Yahya Kemal 'evi' yeniden yapmaya çalıştı

Geçtiğimiz Pazartesi günü Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde, İsa Kocakaplan ve Sait Başer'in konuşmacı olduğu 'Bir Medeniyet Şairi Yahya Kemal' başlıklı bir panel düzenlendi. Panelin notlarını Sadullah Yıldız aktardı.

Yahya Kemal 'evi' yeniden yapmaya çalıştı

 

 

Pazartesi günü, Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tertip edilen “Bir Medeniyet Şairi Yahya Kemal” programına katıldım.

Özcan Ünlü’nün moderatörlüğünde, İsa Kocakaplan’dan Yahya Kemal’in milliyet anlayışını ve Sait Başer’den medeniyet anlayışına dair anekdotları dinledik. Evvela Özcan Ünlü, çok sevdiği bir Yahya Kemal şiirini okudu ve sonra da şairin biyografisini sundu. Onun için en orijinal tavsiflerden birini (bence en orijinalini) yapan Beşir Ayvazoğlu’nun “eve dönen adam” tabirine atıfla, “iyi ki eve dönmüş” dedi Özcan Bey, “dönmeseydi yine büyük şiirlerini okurduk belki ama…”

Yahya Kemal iyi ki eve dönmüş

Günümüzde de pek revaçta olan milliyet tartışmaları hakkında Yahya Kemal’in net fikirleri olduğunu söyledi İsa Hoca. Büyük şair, genel hatlarıyla milliyet tarifini şöyle yapmış: “Milliyet, bizim asırlar zarfındaki birliğimizdir. Vatan çerçevesi içinde biz lisana, çizgiye, nağmeye ne ayar verdikse onlar bizi ifade eder.” Bu birleştirici anasır arasında, musikiye bilhassa vurguda bulunma ihtiyacı hissediyor İsa Kocakaplan, çünkü “musiki, kültürü ve medeniyeti olduğu gibi yansıtan çok önemli bir sanat dalı.” Büyük şairin de çokça meşhur olmuş beyiti, bu hususa onun normalden fazla ehemmiyet verdiğini gösterir vasıfta: “Çok insan anlamaz eski musikimizden/Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.” Bu, musikiden anlamayı, medeniyetten anlayıp anlayamamakla aynı derecede mühim gören bir bakış açısı ve İsa Hoca bunu çok kayda değer görmüş.

Etkilendiği bir husus olarak, Yahya Kemal’in sanat kudretine dair şunu söyledi Hoca: “Yahya Kemal’in şiirinden birçok fikir edinirsiniz; ama o şiirdir. Mesela Mehmet Akif’in şiirinde de fikir vardır ama tefekkür için yazılır.” Kocakaplan’ın dediğine göre Beyatlı’nın şiirinin ayırt edici özelliği şey, okuyucu üzerinde hem şiir etkisi bırakıp, hem de fikir nüvesini taşıyabilmesi.

Yahya Kemal’in Paris’e kaçışında etkin olan temel âmili, Servet-i Fünun Dergisi çevresinde oluşan akıma bağladı İsa Hoca. Derginin, okuyucu kitlesi olan gençleri adeta Türkiye’den nefret ettiren bir konuma geldiğini, 1903’te bir Fransız vapuruyla Fransa’ya kaçarken büyük şairin dilinden dökülenin de, “Kültürümüzden müteneffirdim.” cümlesi olduğunu söyledi. Hatta geminin merdivenlerini bir uyurgezer gibi çıktıktan sonra, güvertede Fransız bayrağını gören şair, derin bir nefes almış o: “Artık hür Fransız bayrağının gölgesindedir.”

Batı aşkı ve Türkiye nefretiyle ayrıldığı vatanına, Türkiye sevdasıyla dönüşünde etkili olan neydi? Fransa’da derslerini çok takip ettiği Albert Sorel’in bir sözü, onun için dönüm noktalarından biri olmuş: “Coğrafya ve tarihte keşfedilmemiş iki şey vardır: Coğrafyada kutuplar, tarihte Türklük.” Böyle bir sözü, yabancıdan duymuş olmaktan şair etkilenmiş ve Türk tarihine olan ilgisi, “eve dönüşü” bununla başlamış. Kütüphanelerde yaptığı araştırmalarla doğan milliyetçilik fikri, şairin kendisinin deyişiyle bir aralık Turancılığa dahi kaymış.

Politikacılık mazisi de olan Yahya Kemal’in, 21 Ağustos 1923’te yaptığı bir konuşmada, Güneydoğu’da çizilen sınırların, ileride başımıza büyük işler açacağına dair öngörüsünü paylaştı İsa Hoca bizimle. Antakya ve İskenderun’un sınırlarımız dışında kalışını müteakiben yaptığı konuşmasında, onun milliyetçilik kelimesine yüklediği manalara dair ipuçları da bulunuyor. O yöre halkının, bu ayrılışın “bir veda” olmadığına inanmasını istediği hitabında, “Biz o milletiz ki” demiş, “Yunan topları Haymana’dan Polatlı’ya patlarken biz, bütün bu ateş hattının arkasından İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de Türk bayraklarını görüyorduk. “Biz bugün, bu anda Antakya’da, İskenderun’da ve bütün o toprakların arkasında kalan Türk bayraklarını görüyoruz. Ve bizim mefkûremizi hiçbir şey durduramayacaktır.”

