Varlık içerisinde pasif olan hiçbir şey yok

Kutlu doğum etkinlikleri çerçevesinde Mustafa İslamoğlu Kayseri’de “Pasif İyiden Aktif İyiye: Hz. Peygamberi Anlamak” konulu bir konferans gerçekleştirdi.

Varlık içerisinde pasif olan hiçbir şey yok

 

Kutlu Doğum etkinliği çerçevesinde Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin organize ettiği konferansa Mustafa İslamoğlu konuk oldu. 19 Nisan Cuma günü Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan konferansta Mustafa İslamoğlu “Pasif iyiden Aktif İyiye: Hz. Peygamberi Anlamak” konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Kayserililerin yoğun ilgi gösterdiği konferansta Mustafa İslamoğlu, peygamberimizi anma programlarında ve bireysel çabalarda artış olduğuna değinirken bunların nitelik olarak çok eksik kaldığını söyleyerek serzenişlerde bulundu.

Peygamberimizi anmak mı, anlamak mı?

İslamoğlu, Allah’ın insanların arasından bir peygamber göndermesinin, insanlar açısından önemini ve nedenini anlatarak başladığı konuşmasında şunları aktardı: “Ya bir melek gönderse ve deseydi ki ‘bunu örnek alın’, o zaman yanmıştık. Yemez, içmez, uyumaz, yorulmaz, yatmaz, kalkmaz, ölmez, acı ve hüzün bilmez, sevinmez, halden ve dertten anlamaz; melek çünkü… Bize insan peygamber gönderdiği için sonsuz hamdolsun. Bir temsilci seçip âlemlere rahmet kıldığı için hamdolsun. Yetimleri böyle sevindirdi Allah… Bir öksüzü peygamber kıldığı için hamdolsun.”

‘Sevgili peygamberimizi anmak mı? Anlamak mı?’ sorularını seyircilere yönelten İslamoğlu, peygamberimizi anladığımız takdirde zaten anmış olacağımızı söyleyerek şunları ekledi: “Ama ‘anmamız’ anlamış olduğumuzun garantisi değil. Anlık olanlar anılırlar. Anlık olanlar geçip gitmiş olan şeylerdir. Evlilik yıldönümümüz anı olmuştur. Ama peygamberimizin doğum gününü ‘anmak’… Peki, peygamberimiz bizim için anı mı? Geçip gitti veya tarihte mi kaldı? Peygamberimiz bizim rehberimiz, önderimiz, değerimiz değil miydi? Biz onun arkasından gitmeli değil miydik? Hayatımızın rehberini nasıl anlayabiliriz? Allah resulü dedemizden kalmış köstekli bir gümüş saat mi ki ‘anı’ yapalım. Onun için ‘anlamak mı, anmak mı?’ ikileminde sevgili efendimizi anmıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Yaşamak, bu çağa taşımak, üretme, onunla çağdaş olmak için anlamaya çalışmalıyız.”

Yaşadığımız çağı bizim seçmediğimizi belirten İslamoğlu, şu sözlerle devam etti: “Kimse bize ne zaman gelmek istersiniz diye sormadı. Eğer sorsalardı elim eline, gözüm gözüne, dizim dizine değsin isterdim. Peygamberimizin olduğu dönemde yaşamak isterdim. Siz de yaşamak isterdiniz. Peki, garantisi var mıydı? Mekke’de olup Ebu Cehil, Ebu Leheb, Utbe olmak da vardı. Mekke’de olup onlardan biri olmaktansa, 1400 yıl sonra gelip onun ümmeti olmak şereftir. Dolayısıyla mesele onunla aynı çağda yaşama meselesi değil, onunla aynı davayı paylaşma meselesidir. Yani onunla aynı yolun yolcusu olabiliriz. Onun öğretmeni bizim de öğretmenimiz, onun müfredatı bizim de müfredatımız olabilir. Kur’an’ın öğretmeni Rahman’dır. Allah Resulü’nün öğretmeni Allah’tır. Müfredatı da Kur’an’dır.”Mustafa İslamoğlu

