Filistin duvarlarından müzelere Banksy

Banksy, gizemli duvar resmi sanatçısı. O kimilerine göre bir antikapitalist aktivist, kimine göre sanatı itibariyle günün Picasso’su, kimine göre ise popüler kültürün bir balonu. Banksy konusunda gerçeği bilmek zor, zira adı dâhil hakkında pek bir şey bilinmiyor. Dünya onu bir hayalet edasıyla kimselere görünmeden duvarlara çizdiği son derece anlamlı resimleri ile tanıyor.  

“Yok etmek de yaratıcı bir dürtüdür”

1990’ların başından itibaren Bristol’de resimleri görülmeye başlayan Banksy, yıllar içinde dünyanın birçok yerinde duvar resimleri çizdi. Çizimlerinin hem son derece nahif hem de oldukça insani konulara parmak basıyor oluşu, üstelik gizemli bir sanatçı tarafından yapılıyor olmaları, ününü kısa sürede dünyaya duyurdu. 2002 yılında Londra’da bir köprü duvarına çizdiği Balonlu Kız resmi, en ünlü eserleri arasında. Bu resmin Banksy tarafından çizilmiş bir kopyasının bir müzayedede, oldukça yüksek bir fiyata satılmasından hemen sonra, tablonun içine yerleştirilmiş bir düzenekle kendisini imha etmesi, Banksy’in sanatını başka bir boyuta taşıdı. Ve tabii ününü de. Türkiye’de de 2016 yılında kendisinden habersiz yapılan sergi ile gündeme gelmişti Banksy. Uzun yıllar Banksy’in küratörlüğünü yapan Steve Lazarides’in Banksy’den habersiz gerçekleştirmiş olduğu sergi, tartışmalara yol açmıştı.

Sahi Banksy’i kim çaldı?

Banksy’i benim gündemime sokan ise 38. İstanbul Film Festivali’nde izlediğim, Banksy’i ve onun şahsında sanatı konu edinen Marco Proserpio’nun yönettiği Banksy’i Çalan Adam belgeseli.

Belgesel, Banksy’in 2007 yılında Filistin-Beytüllahim’de bir duvara çizdiği, bir İsrail askerinin eşeğe kimlik sorduğu resminin hikâyesini konu ediniyor. -Tabii bu, Banksy’in Filistin’de çizmiş olduğu tek resim değil. Batı Şeria’daki Utanç Duvarı’na çizdiği birbirinden anlamlı resimler gibi başka resimleri de var Banksy’in. “Asker ve Eşek” adı verilen resim, üzerinde yer aldığı dört tonluk duvar ile birlikte kesilip e-Bay üzerinden satılıyor. Resim, sonrasında birçok şehri dolaşıyor ve bu yolculuğu değerine değer katıyor. Eser çıkmış olduğu son müzayedede satılamamış olsa da bağlamından koparılan, yerinden edilen bir eserin nasıl metaa dönüştüğü hakikatini göstermek noktasında önümüzde duruyor. 

Sanat artık mümkün değildir, sanatçı ise sadece bir hayalet olarak vardır

Bir taksi şoförü ve ortağının birlikte giriştikleri bu iş, kendileri açısından pek bir kazanç getirmese de konunun dünya ölçeğinde tartışılmasına yol açtı. Belgesel de sanata dair birçok konuyu bu olay temelinde tartışmaya açarak son derece önemli bir iş yapıyor. Sanatçının niyeti ve bu niyetin belirlediği üslup, sanatçının politik tavrı ve tavrının gerektirdiği hareket biçimi, gösteri olmayanın gösteriye dönüşme hali, eserin mekânsal konumu, sanatın metalaşması, eserin muhatabında bulduğu karşılık ve üretene ne kadar ait olduğu gibi konularda düşünmeye imkân tanıyor Banksy’i Çalan Adam belgeseli. Bu anlamıyla soruları çoğaltan son derece kıymetli bir yapım.

Banksy, gerçek kimliğini gizlemesi, geceleyin bir hayalet gibi kimselere görünmeden resimlerini çizmesi ve kısa sürede yok edilmesini gerektirecek mekânlara resmetmesi açısından her anlamda tutarlı şekilde eser üreten bir sanatçı. Yaptıklarında taşımış olduğu niyet konusundaki samimiyetini bilmemiz zor. Dolayısı ile onu yargılamak ve hakkında doğru bir karar vermek mümkün değil. Antikapitalist ve sistem karşıtı bir tavırda olsa da, sistemin bir parçası haline dönüşmüş olduğunu netlikle görebiliyoruz ama. Zira tabloları milyon dolarla ifade edilen rakamlarla satılıyor, müzelere konuyor, çoğaltılıp pazarlanıyor.  Belgeselde sorulan birçok soruya Banksy’in bu tecrübesi üzerinden şu cevabı vermek mümkün: Artık sanat mümkün değildir. Sanatçı ise bir hayalete çoktan dönüşmüştür.