Yusuf Kaplan: Alim ve ârif halktan ayrı değildir!

Yusuf Kaplan ASKON’da Medeniyet Gençliği Hareketi’nin konuğuydu. Çok verimli bir söyleşi yaptı.

Yusuf Kaplan: Alim ve ârif halktan ayrı değildir!

 

Medeniyet Gençliği Hareketi’nin düzenlediği “Medeniyet Sohbetleri” adlı konferansların bu haftaki konuğu Yusuf Kaplan Bey’di. Yusuf Kaplan Bey, ASKON’da Fatih Ayhan Bey’in sunumuyla medeniyet konusunda bir konuşma yaptı.

Yusuf Kaplan Bey Türkiye’de belirli bir seviyenin üzerinde düşünme gücüne sahip ender fikir adamlarımızdan… Onun konferanslarından mutlaka payımıza bir şeyler düşüyor. Yani vaktimiz boşuna geçmiş olmuyor.  Aynı zamanda konuşma tarzı karşılıklı konuşmalara müsait olduğu için onu dinlerken sıkılmıyoruz. Bu son toplantıda da karşılıklı konuşmaların fazlasıyla olduğu bir sohbet yaptı Yusuf Bey… Dinleyici profili genç olunca buna şakalaşmalar ve espriler de dâhil oldu. Oradaki gençlerin isimlerini tek tek öğrenmeye çalışması ise oldukça etkileyiciydi.

Yusuf Kaplan

Medeniyeti konuşanlar kompleksli

Yusuf Bey Batı ve Doğu düşüncesine hâkim birisi olarak medeniyet kavramının batıdaki ve doğudaki karşılıklarını izah ettiği konuşmasında şu hususlara değindi:

Türkiye’de medeniyetten bahseden herkes aşağılık kompleksinden dolayı bahsediyor. Ben hariç… Burada espri falan yapmıyorum, alçak gönüllülük falan da yapmıyorum; milletin kafası çok karışık…  Medeniyet derken milletin kafasındaki şey batıdaki ‘sivilizasyon’… Yani bizim medeniyet ya da uygarlık diye çevirdiğimiz kavram. Batıdaki sivilizasyon kavramı ile ne anlaşılıyorsa o medeniyetle onu anlıyor insanlar.

Sivilizasyon kelimesi 18. yüzyılda icat edilmiş bir kavram, daha öncesi yok. Daha önceden tırnak içinde “medeniyetlerin” kendilerini sivilizasyon kavramıyla tanımladıkları veya tarif ettikleri bir süreç yaşanmış değil. Medeniyet kavramı da 19. yüzyılda icat edilmiş bir kavramdır. Gerçi İbni Haldun kullanıyor; “İnsan tabiatı icabı medeni bir varlıktır” diyor. İbni Haldun bizde medeniyet fikrini ilk geliştiren düşünürdür. Onun dışında tarihsel olarak baktığımızda bu kavramların kullanılmadığını görüyoruz.

“Medeniyetler şehirler kurar” lafı saçmalık

“Din”, “Medine” ve “medeniyet” kavramları arasında bir ilişki var. Etimolojik bir ilişki değil, semantik ve tarihsel bir ilişki var. Din kendisini Medine’de var ediyor, dolayısıyla bu, bir şekilde medeniyete dönüşüyor. Ben de bir şekilde tanımlama yapıyorum aslında… 18. yüzyılda Avrupa’da geliştirilen sivilizasyon kavramına denk gelecek bir tanımlama değil aslında. Mesela, “medeniyetler şehirler kurar, medeniyetlerin kurulduğu yerler şehirlerdir” diye bir cümle kuruyoruz. Bu çok saçma bir şey. Sivilizasyon için geçerli olabilir.

Osmanlı neden hadariyet değil de medeniyet demiş?

