Yazma eserlerle üzerine takdire şayan bir çalıştay: Yazma Eserler Kış Okulu

Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlediği “Yazma Eserler Kış Okulu”nda katılımcılara yazma eserin tanımı, haricî ve dâhili özellikleri; yazma eserlerin te’lif, istinsah, neşir süreci hakkında kapsamlı bilgiler sunuldu. Sevil Dağcı’nın etkinlik haberi.

Yazma eserlerle üzerine takdire şayan bir çalıştay:  Yazma Eserler Kış Okulu

22-23 Mart tarihlerinde “Yazma Eserler Kış Okulu” çalıştayının ilki düzenlendi. Gelenekselleşmesi düşünülen çalıştay; yazma eserin tanımı, haricî ve dâhili özellikleri; yazma eserlerin te’lif, istinsah, neşir süreci; yazma eser kütüphaneleri, yazma katalogları, yazma esere erişim hususunda katılımcılara çok kapsamlı bilgiler sundu. Bursa Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi’nin öncülüğünde gerçekleştirilen proje lisansüstü öğrencileri ve araştırmacılara yönelik bir uygulama oldu. Belirli sayıda katılımcının seçilerek dahil olduğu çalıştayda iki gün boyunca bilgi, tecrübe ve hatıralar paylaşıldı, unutulmaz anlar yaşandı.

Cuma sabahı, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin, nice ilim ve devlet adamımızın hatıralarına tanıklık eden, buram buram tarih kokan bir ortamda, Muradiye Medresesi Kur’an ve El Yazmaları Müzesi’nde buluştuk. Program Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı ve aynı zamanda projenin yürütücüsü olan Prof. Dr. Bilal Kemikli’nin açılış konuşmasıyla başladı.

Müzede, hat eserlerinin sergilendiği duvarlar, tarihin sadece görünen yüzünü aksettiren aynalara dönüşmüş. Asıl mânâ o duvarların sessiz fakat vakur duruşunda gizli. Fatih’in, fetihin ayak sesleri gizli o duvarlarda. Konuşan yalnızca Bilal Hocam değil, taş duvarların yankısı karışıyor onun sesine. Dün, şimdiki zaman ve yarının seslerinden oluşan bir senfoniye dâhil oluyoruz. Dünden gelen, ânda duyulan, yarına hitap eden bir sesleniş bu…

“Harman tozu yutulmadan rençber, kitap tozu yutulmadan âlim olunmaz!” Sayın Bilal Kemikli’nin hafızamıza nakşeden sözü, bu proje ile hayat buluyor âdeta. İlmin en büyük rızık, vazgeçilmez ve doyumsuz bir nimet olduğunu bilen değerli ilim insanlarının alın teri karıştı bu harmana. Bu hasadın tozunu teneffüs etmiş olmanın verdiği heyecanı sizinle paylaşmak istedim.

Yazma eserlerin harici özellikleri

Programın birinci oturumu, Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Edebiyatı Bölümü hocalarından, Dr. Öğr. Üyesi A. İhsan Akçay’ın sunumuyla başladı. “Yazma Eserlerin Mahiyeti ve Nitelikleri” başlıklı sunumunda Akçay yazma eser nedir, şekil özellikleri nelerdir ve el yazması bilimi (kodikoloji) hakkında genel bilgiler verdikten sonra, yazma eserin fiziki özelliklerini tüm detaylarıyla açıkladı. Cilt, tezhib/tezyinat, minyatür özellikleri, kâğıtla ilgili bütün detaylar; boyutu, yazı alanı, türü, rengi, filigran bilgisi, âharlanması ve âhar çeşitlerinden bahsetti. Yazı türü, mürekkep rengi ve özellikleri hakkında bilgiler verdi. Ayrıca İhsan Akçay’ın sunumuna özenle seçilmiş pek çok görsel eşlik etti.