Kalite derdine düşmemiz lazım

İslamoğlu, anı toplantılarının her yerde yapıldığına değinerek bunların hiç yoktan iyi olduğunu fakat anmaların çoğaldıkça sanki içinin boşaldığını söyledi: “Bir yeri keşfediyoruz, ona yoğunlaşıyoruz, orayı kalabalıklaştırıyoruz, oranın niceliğini çoğaltıyoruz. Ama niteliği azalmaya, kalitesi düşmeye başlıyor. Birilerinin kalite derdine düşmesi lazım. Birilerinin kalite diye feryat etmesi lazım. Beni de onlardan biri sayın.

Efendimiz anlatıldıkça onu hatırlatan insanların çoğalacağı yerde… Efendimizi anan bu kadar çok insan var. Fakat ‘şu bana Allah Resulünü hatırlatıyor’ denilen insanlar neden azalıyor? Allah Resulünü andıkça, Allah Resulünü hatırlatanlar çoğalacağı yerde azalıyorsa bundan ben değil, siz de şikâyetçi olmalısınız.” İslamoğlu, ayrıca Peygamberimize salâvat getirenler çoğalırken, onun ahlakını taşıyanların azaldığını da söyledi.

İçini boşaltmadığımız şeyin kalmadığını, bu n4edenle bugün her şeyi çoğaltma tutkusunun bizi sardığını kaydeden İslamoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Çoğaltma tutkusu o kadar oyaladı ki sizi, kabir ziyaretine varıncaya kadar çoğaltma tutkusu ile oyalandınız. Çoğaltma tutkusu sadece dünyevî anlaşılmamalı… Bir de manevi çoğaltma duygusu var. O da bir fazla umre, hac, cemaat, salâvat vb.dir. Önce kalitesini artırmak gerekir. Allah Resulü ömründe bir kere hac yapmış. Her sene gitsen ne olur? Kalitesini artır. Elmas gibi haccın olsun. Öyle bir haccın olsun ki Kabe arkana takılıp gelsin. Öyle bir haccın olsun ki Kâbe’yi yüreğine koy.”

Biri peygamberimizi bize anlattığında şu 3 soruyu kendimize sormalıyız

Bir diğer şikâyetinin Peygamber efendimizi ananların çoğaldıkça anlayanların azalması olduğunu anlatan İslamoğlu, oysa ananların çoğaldıkça, anlayanların da çoğalması gerektiğine vurgu yaptı. Mustafa İslamoğlu, daha sonra birinin peygamberimizi bize anlattığında şu 3 soruyu kendimize sormamız tavsiyesinde bulundu ve bu tavsiyeleri de şu şekilde açıkladı:

“1.Bu anlatan adam peygamber çiçeğine konmuş bal arısı mı? Sineği mi? Her değerin bir üreticisi, bir de tüketicisi vardır. Her değerin bir tezgâhtarı vardır. Tezgâhına koyar satar. Birisi de şunu diyordu. Eğer satıyorsan sattığın senin değildir. Bir şeyi satıyorsan sattığın senin değildir. O sattığın şey, alanındır. Hasan Basri de diyor ya; ‘kişi sevdiği ile beraberdir’ hadisi sizi yanıltmasın. Beraber olduğun kişiden hayatınızda ne var, ona bakın.

2.Anlattıklarında benim örnek alıp uygulayacağım bir şey var mı, yok mu? Öyle peygamber tasavvurları görüyorum ki şaşırıyorum. Ömrü İslam ilimlerinin içerisinde geçmiş. Bu konuda her ne yazılmışsa elinden geçmiş. Fakat öyle şeyler duyuyorum ki küçük dilimi yutasım geliyor. Resullulah’ı açık artırmaya koymuşlar. O uçak gibi uçuruyor mu? Ben füze gibi uzaya gönderirim. Öteki de çıkıyor, diyor ki bende ışınlarım. Peki, siz ışını örnek alabilir misiniz? Örnek alabilmeniz için sizin gibi bir beşer olması lazım.

