirken hangisinin üstünün örtülüp küllenmeye ve çürümeye mahkûm edildiğinedir. Madame Bovary’nin bütün yatırımları fücur tarafına oluyor. Yalnız Flaubert’in ima ve işrap ettiği gibi bütün bunları yaparken ve yaşarken o yalnız değildir. Sonuçta herkes gibi o da bayağı hayatın sahibi bir toplumun bayağı hayat yaşayan bir müntesibidir.

19. yüzyıl Fransa’sının yargıları ile ahlak ölçülerindeki riyakârlığı müşahhas hâle getirmek isteyen Flaubert, bir yerde “Toplumun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı? En soylu içgüdüler, en temiz sempatiler hırpalanıyor, kötüleniyor.” dedirtir romanının kahramanlarından Rodolphe’e, başka bir yerde ise “Fakat iki türlü ahlak vardır; biri, küçüğü, göreneğe kaçanı, insanların ahlak dediği şey, durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan, saman altından su yürüten, şurada gördüğümüz budala toplantısı gibi, çıkarcıların ahlakı. Fakat öbürü, ebedi ahlak; etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi, çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak.” dedirtir. Toplum, sahip olduğu “irade”nin kendisine yüklediği sorumluluklardan kaçıp yaşadığı her olumsuz durumu “kader”den bilen, kendini temize çıkarmak ya da ihmalkârlıklarını örtbas etmek uğruna olumsuz sonuçları mütemadiyen kadere yükleyen insanlarla doludur. Rodolphe; “Kabahat benim mi? Hey Allah’ım! Hayır, hayır, kaderden başka suçlu yok!” derken Charles da “Hayır, artık size düşmanlık beslemiyorum! Kabahat alınyazısında!” der.

Flaubert’in eleştirisinden din, din adamları ve kutsal kitap da nasibini alır, eczacı Homais’in diliyle. Kilisenin edebiyata ve sanata gösterdiği tepkiyi, bilim adamları ve sanatçıları aforoz etmesini, günah çıkartma bahanesiyle din adamlarının kilise adına gelir elde etmesini, -ruhbanlık adı altında- papazların evlenmemelerine rağmen çoğu zaman edep ve hayâ kurallarını zorlayan tavır ve davranışlar içinde olmalarını bazen alaycı bazen de sert bir üslupla dillendirir Homais. “Dansözlerin bacak oyunlarını seyretmeye gitmek için sivil giyinen nice papazlar tanıdım.” der.  Kasabanın rahibi Mösyö Bournisien’le tartışırken kutsal kitap hakkında “Siz de bilirsiniz... bir hayli huylandırıcı... ayrıntıları, gerçekten açık saçık şeyler vardır içinde! Bir genç adamın eline verilecek şey değildir o kitap!..” diye haykırır.

Özgürlük nedir?

Gerçekte kimdir hür olan, kimdir gerçekte esaret hayatı yaşayan! Arzu ve tutkularının kölesi olmuş bir insandan hür diye bahsedilebilir mi! Okuduğu “azgın şehvet betimleri” içeren romanların da tesiriyle sürekli ihtiraslarının ardından giden ve şehvetinin isteklerini yaşamakla saadete ereceğini vehmeden Emma için özgürdür denilebilir mi? Bebeğini emzirmesi için verdiği sütannenin, penceresinin camı bile olmayan, her tarafından sefalet akan bir evde yaşadığını ve çocuğunun, o odadan çıkarken ayaklarını temizlemek için eşiğe silmek zorunda kalacak kadar pislikler içindeki pejmürde eşyalar arasına yatırılmış olduğunu gördüğü hâlde acımadan, arzularını tatmin etmek için arkasına bile dönüp bakmadan bırakıp gidecek kadar muhteris olan bir kadın için en iyi dille ne söylenebilir? Kayınpederi henüz vefat etmişken ve kayınvalidesi ile eşinin hüzünleri henüz pek tazeyken onlarla aynı masada, onların üzüntüsünü paylaşıyor gibi görünmesine rağmen aslında müptelası olduğu isteklerinin gerçekleşmesi derdine düşen bir şehvetperest için en iyimser şekilde ne düşünülebilir? Emma nerededir "Rabbim! Zindan bana bunların benden istediklerinden daha iyidir.” diyen Yusuf (as) nerede!

Mevcudat içindeki her şey zıddı ile kaimdir, her şeyin kıymeti zıddı ile bilinir. Flaubert da Madame Bovary gibi bir karakteri çıkarmakla okurlarının karşısına, âdeta ahlakın, iffetin, erdemliliğin, sadeliğin, namusun, tevazuun,  dürüstlüğün değerini mesani ilkesi ile fark ettirmeye çalışır. Roman her ne kadar yayımlanmasının ardından ahlaki ve dinî duygulara zarar veriyor, onlara hakaret ediyor düşüncesiyle büyük eleştirilere maruz kalsa da Madame Bovary okuyucunun baktığı pencereye göre farklı çıkarımların elde edilmesini ve umulmadık bir biçimde hisse alınmasını sağlayabilir. Tam tersi bir durum da söz konusu olup bu herhangi bir kitap için böyle olduğu gibi bütün kitapların kendisinin daha iyi anlaşılması için okunduğu Kitap için de öyle değil midir?

Uzun psikolojik tahlillerin ve geniş tasvirlerin yer aldığı kitaptaki edebi zevki tadabilmek, Emma’nın etrafında gelişen olaylar örgüsünden haberdar olabilmek ve bir döneme tanıklık ederken günümüzü de görebilmek için Madame Bovary’in okunması gerekiyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatma ince
Fatma ince - 12 ay Önce

Çok doğru hocam güzel sözlerdi hep de ders çıkaracağımız konular bugunumuzde

Srlma Çakmak
Srlma Çakmak - 12 ay Önce

Çoğumuzun anlayışımızdan dolayı okumayı dahi düşünmeyeceğimiz bu kitap ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Kaleminize ve yüreğinize sağlık hocam.

Fadime Akcay
Fadime Akcay - 12 ay Önce

Suan insanlarimizin bir cogunun yasadigi ruhsal durum hocam konuya cok guzel deginmissiniz