İkinci oturumda, FSM Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Araş. Gör. Dr. Sami Arslan’ı dinledik. “Çoklu Telif Ürünü Olarak Nüshalar: Osmanlı İstinsah Kayıtları (İznik Medresesi – Süleymaniye Medreseleri Dönemi)” başlıklı sunumunda Arslan, kitap ve nüshanın farklı şeyler olduğunu açıkladı. Nüshayı nüsha kılan şeyin kayıtlar olduğunu belirterek, başlıklar halinde kayıt çeşitlerini izah etti. “Kitap nedir? Nüsha kimdir?” sorusunun cevabıdır diyerek, kitabı müellifin yazdığını, nüshaların ise müellifin haricinde, müstensih ve okuyucuların notlarıyla meydana geldiğini açıkladı. Hatta eseri yazan müelliflerin eserlerine okuyucular için “Halel bulsalar tashih edeler, noksan bulsalar tekmil edeler” şeklinde not yazdıklarını belirtti. Kitap ve nüshaya ait unsurların açıklanmasıyla ikinci oturum son buldu.

Cuma namazı ve öğle yemeğinin ardından oturumlar, Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde devam etti. Üçüncü oturumda İstanbul Şehir Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Berat Açıl’dan “Yazma Eser Koleksiyonları ve Kitap Kültürü” hakkında bilgi aldık. Kitabın, müelliften sahafa, kâğıt halinden yazılana kadar, hatta gemilerle taşınması gibi ekonomik, politik, entelektüel bütün unsurlarının gösterildiği şema örneklerini bizimle paylaştı. Bu sahada yapılan çalışmalardan, yazılan yerli ve yabancı kitaplardan bahsetti. Bu konuda yayımlanan makaleler ve ilmî çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Yazma eser koleksiyonları hakkında açıklamalarda bulunan Berat Açıl, üzerinde çalıştığı koleksiyonlardan ve özellikle de Cârullah Efendi koleksiyonundan bahsetti. Kütüphane kültürü ile ilgili çalışmaların gelişme göstermesinden duyduğu sevinci dile getirerek, konuşmasına son verdi.

Yazmalara erişim imkanları

Dördüncü oturumda, yazma eser uzmanı Arafat Aydın, yazmalara erişim imkânları ve araştırma yöntemlerine dair en son gelişmeleri aktardı. Öncelikle kaliteli bir yazma eserin sahip olması gereken özellikleri anlatan Aydın, yazma eserler üzerinde yaptıkları titiz çalışmalardan bahsetti. Yazma eserlerin dijital ortama aktarım sürecini ve bu sürecin nasıl işlediğini açıklayan Aydın, portal.yek.gov.tr. hakkında bilgiler verdi. Kimlik numaramızla giriş yaptığımızda Süleymaniye, Beyazıt, Bursa, Konya, Edirne, Erzurum, Kastamonu, Amasya, Kütahya gibi farklı kütüphanelerdeki yazmalara da erişim imkânı bulabileceğimizi öğrendik. Değerlendirme oturumunun ardından çalıştayın birinci gününü sonlandırdık.

Cumartesi sabahı tekrar bir araya geldiğimiz kütüphane hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Burası, İnebey Yazma Eser Kütüphanesi. İlk defa geldiğim bu mekândan açıkçası çok etkilendiğimi belirtmek isterim. Medreseden dönüşen kütüphane, Bursa’nın en merkezi yeri olan Bursa Ulu Camii’nin neredeyse bir sokak uzağında. Ana caddenin asfalt yüzeyinden ayrılıp, taş döşeli yolla temas kuran ayaklarınızın, sizi özel bir yere doğru götürdüğünü anlıyorsunuz. Küçük esnaf lokantalarının, ahşap tabureli çay evlerinin birbirine sokulmuş samimi görüntüsü içinizi ısıtıyor. Dar, sokakların yuvarlak köşelerinden dönerek kütüphaneye yaklaşıyorsunuz. Kütüphanenin merdivenlerinden çıkıp, kapının içine adım atar atmaz içinde bir şadırvanın bulunduğu, etrafı yemyeşil çimlerle kaplı avlu sizi karşılıyor.  Enteresan olan şey, birkaç yüz metre ilerideki trafiğin gürültüsünden, satıcıların seslerinden, insanların telaşlı koşuşturmasının yarattığı hengâmeden kurtulup, kuşların cıvıltılarını duyabildiğiniz huzurlu bir ortama bu kadar zahmetsizce kavuşabilmek. Buraya sadece kitap için gelmek hata olur, çünkü kütüphanenin bizzat kendisi okunmaya değer nitelikte.