Batı medeniyeti diye bir şeyden bahsedemeyiz. Bu anlamda Batı, medeniyet olamaz. Yani gerçekten medeniyetten bahseden adamlar ne söylediklerini bilmiyorlar aslında. Aşağılık kompleksiyle bu kavramdan bahsediyor dedim ya! Aşağılık kompleksini şöyle açıklayayım. Mesela adam diyor ki: “İslam da bir medeniyettir.” “Batı uygarlığını biz kurdurduk, Rönesans’ı da biz yaptırdık” diyor; peki biz neredeyiz, çuvallamış durumdayız.

Bizim dilimizde sivilizasyon kavramının karşılığı hadariyedir. Müslümanlar hiçbir zaman “hadariyetül  İslamiye” diye bir şey kullanmamışlar. Osmanlı münevveri İslam medeniyeti demiştir. Osmanlı neden hadariyet kavramını değil de medeniyet kavramını kullanıyor. Bu sorunun cevabı başka bir soruda gizli aslında… Osmanlı neden kapitalizme direniyor? Hadariyet değil de medeniyet kavramının tercih edilmesi aslında çok önemli bir varoluş iradesi gösterme çabasının sonucudur. Ben “ben” olarak varım. Ben “ben” olarak var değilsem benim varlığımdan söz edemezsiniz.

Yusuf KaplanÂkif büyük adam ama…

Âkif büyük adam, büyük şahsiyet, inanılmaz bir adam. Herkesin düşünür olması gerekmiyor ama çok büyük bir adam. Adamın kişiliği, ahlakı inanılmaz. İnsanı titreten, “adam budur” dedirten bir tarafı var. Biliyorsunuz “Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı “ diye saçma sapan bir lafı var. Bu laf bizim zihnimizi o kadar iğdiş etmiş durumdaki hâlâ bunun bizi ne kadar perişan ettiğinin farklında değiliz. Batının ilmini almak, teknolojisini almak, ahlakını ve değerlerini falan almamak meselesi… Bu, Meşrutiyetle birlikte yaşanan savrulmayı gösteriyor. Bizim yapmamız gereken şey ne? İslam’ın idrakiyle asırla konuşmak, İslam’ın idrakini asra söyletmek…

Modernlik, “nesebi gayri sahih olmak” demek

Elmalılı’da ve Bediüzzaman’da savunma psikolojisi yok. Filibeli’de var. İhsan Eliaçık bir kitap yazmış. Bir baktım, içinde “Osmanlı neden geri kalmış” diye bir ara başlık var. Bunu görünce kitabı bir kenara bıraktım. Osmanlı geri kaldı ne demek? Geri kalmak ne demek, ileri gitmek ne demek? Batı ileri mi gitmiş? Bu ilerleme değil. Maddenin kullanılmasında aşırı bir savaş veriyor. İlerleme kavramını illa kullanacak olursak ilerleme dediğimiz şey insanın hayatını daha anlamlı yaşayabilmesi, daha derinlikli bir algılama biçimine sahip olması, insanlığa adaletin, hukukun, hakkaniyetin ve insanlığın hâkim olduğu bir dünya sunabilmesidir. Budur ilerleme… Batılıların yaptıkları böyle bir şey midir?

Geçen bir profesör arkadaşımız televizyonda evrensel Avrupalı değerlerden bahsediyor. Bundan kastettiği de demokrasi, insan hakları, özgürlükler… Böyle bir şey yok. Demokrasi diye bir şey yok, insan hakları diye bir şey yok. Özgürlükler diye bir şey yok. Bu sömürgeciliğin yeni keşif koludur bunlar. Modernlik nedir? Modernliğin gerçek anlamı “nevzuhur” demek, yani “nesebi gayri sahih olmak” demek. Kendisinden önceki bütün tecrübeleri inkâr eden tecrübe demek…

İnsanı her şeyin ölçüsü ve ölçütü haline getiren bir medeniyet, insanı da bir şekilde yok edecek demektir. İnsanı her şeyin merkezine yerleştiriyor, tanrısallaştırıyor. Bir sürü kerli ferli adam Yûnus Emre’nin ilk büyük hümanist olduğunu falan anlatıyor. Yûnus Emre’yi hümanizm gibi üfürükten tayyare bir şeye indirgeyemezsiniz. O kadar ucuz bir şey değil. Fakat şu an geldiğimiz noktada biz post-hümanizmi konuşuyoruz. Yani şu an artık insan merkezli bir dünya istenilmiyor.

