Fazilet; ilmiyle amel etmektir

İlim, insanı ulvi derecelere yükselten bir araçtır. İlimle amel etmek fazilettir. Peygamberimiz (sav) ilmiyle amel etmeyen âlimi, cahille aynı seviyede tutmuştur. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehenneme atılır. Bağırsakları dışarı çıkar ve bu halde değirmen döndüren merkep gibi döner durur. Cehennem halkı onun başına toplanır ve: ‘Ey filan! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin?’ diye sorarlar. O da:

‘Evet, iyiliği emrederdim fakat kendim yapmazdım, münkerden (Haram, günah) nehyederdim, fakat kendim yapardım.’ demiştir.

Bu hadiste, insanlara, ilmiyle faydalı olup da kendisini unutan ve yapmaması gerekenleri yapan kişilerin hüsran hali görülmektedir. Sahip oldukları onca ilimle, amel etmedikleri için kendilerine ilmin faydası olmamıştır.

Peygamber’imiz (sav), ilimden fayda göremeyenlerin içine düştüğü acınacak hali şöyle tasvir eder: “Başkalarına hayrı öğretirken kendini unutan âlim, insanları aydınlatırken kendisini yakıp tüketen kandile benzer.”

Oysa ki insan, herkesten evvel kendini düşünmeli ve bilgisi evvela kendine fayda vermelidir. Bunun için de bilginin kalbi âleme intikal etmesi ve davranışlarda tezahür etmesi zaruridir.

Hz. Ali’nin şu ikazı ne kadar ibretlidir:

“Ey ilim sahipleri, ilminizle amel ediniz! Çünkü asıl âlim, bildiğiyle amel eden ve ilmi ameline uygun düşendir. Bazı insanlar gelecek, ilim öğrenecekler ancak ilimleri gırtlaklarından aşağı geçmeyecek, yaptıkları bildiklerine, içleri de dışlarına uymayacaktır. Onlar, halkalar halinde oturup birbirlerine karşı ilimleriyle övünüp üstünlük taslayacaklardır. Hatta biri arkadaşına, kendisini bırakıp başkasının yanına olduğu için kızacaktır. İşte onların bu meclislerindeki amelleri, Allah’a yükselmez.”

İşte bu insanlar, pek çok zahmet ve meşakkatlere katlanarak ilim topladıkları halde, kendileri ondan istifade edememişlerdir. Hakikatte bunlara âlim demek de doğru değildir. Onlara, “pek çok şeyi bilen cahiller” demek daha uygundur.

Süfyan bin Uyeyne Hazretleri şöyle buyurmuştur:

“İnsanların en cahili, bildiği şeyi tatbik etmeyendir, insanların en amili, bildiğiyle amel edendir, insanların en efdali de Allah’a karşı en fazla huşu duyan kimsedir.”

Ammar bin Yasir’in anlattığı şu ibretlik hadise, bilgilerinden ahiret saadeti istikametinde faydalanmayan insanların kötü halini ne güzel ortaya koymaktadır:

“Rasulullah (sav) beni, Kays kabilesinin bir mahallesine göndermişti. Onlara İslam’ın kaidelerini öğretiyordum. Ancak halk vahşi deve sürürsü gibiydi. Hepsi de gözleri havada olan kibirli insanlardı. Bütün dertleri koyun ve deve idi. Peygamber efendimizin yanına geldim. Bana:

“Ey Ammar ne yaptın?” buyurdu.

Ben de kavmin durumunu kendisine anlattım. İçinde bulundukları gaflet ve aldanışı haber verdim.

Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Ammar, sana bu kavimden daha hayret verici olan kimseleri haber vereyim mi? Onlar, bu kavmin bilmediği şeyleri bildikleri halde, aynen bunlar gibi gafilâne bir hayat yaşarlar.”

Şöyle bir düşünecek olursak günümüz insanları bu hadis-i şerifteki tarife ne kadar uymaktadır. Her şeyi bilen, her bilgiye kolayca ulaşabilen ancak aynen o bedevi insanlar gibi dünyalıktan başka bir şeyi görmeyen insanlar…

Şüphesiz, bildikleri halde yapmayan insanlar, daha yanlış yoldadır ve yüklendikleri vebal de daha büyüktür.

