banner17

Yahudiliğin Kadınlara Biçtiği Rol, Modernleşme Sürecinden Nasıl Etkilendi?

Yahudi kadınların çalışma ortamları ve sosyal hayattan uzak oluşları onların -erkeklere nazaran- daha geç bir süreçte modernleşmesine neden olmuştur. Bu gecikme geleneksel Yahudilikte hiç de önemli bir konuma sahip olmayan kadını, dinin muhafızı haline getirmiştir. Zeynep Saylan’ın etkinlik notları.

Yahudiliğin Kadınlara Biçtiği Rol, Modernleşme Sürecinden Nasıl Etkilendi?

Reform hareketleri ve 18. yüzyılda ortaya çıkan Aydınlanma çağıyla birlikte dünyanın modern aklın kıskacına girdiğini görürüz. Avrupa’da ortaya çıkan modernleşme süreci dünya geneline aynı hızla yayılmamış; farklı uluslar, cemaatler ve dini gruplarda değişik bir sentezle ortaya çıkmıştır. Modernliğin farklı suretlere büründüğü bu dini gruplar içerisinde Yahudi kadınların modernizm karşısında tutumları nasıl olmuştur? Sıkı ritüellere sahip olan ve dünya genelinde birçok alanda belirleyicilik rolü yüksek olan bu dinin kadınları modernliğin neresinde yer aldılar?

Bu soruların cevabını 26 Mayıs 2007 tarihinde, Bilim ve Sanat Vakfı’nda gerçekleşen ve Küresel Araştırmalar Merkezi'nin organize ettiği “Harf Harf Kadınlar İhtisas Sempozyumu”nda, Zahide Tuba Kor'un yaptığı sunumdan öğreniyoruz. Zahide Tuğba Kor, Yahudi Kadının Modernleşme Tecrübesi ve İsrail Örneği” başlığını taşıyan tebliğinde, Yahudiliğin kadınlara biçtiği rol ve bunun modernleşme sürecinden nasıl etkilendiğine ve nasıl değiştiğine odaklanıyor. Geleneksel Yahudi kadınının dönüşümünü ve Yahudi feminizminin ortaya çıkışını anlatıyor.

Konuşmasının başında Kor, birbirlerinden farklı şekilde modernleşen Yahudilerin dünya üzerinde ve İsrail’de kendi içlerinde düştüğü fikir ayrılıklarının neler olduğuna dikkat çekiyor. Rabbinik Yahudilere göre kadın erkekle eşit yaratılmış ancak birbirini tamamlayıcı olmaları üzerinden gidilerek kadına ev, eş, çocuk ve aile ekonomisi sorumluluğu verilirken dini yükümlülükler açısından kadın erkeklerden ayrılmıştır. Buna göre Tevrat’ın tefsiri mahiyetinde olan Talmut’u kadınların okuması yasaklanmış, kadına Tevrat sözlerini öğretmek ise ahlaksızlık olarak değerlendirilmiştir. Kadının varisliği, şahitliği, hâkimliği kabul edilmediği gibi, ona kendi isteğiyle boşanma hakkı da verilmemiştir.

Bu geleneksel anlayış 18. yüzyıl sonlarında Almanya’dan batıya doğru uzanan Yahudi aydınlanmasıyla farklı bir mahiyete bürünür. Yahudiler, kendilerine karşı olumsuz tutumun yok edilmesi düşüncesiyle başlayan bu asimilasyon sürecinde, kendi alanlarında dinlerini muhafaza ederken dış dünya ile bağlarını kuvvetli tuttukları bir sosyal hayat oluşturmayı amaçladılar. Nitekim bu girişimlerindeki başarıları su götürmez bir gerçektir. Ancak bu asimilasyon süreci, Batı ve Doğu Yahudilerini farklı şekillerde etkilemiştir. Aynı zamanda cinsiyetler arasındaki geleneksel ilişkilerin de dönüşmesine yol açmıştır Tuba Kor’a göre.

Yahudi kadınlar dinin muhafızı haline geldiler

Yahudi kadınların çalışma ortamları ve sosyal hayattan uzak oluşları onların -erkeklere nazaran- daha geç bir süreçte modernleşmesine neden olmuştur. Bu gecikme geleneksel Yahudilikte hiç de önemli bir konuma sahip olmayan kadını, dinin muhafızı haline getirmiştir. Kor, “19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Yahudi liderler geleceğin anneleri olan kız çocuklarının eğitilmesinin önemini idrak ettiler ancak zannedilenin aksine bu süreç eğitimle sınırlı kalmadı. Doğrudan veya dolaylı olarak moderniteye maruz kalan kadınlar giderek daha farklı taleplerle ortaya çıktılar” der konuşmasında.

