Fatsa’da bir adam: İsmail Esti

Onu 1984-1986 arası tanıdım. Samsun’da içecek suyum yiyecek ekmeğim, okuyacak fakültem olmasaydı herhalde onu tanıyamayacaktım. İlk tanıştığım Fatsalıydı. Çantası, koltuğunun altı ve elleri hep kitapla gezerdi. En çok da edebiyat, sanat kitaplarıydı okuduğu. Hüseyin Zer diye bir ismi hatırlıyorum, onun bir kitabevi mi ne vardı. Site Camii’nin yakınında.

Birlik Kitabevinden çıkar Endülüs Kitabevine giderdik. Saathane Meydanı’nında buluşur, Çiftlik Caddesinde turlardık. Çiftlik Caddesinin az aşağısında Haşet Kitabevi vardı. Öyle miydi, orada mıydı gerçekten, sevgili hafızama güveniyorum. Cemil Meriç’in “Kırk Ambar” kitabını Birlik Kitabevi’nden uygun fiyata almıştık, bunu dün gibi hatırlıyorum.

Adı o zamanlar Samsun’la özdeşleşmiş İsmail Esti’den bahsediyorum. Sınavlarınız iyi gitmese bile İsmail’i gördüğünüzde en yüksek notu almış gibi olurdunuz.  Samsun’u o vakitler Kemal Vehbi Gül yönetiyordu. Site Camii’nin altında yanılmıyorsam K. Vehbi Gül’ün başkanlığını yaptığı “İslam Vakfı” diye bir vakıf vardı. “Galvaniz” kelimesinin detaylı anlamlarını Vehbi Gül’ün orada verdiği bir konferanstan hatırlıyorum. Tanju Çolak henüz daha Samsun Spor’da top koşturuyordu. İsa Hemiş Meskenler adı verilen bir semtte bir ev bulmuştu, yakın zaman önce Ankara Milli Eğitim Müdürü olan Erol Bozkurt dostumuz da bu evde kalıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam bir de biyoloji bölümünde okuyan Mehmet adında bir arkadaşımız vardı.

Başörtüsü zulmü almış başını gitmişti. Osman Zümrüt diye bir ilahiyatçı öğretim görevlisi İsa Hemiş dostumuza takmıştı. İslam Dini Esasları dersine giriyordu bu hoca. Ben o derse “Osman Dini Esasları” diyordum. İsmail yazmadığı halde her şiiri güzel olan bir adamdı. Atakum’da sahil boyu yürüyerek şiir okurduk. O da benim gibi İsmet Özel’i çok severdi. Ben “Esenlik Bildirisi”ni okurdum, o “Amentü” şiirini, hiç teklemeden.

Çok insan gördüm okuyan, fakat okuduğu kendisine yarayan İsmail Esti gibisini görmedim. Mısırlı, Cezayirli, Tunuslu ve İranlı yazarların kitaplarını okurken de kendine yararlı olan yanları hayatına eklemekten çekinmeyen birisiydi. Sanırım cümleyi çok dolandırdım. Bir başka şekilde söyleyecek olursak; İsmail Esti düşünce ile duyarlığı zihninde mezcetmiş bir insandı. Bu yüzden onunla çok rijit meseleleri de konuşsak hiç yorulmuyorduk. Sözün ağırlığı ne onu ne de beni ezmiyordu.

Erol Güngör diyordu; üstelik daha 19 yaşındaydı. Kemal Tahir, İdris Küçükömer isimlerini herkesten önce duymuş gibiydi. Selahaddin Turgay Daloğlu’nun “Fatsa’da Beş Adam” kitabını da ilk İsmail Esti’den duymuştum. Daloğlu’nu daha sonra uzun süre İstanbul Sultanahmet’te Türk Edebiyatı Vakfı’nın önünde kendi kitaplarını yere serip satarken görecektim.

Ne vakit içinde İsmail Esti geçen bir cümle kurmaya kalksam illaki yanımda yöremde birisi cümlenin sonunu benim dilimden alıp bir güzel neticeye bağlayıverir. Geçen Ali Ayçil de aynısını yaptı. İsmail Esti’li Erzurum günlerinden bahsederken neredeyse her kurduğu cümlede onun adı vardı. İsmail’in hiç şiir yazmadığını söylemiştik ya. Yine de bir ihtiyat payı bırakalım. Zira uzun zaman önce Erzurum’da çıkan “Bulut” isimli dergide onun bir kısa şiirine rastlamış ve çok sevinmiştim. Bir daha da hiçbir yerde bir şiirini görmedim. Belki de o tek şiiri de ben ve benim gibileri sevindirmek için yazmıştır.

Samsun’dan bahsedip de sevgili Ahmet Usta ağabeyi unutmak hiç olur mu? En güzel, en kalori değeri yüksek ve kalıcı tesire sahip kitapları onun elinde görüp ondan sonra okumuşuzdur. Tek başına bir fakülteydi Ahmet abi. Muammer abi de sıra dışı bir ilahiyatçıydı; üç sene evvel Amasya’da onu görmek beni nasıl sevindirmişti anlatamam.

Atakum’da Edebiyat Fakültesi binasıyla İlahiyat arasından hızla kantine doğru yürüyen rahmetli İsmail Dervişoğlu’nu da burada anmadan geçmeyeyim. Tenkitle nüktenin aynı kökten gelip akraba olduklarını İsmail Dervişoğlu’nun konuşmalarından anlardık. Hüseyin Ayçiçek Endülüs Kitabevinin ortaklarındandı. İyi ki de öyle bir kitabevi vardı ve hâlâ da var. Sosyal afetlerin yıkamadığı şeyler arasında birinci sıraya Endülüs Kitabevi’ni ikinci sıraya Yolcu dergisini ve üçüncü sıraya da İsmail Esti ismini rahatlıkla yerleştirebiliriz. Mustafa Karaosmanoğlu hiç tantanasız şiirimizin mimarıdır. Gelip gidip onu Müştehir Karakaya’ya benzetmişimdir. Nevzat Onmuş’u İstiklal Caddesinde, Beyoğlu’nda görebiliyorum fakat Cibran Kafe’nin Çiftlik Caddesindeki varlığından hâlâ emin değilim. Bütün bunları rastlarsam İsmail Esti’ye soracağım. Neredeyse 35 yıl evvel Kağıthane-Sanayi Mahallesi’nde kısa süreli misafir etmiştik İsmail’i. Şirintepe Metehan İlkokulu’nun bahçesindeki tepe noktada göğsümüzü rüzgâra verip şiir okumuştuk. Hey gidi günler hey! Hey hey yine de hey hey!!

Geçen sosyal medyada ellerim ceplerimde gezinirken bir geçmiş olsun paylaşımına rastladım. İsmail dostumuz kalp rahatsızlığı geçirmiş. “Hadi canım sen de!” dedim içimden. Benim tanıdığım İsmail öyle gözdağlarına pabuç bırakacak biri değildir. Allah’ın eli onun kalbinin üzerindedir. Hamdolsun kısa sürede şifaya kavuştu. Dualarımız eminim ona da ulaşmıştır. Fotoğrafına baktım güzel gülüyordu. Sevgili dostum, zihnimiz ve kalbimiz yorulsa da daha bu dünyadan öğreneceğimiz çok şeyler var. Daha “bıyıklının yeri”nde çay içeceğiz. Sen şekersiz ben kıtlama.