Ferâiz ilmi ışığında kadının mirastaki payını yeniden düşünmek

 

Bu yazı "Allah size, çocuklarınız hakkında erkek çocuğa iki kız payı kadar (mirastan pay vermenizi) emreder." (Nisa 4/11) ayetindeki mirastan erkek çocuğa iki, kıza ise bir pay verilmesi emri etrafında yapılan tartışmalara değinmektedir. Zira son zamanlarda konuya etraflıca yaklaşılamamasından kaynaklı olarak -gününüzdeki feminist ve İslâm karşıtı tutumların da etkisiyle- bu ayette geçen hüküm genelleştirilip sanki tüm kadınlar mirastan az pay alıyormuş gibi bir algı oluşturulmaktadır. Oysa bu algı konuyu henüz başındayken yanlış anlamamıza sebebiyet verecek hatalı bir algıdır. Bu hatalı yaklaşımı gömleği baştan yanlış iliklemek gibi peşinden gelen hatalı yorumlamaların takip edeceği de şüphesizdir. İşte bugün karşılaştığımız durum tam da budur.

Söz konusu ayetin ilgili bölümüne gelince kaçırılmaması gereken nokta şurasıdır ki ayetin bu bölümüyle tüm kadın ve erkeklerin değil, yalnız erkek ve kız çocukların mirastaki hisseleri düzenlenmektedir. Eğer böyle kabul ediliyorsa ve itiraz noktası yalnızca kız çocukların mirastan eksik pay alması ise bunun izahı yazımızın sonunda ayrıca yapılacaktır. Fakat zannedilen tüm kadınların mirastan eksik pay aldığı ise burada kişilerin mirastaki paylarını net bir şekilde görebilmemiz ve bu konuda sağlıklı çıkarımlar yapabilmemiz için asıl müracaat etmemiz gereken ilim kaynağını Kur'an, sünnet ve sahabe uygulamalarının oluşturduğu İslam miras hukuku, yani ferâiz ilimdir. Zira bu ilme yöneldiğimizde kadınların miras paylaşımında erkeklere nispeten daha fazla pay aldığı durumları göreceğiz. Giriş için bu kadarla yetinelim ve şimdi yavaş yavaş esas konumuza geçelim.

İslâmî konularda konuşurken dikkat etmemiz gerekenler

İslâmî ilimler yekpâre bir yapıya sahiptir. Yani hepsi birbiriyle iç içe ve birbiriyle münasebetlidir. Bu yüzden bazı çok müstakil meselelerle alakalı olarak yalnız bir ilme göre yapılan çıkarımlarda nadiren isabet edilse de çoğu zaman İslâmî konular onları birbirinden ayrı düşünmemize müsade etmez. Söz gelimi fıkıh bilmeyen, hadis usûlünden behredâr olmayan bir müfessir düşünülemez. İşte İslâmî ilimlerin kendilerine has bu yapısından dolayı eğer düşünme faaliyetimizi tek bir ilmin rehberliğinde yapacak olursak hata yapmamız da kaçınılmaz olacaktır. Yani İslâmî konularda söz söylemek isteyen bir kişi öncelikle tüm ilimleri en azından usûl (yöntem/ metodoloji) boyutunda öğrenip asgari yeterliliğini sağladıktan sonra kendi kabiliyetine göre bir alana yönelmelidir. Kişi ancak böylece karşılaştığı meselelerde elindeki verileri İslâmî ilimler çanağında gözden geçirip sağlıklı bir neticeye varma şansını elde edebilir.

Bu yüzden İslâmî ilimler gerçek bir çaba ister, bütüncüllük ister, etraflılık ister. Konular arasındaki bağlantıları doğru bir zeminde kurabilecek ayık zihinler ister. Tez canlılığı, sabırsızlığı sevmez, emek ve ciddiyet ister. Netice olarak İslâmî ilimler her şeyden çok ihlas ve samimiyet ister. Bu da önce onları güzelce öğrenip sonra konuşmayı gerektirir. Günümüzde bırakın İslâmî ilimlerle gerçekçi bir alaka kurmayı Kur'an'ı Türkçesinden okuyup müctehid kesilenleri ya da usûlsüz (köksüz) bir şekilde "kendi kriterlerine göre" işine gelen rivayetleri alıp işine gelmeyenleri atma kolaycılığına kaçanları görünce bu söylediklerimiz ne kadar da anlamsızlaşıyor değil mi? Olsun, zaten bizim sözlerimiz onlara değil, bu yolun çilekeş yolcularına.

Ferâiz ne demektir? Mirastan kimler nasıl pay alır?

Ferâiz kısaca "belirlenmiş paylar, hisseler" demektir ve "İlmü'l Ferâiz" dediğimiz bu ilim dalı İslâm miras hukukunu inceleyen ilim dalının adıdır (Ali Bardakoğlu, "Ferâiz", DİA, İstanbul, 1995, c. 12, s. 362).