19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan Doğu Avrupa aydınlanması batıyı örnek alarak ortaya çıksa da, aynı şartları taşımadığından ondan farklılaşır. Doğu Avrupa’da asimilasyon süreci batıya göre daha yavaş seyreder. Kor’un dikkat çektiği ilginç noktalardan biri burada asimilasyonun kadınlar eliyle yapılmasıdır. Kızlarını Batı tarzı bir hayatı yaşamaları için seküler okullara gönderen Doğulu Yahudilerin erkekleri onlara göre daha dindar kalmıştır. Bu asimilasyon sürecinde Hıristiyanlığa geçenlerin çoğunluğunu da kadınlar oluşturuyordu. Batıdaki Yahudiler reformlar sonucunda dini farklı bir tandansta yaşamaya başlarlar. Sekülerleşen Doğu Yahudileri arasında dini bağlar zayıflarken etnik köken vurgusu ön plana çıkar. Geleneksel ve moderne tepki olarak doğan Siyonist hareketi tetikleyen bu modernleşme süreci zamanla, hem Doğu hem de Batı Yahudilerini etkisi altına alacaktır.

Ultra Ortodoks Yahudi kadınlar ve Ağlama Duvarı

Filistin topraklarında İsrail’in kuruluşuyla birlikte dünyanın farklı coğrafyalarından Yahudiler bölgeye göç etmeye başlar. Yukarıda bahsedilen farklı modernleşme tecrübeleri ve bunların yol açtığı sorunlar kozmopolit bir hüviyete sahip olan İsrail’deki Yahudi toplumu içinde önemli tartışmalara yol açar. İsrail devletinin politikalarının reformist mi, dindar mı olacağı bunların başında gelir.

Farklı ülkelerden göç alan İsrail’de farklı anlayışların bir araya gelmesi kaçınılmaz olduğundan bir uzlaşma yoluna gidilir. Ortodoks Yahudiliğin desteğiyle kurulan İsrail’i temsilen David Ben-Gurion, 1947’de Aşkenaz Ortodoks hareketinin başkanıyla bir anlaşma yapar. Buna göre Yahudi hukuk devleti ve idaresine yeni yaptırımlar getirilerek dinin rolünü belirleme yoluna gidilir. Cumartesi günü yeme-içme kuralları, aile hukuku ve göçmenlerin entegrasyonu konusunda tek yetkili Ortodoks Hahambaşı olacaktır. Bu yaklaşım özellikle 1960 ve 1970’lerde etkili olan feminist hareketle yapılan tartışmaların da merkezinde yer alacaktır.

3 farklı Yahudi feminizmi

Tuba Kor, Yahudi feministlerini üç grupta ele alır: Daha fazla katılım talep eden feministler modern Ortodokslardır. Bunlar tedrici bir yaklaşımı benimserler. Eşit katılım talep eden feministler de muhafazakâr feministlerdir. Hayatın her alanında erkeklerle eşit katılım talep ederler. İbadetleri ve törenleri ortak yapmak isterler. Reformist ve yeniden yapılandırmacı feministler ise üçüncü grubu oluştururlar. Bu grup Yahudiliğin bir bütün olarak yeniden ele alınması gerektiğini savunurlar. Tanrı’nın maskülen özelliklerini kabul etmezler. Hatta Tevrat’tan kadın karşıtı metinleri çıkarmaya yönelik girişimleri de söz konusudur. Kadınların da haham olabileceğini savunurlar ki, 1975 yılında bu hakkı da elde etmeyi başarırlar. Reformist feministler Tevrat’ın ilahi yönünü inkâr ettikleri gibi, onun modern hayatla uyuşmayan tüm pratiklerini de reddederler.

Reformist feministler, Yahudiliğin anneden geçme kuralını kaldırdıkları için karışık evliliğin en çok yaşandığı grup haline gelmişlerdir. Bu yaklaşım özellikle ABD’de Yahudi kadınların dindarlaşma oranını artırmıştır. Buna mukabil -Tuba Kor’un tespitlerine göre- bu yaklaşım aynı zamanda, Yahudi diasporasını ayakta tutan ailevi ve dini bağların çözülmesine de zemin hazırlamaktadır.

Öte yandan feminizmin İsrail’de kabul görmesi geç bir dönemde mümkün olmuştur. İsrail’deki feminist taraftarlarını genelde beyaz Aşkenaz kadınların oluşturduğunu ifade eden Tuba Kor, Sefarat ve Ultra Ortodoksların feminist söylemin karşısında yer aldığına dikkat çeker. Bugün kadınlar İsrail’in kamusal alanında ön planda yer alsa da, Ortodoks anlayışın getirdiği aile hukuku hala seküler ve laikler kesimler arasında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Feministlerin İsrail’deki en büyük başarıları ise, geleneksel öğretilerin dışına çıkılarak, kadınlara Tevrat öğretilen okulların açılması ve Talmut hukuku eğitimi alan kadınların şer’i mahkemelerde danışmanlık yapma hakkının elde edilmesidir.

 

Zeynep Saylan

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2018, 07:41
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20