İstifade edilmeyen ilim, Allah yolunda infak edilmeyen bir hazine gibidir. Nasıl infak edilmeyen hazine, sahibine fayda sağlamıyorsa amel edilmeyen ilim de insanı, dünyada ve ahirette saadete erdirmez. Gafil insan ikisini de bir müddet sakladıktan sonra ölümle her şeyi kaybeder ve kullanmadığı bu nimetlerin hesabıyla baş başa kalır.

Yezid bin Seleme el Cu’fi (ra) anlatıyor:

“Ey Allah’ın Rasulü! Ben senden pek çok hadis işittim. Ancak sonradan işittiklerimin, öncekileri unutturmasından korkuyorum. Bana hepsinin yerini tutacak özlü bir söz söyleyebilir misin” dedim.

“Bildiklerin hususunda Allah’tan kork (onlarla amel et).” buyurdu.

Bu hadisten anlaşıldığına göre kişi, Allah’tan korkmalı ve bildikleriyle amel etmelidir. Allah’ın bütün yasaklarından kaçınmalı ve emirlerini de gücü nispetinde yerine getirmelidir. Bu şekildeki bir davranış, takvanın esasını teşkil etmektedir.

Hadis-i şerifte işaret edildiğine göre ilimden maksat takvaya ulaşmaktır. Çünkü ilim sahibi kimse neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiğini bunların nasıl tatbik edileceğini bilir.

Diğer taraftan kişi, bildikleriyle amel ederek takva üzeri bir hayat yaşarsa Allah Teâlâ ona bilmediklerini öğretir. Çünkü bilinen bir şeyin tatbik edilmesi, onun zihne iyice yerleşmesini sağlayarak kişiyi bildiklerini unutma korkusundan emin kılar ve yeni bilgilerin doğmasını sağlar. Böyle hareket etmek, Allah’ı hoşnut ettiğinde büyük bir bereket hâsıl olur ve kişinin ilmi artmaya devam eder. Nitekim Ashab-ı kiram, öğrendikleri şeyi hemen uygularlardı.

Ebu Abdurrahman es-Sülemi şöyle anlatır:

Allah Resulü’nün ashabından bizlere Kur’an-ı Kerim öğreten biri vardı. Şöyle derdi:

“Biz Peygamber Efendimiz’den on ayet alır, bunlardaki bilgi ve amelleri öğrenmeden diğer on ayete geçmezdik. Peygamber’imiz (sav) bize hem ilim hem de ameli birlikte öğretirdi.”

Peygamberimiz, ilmi amel etmek ve onu yaşayarak insanlara ulaştırmak şartıyla öğretirdi. Bununla ilgili bir misali de Ebu Hüreyre (ra) şöyle anlatır:

Bir gün Peygamber’imiz (sav) ashabına:

“Şu kelimeleri kim benden alıp onlarla amel edecek veya onlarla amel edecek kişilere öğretecek?” buyurdu.

Ben hemen atılıp:

“Ben, ey Allah’ın Resulü” dedim.

Resulullah (sav) elimden tuttu ve şu beş şeyi saydı:

Haramlardan sakınırsan, Allah’ın en abid kulu olursun.

Allah’ın sana olan taksimatına rıza gösterirsen, insanların en zengini olursun.

Komşuna ihsanda bulun (güzel muamele et) ki (amil bir) mümin olasın.

Kendin için istediğini başkaları için de iste ki (kamil bir) Müslüman olasın

Fazla gülme! Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür.”

Ebu Berze el-Eslemi(ra) den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur.

“Hiçbir kul, kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bir adım dahi atamaz.”

Bu hadis-i şerifte de insanların kıyamet günü ilk önce hesaba çekileceği en mühim hususları saymaktadır. Bunlar; ömür, ilim, mal ve sıhhattir. Allah her biri için kaideler koymuş ve taleplerde bulunmuştur. Ömrü, İslam’ın belirlediği şekilde yaşayarak faydalı işlere sarf etmelidir. İlmi, sadece gurur vesilesi yapmayıp onu hayata tatbik etmeli ve diğer insanlara da öğretmelidir. Malı, helâlından kazanıp ailenin ihtiyacına ve hayra harcamalıdır. Sıhhatin, ilahi bir emanet olduğu bilinmeli ve Allah rızası istikametinde kullanılmalıdır.

YORUM EKLE

banner26