Yaratılmış her güzellik şahitliğimizi beklemekte

İsmail Erdoğan geçtiğimiz günlerde verdiği seminerde 'Modern sanat çıkış mı çıkmaz mı?' konulu bir sunum gerçekleştirdi. Sümeyra Cevahiroğlu etkinlikten notlarını aktarıyor.

Yaratılmış her güzellik şahitliğimizi beklemekte

İstanbul Tasarım Merkezi'nin her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği kültür sanat seminerlerinin 3 Aralık Perşembe akşamının konuğu İsmail Erdoğan'dı. Yaklaşık iki saat süren seminerde Erdoğan, 'Modern sanat çıkış mı çıkmaz mı?' konulu dolu dolu bir sunum gerçekleştirdi.

Modern sanatı anlayabilmemiz için önce modern sanata gelmemiz gerektiğini ifade eden Erdoğan, bizi modern sanata getiren sürecin okumasının yapılmasının daha doğru bir yaklaşım olacağını belirtti. Sanatın ilk tanımı olan mimesis kavramından başlayarak, modern sanata gelene kadar geçen evrede yaşanan sosyal kültürel, dini, ekonomik ve siyasi değişimlerden bahsetti. Erdoğan, modern sanatı oluşturan zeminin nasıl şekillendiğini, bu değişimler üzerinden gözler önüne serdi.

Modern sanatın, güzelliğe ulaşabilmek için sanatın mutlak ölçütlere dayandırıldığı klasik sanat anlayışına karşı doğduğunu ifade etti. 19. yy'da hakim olmaya başlayan modern sanatın, günümüzde de hâlâ etkisini sürdürdüğünü söyledi.

Sınırları tanımayan, sınırlar inşa etmeyen ucu açık bir sanat

Modern sanatla estetiğin geldiği sınırlar itibariyle sanatın artık tanımlanamaz bir kavram olduğunu belirten Erdoğan, bunun bir çok soruyu, sorunu, çıkmazı da beraberinde getirdiğini söyledi. Erdoğan, modern sanatın tabiatı gereği anlaşılamadığına ve spesifik olduğuna dikkat çekti.

Modern sanatın anlaşılamamasının ise onu sınırlayan, tanımlayan kriterler ve ölçütlerden yoksun olmasından kaynaklandığını ifade etti. Bu yüzden de modern sanatın anlaşılacak değil anlatılacak bir şey olduğuna vurgu yaptı. Sınırları tanımayan, bir sınır inşa etmeyen ucu açık bir sanat olarak belirttiği modern sanatı, Arthur Danto'nun ifadesiyle 'sanatın mutlak bir tanıma sahip olması gerektiğini ' anlattı.V e Danto'nun sanatı 'cisimleşmiş bir anlam' olarak tanımladığını ekledi.

Anlamın bizim zihnimizde cisimleştiği ve cisimleşen anlamın bizi harekete geçireceği bir enerji olmalıdır sanat. Sanat eserinden bize, bizden yeryüzüne yayılacak bir enerji...

İnsan fıtratı gereği her şeye bir anlam yüklemek ister. Anlamdırabildiğimiz sürece eşyayla ünsiyet kurabiliriz. Hayatla, hakikatle... Modern sanatın, hayat ile insanı uzaklaştırdığını söylediği klasik sanat anlayışına tepki olarak sunduğu şey, aslında hayatla insan arasındaki uçurumun derinleşmesine neden olmuştur. Kendi içinde bir paradoks oluşturmuştur modern sanat. Çözülemeyecek bir yığın çelişkiler yumağı...

Modern sanat müzeleri: Beyaz küp

Erdoğan, modern sanat müzelerinin, hakim olan sanat anlayışını temsil eden mekanlar olarak kurgulandığını ifade etti. Modern sanat müzelerinin kutsal bir atmosfer yaratma kaygısı taşıdığına değindi. Tıpkı kiliselerde olduğu gibi modern sanat müzelerinin de belli ilkeler ve bu ilkelere sadakat üzerine inşa edildiğini açıkladı. Bu yüzden de buraların renginin beyaz, ışığın yukarıdan verildiği, mümkün mertebe pencere açıklığı oluşturulmayan mekanlar olarak tasarlandığına dikkatleri çekti. Ve bu ilkeler sonucunda tecessüm eden şeylere de beyaz küp denildiğini belirtti.