İslâm miras hukukuna göre bir kişinin ölen kişiye mirasçı olabilmesi için önceden onunla ya akrabalık (neseb) ya nikah (karı-koca) ya da velâ dediğimiz kölelik-efendilik anlaşmasından doğan hükmî akrabalık ilişkisi kurmuş olması gerekmektedir. Akrabalık yoluyla ölüye mirasçı olanlar da ashâb-ı ferâiz, asabe ve zevi'l erhâm olmak üzere 3 kısma ayrılır.

Eğer kadının İslâm miras hukukuna göre nasıl, ne kadar pay aldığını olanca açıklığıyla görmek istiyorsak öncelikle bu terimleri bilmemiz gerekecektir. Şimdi hepsini kısaca açıklayalım.

Ashâbü'l ferâiz: Bu terim İslâm miras hukukunda belirli pay sahibi mirasçılar için kullanılan bir terimdir. Mirastan hisseleri belirlenmiş kişiler de zevc, zevce, baba, anne, dede, kız, oğlun kızı, ana-baba bir kız kardeş, baba bir kız kardeş, ana bir kardeşler ve nine olmak üzere 11 kısım kimsedir. (Hamdi Döndüren, "Ashâbü'l ferâiz", DİA, İstanbul, 1991, c. 3, s. 467-468)

Asabe: Miras denkleminde tek başlarına bulundukları zaman mirasın tamamını, hisseleri belli mirasçılarla (ashâbü'l ferâiz) beraber bulundukları zaman da onlardan arta kalanı alan mirasçılardır (Hayreddin Karaman, "Asabe", DİA, İstanbul, 1991, c. 3, s. 452). Bunlar ölenin oğlu, oğlunun oğlu, babası, babasının babası, ölenin ana-baba bir veya baba bir erkek kardeşleri ile bunların ilânihaye oğulları, ana-baba bir veya baba bir amcalarla bunların ilânihaye erkek çocukları gibi tek başlarına asabe olanlar (bi nefsihi asabe); ölenin kızları, ölenin oğlunun kızları, ana-baba bir kız kardeşler, baba bir kız kardeşler gibi başkası ile birlikte asabe olanlar (bi gayrihi asabe) ve ana-baba bir kız kardeşler, baba bir kız kardeşler gibi başkasının bulunmasıyla asabe olanlar (asabe mea gayrihi) olmak üzere 3 kısımdır (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, Şahıs, Aile, Miras Hukuku, İstanbul 1983, s. 495-507).

Zevi'l erhâm: Hanefî ve Hanbelî mezhepleriyle diğer bazı fakihlere göre ölenin ashâbül ferâiz ya da asabeden mirasçısı yoksa ölen kişiye mirasçı olan kan hısımlarıdır. Meselâ anne tarafından dedeler, kızın çocukları, yeğenler, dayı, teyze, hala, anne bir amca bu grupta yer alır (Hamza Aktan, "Zevi'l erhâm, DİA, İstanbul, 2013, c. 44, s. 307).

İşte bu kimseler ve velâ yoluyla hükmî akrabalık bağı kurmuş kişiler ölenin ardında bıraktığı mirasa varis olabilirler.

Kadınların miras paylaşımında erkeklerden daha fazla pay aldığı bazı durumlar

Miras denklemine giren mirasçıların kimler olduğunu detaylıca gördük. Esasen bu kişileri teker teker zikretmemizin sebebi konuyu yanlı değerlendirenlere farklı bir bakış açısı kazandırmak istememizdir. Zira görüldüğü gibi kadın miras denklemine yalnızca kadın olmak sıfatıyla girmez; aksine bazen anne olarak girer, bazen eş olarak, bazen nine, bazense kardeş olarak bu denkleme dahil olur ve her durumda kendisine tealluk eden haklar değişkenlik gösterir. Aynı şekilde erkekler de yalnız erkek olmak sıfatıyla değil farklı yan sıfatlarla miras denklemine dahil olarak her durumda değişen hisseler alırlar. Netice olarak sanıldığı ya da anlatılmak istendiği gibi kadınlar mirastan sürekli düşük pay almazlar. Hatta konumlarına göre bazen aynı denklemdeki erkeklerden daha fazla pay aldıkları da olur.

Bu önemli noktaya değindikten sonra kadınların mirastan erkek mirasçılara nazaran daha fazla pay aldığı birkaç örneğe gelin birlikte göz atalım.

Örneğin miras denkleminde ölenin öz kız kardeşleri bazen mirasın yarısını alırlar. Bu durum ölenin oğlu olmayıp yalnızca bir kızı olması durumunda söz konusudur. Mesela ölen kişi ardında 60 bin lira miras bıraksa, geride de kızı, kocası ve asabe olan erkek kardeşi kalsa bu mirastan kızına 30 bin lira, kocasına 15 bin lira verilir, kalan 15 bin lirayı asabe olan erkek kardeşi alır.