Mimarimiz olduğunu Yahya Kemal keşfetmiştir

Sait Başer’e göre, Yahya Kemal’in devrinde yaşanmış olan medeniyet krizi, Türk milletinin tarihte yaşamış olduğu en önemli kriz devresi. Millet olarak 19. asrın sonu ve 20. asırda yaşadığımız gibi bir bunalım devrini daha önce hiç yaşamadığımızı söyledi Hoca. Bu var olma-yok olma mücadelesi her cenahta yaşanmış. Bu bağlamda Yahya Kemal, Sultan III. Mustafa’dan itibaren yapılan bütün ıslahatların,  bunlar her ne kadar farklı gruplar tarafından düşünülmüş bile olsalar, niyet ve hedef olarak aynı yönde olduklarını söylermiş: “Meşrutiyetçi/Tanzimatçı/Islahatçı kadroların ortak amacı, milleti ve devleti toparlamaktı.” Başer, son zamanlarda çokça yapıldığı gibi bir ihanet edebiyatı yapmanın anlamı yok dedi: “Bu millet o kadar çok hain yetiştirmemiştir. Solcusunda da sağcısında da çok ciddi bir vatan ve millet derdi hâkimdir.”

“Dağılırken, ‘Nevâ’nın esrarı, başlıyor şark ufuklarında vuzuh.” Sait Hoca, Yahya Kemal’in, bir mısraı yazmak için bazen çok uzun zaman bekleyen bir şair olduğuna işaretle, onun uluorta şiir yazan ve bir gecede ilhama kavuşan şairlerden olmadığını söyledi. Ona göre, Beyatlı’nın şiiri bu yüzden bir tefekkür şiiri ve bu derin düşünceli şairin, “akşamcıların kafa çekerken dinledikleri bir şair gibi gösterilme çabası, esasında asıl Yahya Kemal’i gizleme -ve hatta öldürme- çabası.” Hoca’nın aktardığına göre Cahit Tanyol, bir yazısında, Yahya Kemal’in gericilerin eline bırakılmaması gerektiğini, onların eline geçerse çok tehlikeli bir adam olacağını söylemiş. Hoca bu açıdan, Yahya Kemal’in hâlâ anlaşılabilmiş biri olmadığını düşündüğünü ifade etti.

Bir kriz döneminin adamı oluşuna atıfla, Süleyman Nazif ne zaman Yahya Kemal’e rastlasa, “Üstat, peygamber gibi adamsın!” dermiş. Şairin şiirleri ve tespitlerinin çok yeni bir düşüncenin mahsulü oluşuna bağlıyor bunu Sait Başer: “Mesela ben Mehmed Akif’i de çok severim, ona toz kondurmaya tahammülüm yoktur. Ama Safahat’ında bir ‘Süleymaniye Kürsüsü’ bölümü var. Bu bölümde Akif, Süleymaniye Camii’ni görmemiştir! Tek kelimeyle onun mimarî değerinden ve o mimaride saklı düşünceden ve tenasüpten haberdar değildir, görememektedir. Görebilmenin birtakım altyapı şartları olduğu anlaşılıyor.” Hoca’ya göre bu durum, birtakım krizleri ve boşlukları şiddetle hissetmekle ilgili ve bu sebepten, “Akif, iman buhranı yaşamış bir mütefekkir değil ama Yahya Kemal’de iman buhranı var.” Bergama Heykeltıraşları şiiri bunun göstergesi.

Sait Başer, bu iman buhranına bağlı olarak, onun hakkındaki Beşir Ayvazoğlu’nun “eve dönen adam” tabirinin doğruluğuna katılmakla birlikte, bir küçük semantik tashihe kapı araladı: “Bu ifade sanki ortada bir ev olduğu izlenimini uyandırıyor. Ortada ev falan yoktu. Hangi ev? Beşir Bey bu ifadeyi sembolik olarak kullanmış. Medeniyetimiz yerle bir olmuş. Yüz yıl geçtiği hâlde hâlâ milliyet meselesini tartışıyoruz. Krizin uzantıları devam ediyor ve yüz yıl önce tartışan taraflar hâlâ ayaktadır.” Aslında Yahya Kemal’in yaptığının bir eve dönüş değil, evi yeniden yapış olduğunu da ekledi Başer.

Yahya Kemal’in, dönüşünün ardından zihin dünyasında, okumak için devletin dar bütçesiyle Avrupa’ya gönderilmiş aydınların, dönüşlerinde birtakım şekilci iktibaslarla gelmelerinden fena hâlde muzdarip olduğunu da sözlerine ekledi Sait Hoca.

 

Sadullah Yıldız rahmet diledi

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2013, 16:47
YORUM EKLE

banner19

banner13