Yenikapı'da Muazzam Bir Marş Gecesi

10 Haziran Cumartesi gecesi 30 yıllık marş, ezgi tarihimizin en büyük buluşmalarından birisi gerçekleşecek. Asım Gültekin bu geceye, ezgilere-marşlara dair yazdı.

Yenikapı'da Muazzam Bir Marş Gecesi

Geçen Cumartesi gecesi Maltepe sahiline gitmem gerekti. Normalde Maltepe’yi nedendir bilmiyorum pek sevmem. Uzaklık ve arada kalmışlığın mekânlarından biridir Maltepe benim için. Ama o gece gitmem gerekiyordu oraya; zira İslamcı ezgilerin, marşların büyük isimlerinin hemen hepsi orada olacaktı. Büyük isim derken ezgilere, marşlara 25-30 yılını vermiş büyük isimler. Kimler yoktu ki; Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Aykut Kuşkaya, Abdülbaki Kömür, Eşref Ziya, Hakan Aykut, Mustafa Demirci ve İbrahim Sadri. İbrahim Sadri’ye “ve” dedik çünkü İbrahim Sadri ezgi sanatçısı değil. Evet, bestelenmiş eserleri yok değil. Hele o “Anne bak üşüyorum”un “Şu Bizim Dünya” güldürü kasetindeki versiyonu nasıl da içli, nasıl da güzeldir. Modernlik eleştirisi, sanayileşme, tüketim kültürü, insanın modernite ile yalnızlaşması; bunların hepsi öyle naif bir şekilde anlatılır ki o eserde.

Ömer Karaoğlu da olunca kadro tamamlanmış

Birnokta edebiyat dergisinden Recep Baydemir, oğlum Taha ve kızım Rana ile yola düştük. Trafikten dolayı gecikmiştik. Konser alanına ulaştığımızda Aykut Kuşkaya sahnede idi. Son eserlerinden birini söylüyor idi Aykut Kuşkaya. “Ah abi, eskilerden söylesene” diye geçirdim içimden. Sunuculuğu Nur Haktan yapıyordu. Abdülbaki Kömür davet edildi. Kömür, bestesi Hakan Aykut’a ait olan Şehadet Uykusu’nu söyledi. Ardından İbrahim Sadri sahneye çıktı. Ben o sırada dinleyicilerin etrafında gezinerek hem genel olarak nasıl bir dinleyici profili katılmış bu büyük ezgi buluşmasına hem de tanıdık dosttan ahbaptan kimler var, ona bakıyordum. Sitemizin disiplinli, titiz editörü Mehmet Emre Ayhan ve eşi Şifa Hanım, Kartal AİHLlilerin önde gelenlerinden Abdülkadir Alemdar, Özel FM’de bir zamanlar “iyi şeyler” yapan Mehmet Kamil Gelgör, AHaber’den Celalettin Yüksel, Marmara Üniversitesi Milli Gençlik Vakfı teşkilatından Murat Kördemir ve Adem Yılmaz, Deniz Feneri Derneği yönetiminden Av. İslam Binici, bir önceki YTB (Yurtdışı Türkler) Başkanı Kudret Bülbül de oradaydı, hatta Ankara’dan katıldı ama onu göremedim. Daha pek çok arkadaş, dost vardı. Ezgileri, marşları çok sevdiğini bildiğim üç beş dostum vardı ki, onların da mutlaka orada olmasını dilerdim.

Celalettin kardeşim kuliste sanatçı ağabeylerle görüştün mü deyince kulise geçtim. Abdülbaki Kömür, Taner Yüncüoğlu ve Ömer Karaoğlu sıralarını bekliyorlardı. Biraz sohbet ettik. Geçen yıl bu buluşmada Ömer Karaoğlu yok imiş. Bu yıl Ömer Karaoğlu da olunca kadro tamamlanmış oluyor. Mustafa Demirci’nin de duyurularda ismi vardı ama orada mıydı, vardı da erken mi ayrıldı, bilemiyorum. Yarım saat kadar geciktiğimiz için kaçırmış olabilirim.