Bu huzur ortamında, Yazma Eser Uzm. Yard. Osman Nuri Solak’tan kütüphane olarak kullanılan medresenin tarihini, mimari yapısını ve Yıldırım Beyazıt zamanında subaşılık yapan İnebey hakkındaki açıklamaları dinledik. Osman Solak kütüphanede bulunan koleksiyonlar hakkında detaylı bilgiler paylaştı bizimle. Medresenin bir dönem salça fabrikası olarak kullanılmış olduğunu esefle öğrendik. Kütüphanenin bugünkü haline kavuşmasında katkısı bulunan ve müdâvimi olan birbirinden kıymetli şahsiyetleri hürmetle andık. Hüseyin Çelebi, Kâzım Baykal, Ertuğrul Seyhan, Ali Nihat Tarlan, Süheyl Ünver bu isimlerden bazılarıydı. Çay ve simit ikramı, kütüphane ile ilgili hatıralarla doyumsuz bir ziyafete dönüştü.

“Koformist insandan ilim adamı olmaz”

Bu güzel mecliste, kütüphanede bulunan kıymetli yazma eserlerden birini yakînen görebilmenin heyecanını da yaşadık. Eser, Yrd. Doç. Dr. Murat Yurtsever hocamın ifadeleriyle; “Bir müstensih harikası, müstensihin esbâbı vücudunu ya da kıymeti harbiyesini ayın on dördü gibi gösterdiği bir eser.” Mahmud Nâsıh isminde İstanbullu bir zâta ait olan bu eser hakkında Murat Yurtsever’den kıymetli bilgiler edindik. Mahkeme kâtipliği yapan, Mahmud Nâsıh, İsmâil Hakkı Bursevî Hazretlerinin yaklaşık yüz yirmi eserini adeta süzmüş. İki bin beş yüz manzûmesinin tamamını ve bazı konularda görüşlerini ortaya koyduğu mensur yazılarının bir kısmını almış ve bu eserde birleştirmiş. Ömrünün tam kırk yılını, kendi ifâdesiyle “gözünde bir gözlük, anneden babadan öksüzlük ve cüzdanda sadece bir yüzlük” le bu yola adayan bir ilim âşığını hürmetle anmış olduk.

Teşekkür ve katılım belgelerinin takdiminden önce Bilal Kemikli’nin kitaba, ilme, çalışmaya dair tavsiyelerini dinledik. “Koformist insandan ilim adamı olmaz, kalkıp kütüphaneye gitmek gerek. İlim bir aşk işidir. Bu vatanın aşkla ve şevkle çalışacak ilim insanlarına ihtiyacı var.” Hocamın ufuk açan nasihatlerini kulağımızda küpe yapıp, daha nice kaliteli programlarda buluşabilmek için dua ederek vedalaştık. 

Programa emeği geçen herkese özellikle Sayın Bilal Kemikli başta olmak üzere, Ali İhsan Akçay, Olcay Kocatürk, Mehmet Şakar, Tahir Ayas, Mensure Sönmez, Ömer Faruk Yiğiterol’a teşekkür ediyorum. Bizleri sunumlarıyla aydınlatan değerli hocalarıma, bir ev sahibi sıcaklığında bizi ağırlayan Muradiye Müzesi ve İnebey Kütüphanesi’nin görevlilerine şükranlarımı sunuyorum. Rabbim ilim yolunda çalışan insanlarımızın gayretlerini ve sayılarını artırsın…

Sevil Dağcı

                                                                                              

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2019, 11:34
YORUM EKLE

banner19

banner13