Bir diğer örnek de ölenin ardında kalan oğlu olmayıp iki veya daha fazla kızı olduğu durumdur. Bu durumda kızlara malın üçte ikisi eşit olarak verilir. Mesela kalan miras 60 bin lira olsa, ölenin iki kızına 20'şer bin lira, toplamda 40 bin lira verilir, kalan 20 bin lirayı da asabe alır.

Öte yandan ölenin öz kızı olmayıp oğlunun bir kızı veya oğlunun oğlunun bir kızı varsa, bunlar da kalan mirasın malın yarısını alırlar. Örneğin ölenin ardında oğlunun kızı, kocası ve asabesi kaldığını, mirasın da 60 bin lira olduğunu düşünelim. Bu durumda ölenin kocasına 15 bin lira verilir, 30 bin lira oğlunun kızına verilir, kalan 15 bin lira da asabeye bırakılır.

Görüldüğü gibi bu örneklerde kadın mirasçılar erkek mirasçılardan fazla pay almaktadır. Bu örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. Ancak anlamak isteyene bu kadarının yeterli olacağını düşünüyoruz. Görüldüğü gibi Nisa suresi 11. ayet özelinde tartışacağımız konu kadınların erkeklerden mirasta daha az pay almaları konusu olamaz. Çünkü gerek ayetin bahsettiği durum gerekse de ferâiz uygulamalarında çıkan sonuçlara göre bu hususu tüm kadın ve erkekleri kapsayıcı şekilde genellenemez.

Erkek çocuk neden kız çocuktan daha fazla pay alır?

Nisa 4/11. ayetin ilgili bölümü bağlamında tartışacağımız konu erkek çocuğun neden kızdan daha fazla pay aldığı konusu olmalıdır. Bunun da belli başlı 3 sebebi vardır:

1. Erkek evlenirken kadına mehir verir. Dolayısıyla erkeğin aldığı fazlalığın bir miktarı böylelikle zaten kadına geçer. Ayrıca düğün masraflarının çoğunu da erkek tarafı yapmaktadır.

2. Ailenin geçimi "İslâm hukukuna göre" erkeğin sorumluluğundadır.

3. Bekar yahut dul kız kardeşlere ve ana-babaya bakma sorumluluğu da erkektedir.

Burada hemen konuyu aile mefhumunu dikkate almayan, hatta yok etmeye çalışan, dolayısıyla toplumsal, sosyolojik, psikolojik yapıyı alt-üst eden, kapitalizm güdümlü "günümüz değerleriyle" değil ilahi iradenin tanzim ettiği İslâm hukukuna göre değerlendirdiğimizi akıllarımızdan lütfen çıkarmayalım. Çünkü bu hukuka göre kadın çalışmaya zorlanamaz ve aslolan erkekle kadının bir aile kurması, herkesin bu ailede kendi vazifesini yapması, kimsenin fıtratı zorlayan, bozan durumlarla karşı karşıya bırakılmamasıdır. Bu aile modelinde malî yükümlülük daha fazla erkeğin omuzlarında olacağı için mirasa ilişkin paylaştırma da doğal olarak erkeği dikkate alarak yapılmıştır.

Tüm bunlara ilaveten bu paylaştırmanın erkek çocuğu kayırma olmadığını, şayet taraflar anlaşırlarsa mirasın pekâlâ eşit şekilde dağıtılmasında bir sakınca bulunmadığını da ifade edelim.

Sonuç

Hülasa-i kelâm İslâmî meseleleri çözümlerken her alanı dikkate almalı ve konuyu olabildiğince tüm boyutlarıyla ele almalıyız. Söz gelimi yazımızın konusu olan Nisa 11. ayet özelinde görüldüğü üzere bir müfessir tefsir yaparken miras konularına geldiğinde ferâiz ilmine müracaat etmeli. Yoksa birçokları gibi bu ayeti müstakil bir şekilde değerlendirip buradan farkında olmadan da olsa bir kadın-erkek çatışması çıkararak sonra da bu çatışmayı İslâm'a mâl etmemeli. Aksi takdirde bu kolaycı tutum gün geçtikçe karşımıza yeni sorunlar çıkaracaktır.

Öte yandan İslâmî konuları yalnız bir ilmin mütehassısı olarak entelektüel hazlarımızı tatmin etmek için günlük tartışmalarımıza alet etmemeliyiz. Zira bu tavır bizi asla hakikate ulaştırmayacaktır. Bu dini gerçekten anlamak istiyorsak onu ya tüm cepheleriyle, samimi bir gayretle çalışmalıyız ya da yapamıyorsak en azından polemik tarzı söylemlerden kaçınmalıyız.

YORUM EKLE

banner26