Marşları, ezgileri çok sevmek ne demek? 

Elbette ezgi ve marş türünde eserler veren başka sanatçılarımız da var. Çok şükür ki var. Bir kısmı küsmüş olsa da, iltifat bahsinde çokça cimri davranılmış da olsa eser vermiş çok değerli isimler oldu: Barbaros Ceylan, Mesut Çakmak, Adil Avaz, İbrahim Tanrıkulu, Emirhan Ertürk, Grup Genç, Grup Yürüyüş, Diriliş Muştuları, Şehitler Kervanı, Grup Selika, Tamer Duman, Yener Turan, Ahmet Yasin, Murat Polat, Mehmet Ali Aslan, Mesut Yabanigül, Grup Kıvılcım, İlhan Özkeçeci, Erdoğan Akın, Bestami Korkmaz, Mikail ve daha bir çok sanatçı bu alanda eserler verdiler.

Marşları, ezgileri çok sevmek ne demek? Bu çok farklı bir ruh, farklı bir halet-i ruhiyeye; bir hissiyat derinliğine, coşkusuna sahip olmak demek. Bazı arkadaşlar, özellikle kimi dernek ve vakıflarda, kimi edebiyat çevrelerinde bazı arkadaşlarda bu hissiyatın bulunmadığını görüyorum kimi zaman. Hatta kimilerinin fırsatını bulduğunda ezgilere, marşlara laf sokmadan duramadığını, ezgilerin köksüz olduğunu, isminin niye ezgi olduğunu, sanat musikisi ile asla karşılaştırılamayacağını, insanların böyle rezillikleri dinlemek yerine daha nitelikli müzikler dinlemeleri gerektiğini anlattıklarını görüyoruz. Org’la müzik mi icra edilirmiş’e kadar varıyor mevzu.

Böylesi tiplerle karşılaştığımda bir şeyi görmeye çalışırım. Bu zat şimdiye kadar ezgi marş icra edenlerin hepsini bir potaya katıp silip atan ciddiye alınmayacak biri mi yoksa az çok ezgilerdeki ruhun, değerin farkında fakat bazı ezgi olmanın gereğini dolduramayan eserlere ve icracılara kızmış da, sözüne, yargısına özen göstermeden değerlendirme yapanlardan biri mi. Eğer ikincisi ise onları yine de anlayabiliyoruz.

Bazılarının da marş ve ezgilerle Türk sanat, halk, tasavvuf müziğini karşılaştırıp ezgi ve marşları bir çırpıda silip atma münasebetsizliğine düştüğüne şahit oluyoruz. Bu münasebetsizlikleri ciddiye almaya gerek yok. Zira marşlar ve ezgiler sadece müziğe sığabilecek ve sadece müzik açısından değerlendirilebilecek eserler değildir. Sözleri ile, bestesi ile beraber daha ontolojik bir perspektiften değerlendirilmelidir. Şunu çok net söylemeliyim: Marş ve ezgilerden başka hiçbir müzik eseri Kudüs acısını ve son iki yüzyılda Müslümanların daha izzetli bir dünyada yaşamaya dair umutlarını anlatamaz! Ezgi ve marşlardan başka hiçbir müzik eseri yeryüzünün umudunun ancak ve ancak “alnında sürekli secde gülleri” olduğunu ifade edemez. Ha, böyle dertleriniz yoksa size zorla marş dinletecek değiliz; bari anlamadığınız şeyleri tartmaya çalışmayın. Erkin Koray için, Barış Manço için bir kalitesiz müzik enstrümanı olarak görülmeyen org’u Müslüman sanatçıların arkasında gördüğünüzde şimdi bu sanat mı diye efelenmesin kimse. Sesinizi başka org kullanan isimlere de yükseltin.