Âlim ve arif çağının çocuğu değildir

Dünyaya bir şey söyleyeceksek, biz özellikle ahlakı entelektin pençesinde kıvrandırtmamalıyız. Adam inanılmaz bir entelektüel olabilir. Beni ilgilendirmiyor. Sonuçta ahlaklı değilse, ahlakla ilgili bir sorun varsa bu adamın söyleyebileceği bir şey yoktur. Yani o yüzden Batıda bizdeki âlim ve arif figürüne denk gelebilecek bir figür yok. Ortaya çıkan tipler nedir? Entelektüel… Nedir entelektüel? Sadece zihnî faaliyet yapan, birilerinin sözcülüğünü yapan bir adamdır. Biz buna Türkçede aydın diyoruz. Yani kapıkulu oluyor. Çağının çocuğudur entelektüel… Âlim, arif dediğimiz kimse ise çağının çocuğu değildir. Hem çağının çocuğudur hem de çağının ağlarından ve bağlarından kendisini kurtarabilmiş, çağrının çağlayana dönüşmesi için çaba gösteren bir adamdır.

Âlim ve arif halktan ayrı değildir

Medeniyetin omurgasında yer alan figür insan-ı kâmildir. Bir âlim düşünün; Mesela Gazali veya İbni Arabî’yi düşünün. Şimdi bu insanların toplumla kurduğu ilişki ile entelektüelin toplumla kurduğu ilişkiyi karşılaştırın. Âlim, toplumdan müthiş bir saygı görür ama herhangi birisi gibi davranır. Hele insan-ı kâmil mertebesindeyse toplumdan hiç ayırt edemezsiniz. Hz. Peygamber’in yaşadığı bir şeydir bu: “Hanginiz peygamber “ diye soruyor adam…  Böyle bir şey mi var? Muhteşem bir şey bu…

Medeniyet tasavvurunun kaynağı Hz. Peygamber’in kendisidir

Medeniyetten kastım şudur: Vahiy sonrası bir süreçten bahsediyorum. Vahiy bitti, bir daha bir peygamber gelmeyecek. Medeniyet, İslam’ın bizim için hayatiyet arz etmesini sağlayabilecek bir süreçtir. Yani İslam’ın bizim için hayatinin sürüp sürmediğini biz ancak medeniyetle ölçebiliriz. Medeniyet sürüyorsa İslam bizim için hayatiyetini devam ettiriyor demektir. Medeniyet sürmüyorsa İslam bizim için hayatını yitirmiş demektir. Medeniyet vahyin nebevî soluğunun hayata geçirilmesidir. Medeniyet fikri olmadan, vahyi, çağ körleşmesinin zıvanadan çıktığı bu çağda kesinlikle hayata geçiremeyiz. Dinin hayatiyet kazanmasını sağlayabilecek tek şey medeniyettir diyorum.

“İslam medeniyetinin kaynağı sünnet-i seniyedir” diye yazdığımda Hayrettin Karaman Hoca itiraz etmişti. İlim, irfan ve hikmet sütunlarından yükselen bir medeniyet tasavvurundan bahsediyorum. Bunun kaynağının da doğrudan doğruya Hz Peygamber’in kendisi olduğunu söylüyorum.

 

Aydın Başar haber verdi.

Yayın Tarihi: 08 Mart 2012 Perşembe 11:38 Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2012, 09:19
banner25
YORUM EKLE

banner26