Modern sanat müzeleri, insanı kısıtlamak ve üzerinde tahakküm kurmak ister. İnsanların modern sanat müzelerine girdiklerinde kimin ne yapacağı, nasıl yapacağı, baktığında ne göreceği kurgulanmıştır. Modern dünya, zaten başından beri bir kurgudan ibaret değil miydi? Peki bu önceden planlanmış senaryo içinde, modern sanatın dışavurumculuk olarak nitelendirdiği faaliyetleri nasıl özgürlük olarak açıklayabilecektik?

Yeryüzünün, sanatla terbiye edilmiş gözlerin şahitliğine ihtiyacı vardır

Güzelliği sürekli temaşa etmediğimiz, onu belirli zamanlarda, belli yerlerde hapsettiğimiz sürece sanatın hayatımızla hemhal olması imkansızlaşır. Erdoğan, güzellik dediğimiz şeyle, evimizin halısından kapısına kadar, gittiğimiz caminin penceresinden kubbesine kadar, yürüdüğümüz sokaktaki kaldırım taşına kadar, bütün formlarıyla karşılaşmıyorsak eğer sanatın hayatımızın içine nüfuz edemeyeceğini ifade etti.

Başlı başına nefes almanın bir sanat olduğunu idrakine varmak... Sanatla yaşayan insan ve bizimle yaşayan bir sanat... Yeryüzünün, sanatla terbiye edilmiş gözlerin şahitliğine ihtiyacı vardır. Ve yaratılmış her güzellik, yaratılışımızın gereği şahitliğimizi beklemektedir.

Erdoğan, insanın sanatla terbiye edilmesi gerektiğini ve göz terbiyesi denilen bir şeyin olduğunu belirtti. Gözün terbiyesi için de güzel olana bakmanın öneminden bahsetti. Marcel Duchamp'ın 'pisuvar' adlı eseri üzerinden de, modern sanatla geldiğimiz noktada ne yazık ki çirkinliğin bile sanat eseri olarak kabul gördüğünü anlattı. Bu da modern insanın, 'çirkin'i kanıksamasına, güzeli göremeyecek kadar çirkinleşmiş bir bakışa sahip olmasına neden olmaktadır.

Sanat var olandan var olmayana kaçıştır

Seminerin konu başlığının bir çok soruyu da zihnimize hucüm ettirmesinin gerektiğini söyleyen Erdoğan, neyin çıkmazı, neye çıkıyoruz, nerdeyiz gibi sorular üretebileceğimizi belirtti.

Neyden çıkıyoruz? Çıkış meselesinin kurtuluşla alakalı olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bu çıkışı Ali Şeriati'nin ' sanat var olandan var olmayana kaçıştır' ifadesiyle açıkladı. Bizim felsefe, politika ve sanat bağlamında ortaya koyduğumuz her şeyin kurtuluşumuzun bir parçası olması gerektiğini söyledi.

Gelip geçici olanda gelip geçemeyecek olanı görebilmek... Görmenin hakkını verebilmek. Hakikati yansıtan bir ayna olabilmek... Çıkmazda olan insana bir çıkış kapısı arayabilmek. İnsana, eşref-i mahlukat olarak sıfatlandırılmış insana bir kurtuluş vaat edebilmek...

Peki modern hakikat arayışı insanı kurtarabiliyor muydu? Modern sanat neden bizi bir çıkmaza doğru sürüklüyordu? Ve neden her saniye daha fazla ümitsizliğe ve yeise düşüyorduk?

Erdoğan, modern sanatın durağan bir sanat olduğunu belirtti. Gelişme, büyüme ve çoğaltma gibi insanı hakikate ulaştırmada gerekli olan, belli olgunluk düzeyine getirme evrelerinden yoksun olduğunu beyan etti. Çünkü modern sanat, hakikatin kendisi olduğu iddiasındaydı. Modern sanatın, hakikatin huzuruna çıkmak için gerekli dönüşümü yaşatmaktansa, hakikati kendi ayağına çağırdığına değindi. Aşkınlaşmanın önüne geçtiğini ve bu durumun da insanı boğduğunu ifade etti.

Kurtuluşumuz için gelip geçici olanda, gelip geçemeyecek olanı görebilmemiz, bu gördüğümüz hakikat karşısında hayretimizi diri tutup acziyetimizin farkına varmamız gerekir. Hakikatin hakkını Hak'ka teslim etmek... Bilhassa bizi çıkışa ulaştıran bu hakikat karşısında, mutmain olabiliriz. Çünkü bizler biliyorduk, bilmeliydik ve çokça bildirmeliydik: 'Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur.'

 

Sümeyra Cevahiroğlu haber verdi

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2015, 12:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13