Türkiye’de kültür sanat meselelerinin popülerlik baz alınarak değerlendirilmesi

Sanat ürünlerinde elbette bir sanatçının tüm eserlerinin dört dörtlük olmasını beklememek gerekiyor. Şiirde en büyük şairlerin bile erbabınca “bu şiir diğer şiirlerine göre sanatçının daha zayıf bir şiir” denebilecek şiirleri oluyor. Niyetim elbette küstahça büyük şairleri bile bir çırpıda çöpe atabileceğini zannedenlere kapı açmak değil. Müzikte de bir sanatçının tüm eserleri kusursuz olacak diye bir şey yok. Verdiği eserlerin ağırlıklı bir kısmında niteliği kaçırmayan sanatçıların sanatçı olduğunu düşünebiliriz. Bir de verdiği esere eser demeye bin şahit gerekecek tipler vardır. Onlara sanatçı da dememek gerekiyor.

Türkiye’de kültür sanat meselelerinin popülerlik baz alınarak değerlendirilmesi, egemen popüler kültüre ittiba eden tüm kültür icracıları tarafından (ister dindar olsunlar ister din karşıtı) Müslümanca duyarlığa sahip sanatçıların görmezden gelinmesi, yok sayılması sonucuna bizi mahkum duruma düşürmüş oluyor.

Oysa nitelikli sanat eseri ile muhatabiyet, o eseri milyonlar dinliyor, tıklıyor, beğeniyor diye değildir. Olmamalıdır. Eserin özünde taşıdığı özelliklerden dolayı sanat eseri ile (burada müzik eseri) irtibata geçebilmelidir.

İşte Maltepe’de hemen hemen hepsini bir arada o gece dinlediğimiz sanatçılarımız bu engellemelere, ön yargılara, yok saymalara 30 yıldır direnen sanatçılarımız. Onların yaşadıkları zorlukların çok az bir kısmını bizler bilebiliyoruz. Onların yaşadıklarının çok azının farkındayız.

Maltepe’deki muhteşem geceyi kaçıranlara güzel bir haberim var: O güzel atmosferi 10 Haziran Cumartesi gecesi 23.30’da Yenikapı’da da yaşamak mümkün olacak. Yine aynı sanatçılarla. Ben ilkini kaçırmadım, ikincisini de kaçırmaya niyetim yok. Hele Maltepe’de Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Aykut Kuşkaya, Abdülbaki Kömür, Eşref Ziya, Hakan Aykut ve İbrahim Sadri “Bir Avuçtuk Biz” marşını hep beraber söylediler. Aynısını muhtemelen Yenikapı’da da yapacaklar.

Ezgilerin kıymetini bilen insanlarla birlikte olmak gerçekten güzel oluyor. Program gece 01.00- 01.30 gibi bitecek muhtemelen ama değer. Marmaray gece 01.04’e kadar çalışıyor.

 

Asım Gültekin 

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2017, 15:08
YORUM EKLE
YORUMLAR
Süreyya Aydın
Süreyya Aydın - 2 yıl Önce

Üstad kalemine yüreğine sağlık. Ben ezgileri hiç unutmadım. Hepsi elimde mevcut olamasa varolanları arabamda hala dinlerim. (Ne yazık ki zamana yenik düşen ezgi kasetlerim hanımın hışmına uğradı bir zamanlar) Zaman zaman arabama binen doatlar burun kıvırırlar hala bunları dinleyen var mı diye. İşte o zaman ben "Doğ ey güneş erit taştan adamı. Ve kurut taşları diken elleri" diyen ezginin sesini biraz daha açarım.

Fatih Pala
Fatih Pala - 2 yıl Önce

Ama haksızlık oluyor bu!Haberimiz olduğu gün icra edilir mi bir program?Gerçi Ömer Karaoğlu büyüğümüzü geçen hafta huşuyla dinleyip yolculamıştık diyar-ı Kayseri'den...Bu birlikteliğe de şahit olmak isterdik hani!Asım abi, şimdi mi söylenir yani?Yine de çok güzel, yine de çok teşekkür, yine de yapılması gereken bu idi, demekten kendimi alamıyorum.Zira popüler kültür-nasıl oluyorsa- almış başını, sarmış başları olur olmazca gidiyor öyle...Ezgiler ve marşlar başkalar başkasıdır vesselam...

banner19

banner13