Müşrikler bu nasıl peygamber diyorlardı? Yiyor, içiyor, çarşı pazarda dolaşıyor. Onlar melek peygamber bekliyorlardı. Bunu da açıkça söylüyorlardı. Bütün sapık kavimler de melek peygamber bekliyorlardı. Bunu da iki şeyden dolayı bekliyorlardı;

a-) İnsan neslinden umudu kesmişlerdi. İnsandan peygamber mi olur demeye getiriyorlardı. Çünkü kendilerine bakmışlar, insan hakkında öyle karar vermişler. Yani kendilerinden umut kesmişler.

b-) Bu daha uyanıkça bir düşünce; Eğer melek peygamber olsaydı, o melek, biz insanız. İnsan melek peygamberi nasıl örnek alır. Dolayısıyla ‘Yarabbi bizden onu örnek almamızı isteme, biz sadece onu uçururuz, kaçırırız. Ama örnek almayız’ demek için.

3- Biri size sevgili peygamberimizi anlattığında şu soruyu da sorun. Duyduklarım bana ne kattı? Hissimi ve heyecanımı mı arttırdı, yoksa bilgimi ve imanımı mı arttırdı? Dinlediklerinizi sorgulayın. Size konuşan insanları sorgulayın. Ağzı olanı dinlemek yerine ilmi olanı dinleyin. Allah aşkına bunu yapın da şarlatanlara gün doğmasın. Aldatmak kötüdür. Allah ve Resulü ile aldatmak ise en kötüsüdür.”

Mustafa İslamoğluİmanınız sizden hayatınızı değiştirmenizi istiyor

Bizim imanımızın hayat dışı bir iman olmadığını belirten Mustafa İslamoğlu, bizim imanımızın entelektüel bir faaliyet de olmadığını aktararak şöyle devam etti: “Bizim imanımızın hayatta bir karşılığı vardır. Hıristiyan imanı fantezidir. Çünkü Hıristiyan imanı ondan hayatını değiştirmesini istemez. Müslüman imanı öyle değildir. İman ettiğiniz anda, imanınız sizden hayatınızı değiştirmenizi istiyor.

Her peygamberin müminin hayatında bir model olarak karşılığı var. Günahına sarılan İblis olur. Günahına tövbe eden Adem olur, adam olur. Adem de, İblis de hata yaptı. Ama İblis’i şeytan eden hatasını savunmasıydı, Adem’i adam eden hatasını savunmamasıydı. Hz. Nuh bize karada gemi yapmayı öğretti. Aranızda sonradan örtünmüş kardeşlerimiz var. Tesettüre girdiğinde ilk zamanlar herkes kendisine bakıyor zannediyordur. O günler ne kadar zordu değil mi? Herkes üstünüze geliyor ve bedel ödüyorsunuz. Siz o arada Nuh’tunuz, karada gemi yapıyordunuz. İçinizde ticaret yapan kardeşlerimizden banka ile hiç çalışmayanlar var. Allah, bulaşanları da tez zamanda kurtarsın inşallah. Bu zamanda hem ticaret yapıyor, hem de banka ile çalışmıyorsunuz. Nasıl yapıyor o? Yapılacak iş mi o? Karada gemi yapıyor o, karada gemi… O Nuh’udur kendi zamanının… Alın o zaman Nuh’a olan imanınız hayatınıza yansıdı.

Yusuf’a olan imanın iftiraya uğradığında çıkar. Eğer sen iftiraya uğramışsan bil ki senin Yusuf’a olan imanın gelir. Senin için Yusuf sen olursun. Artık Yusuf sensin. Yusuf suresi, Yusuf ile Züleyha’nın kıssası değildir. İffet ile iftiranın kıssasıdır. Allah Resulü’ne imanın hayatımızdaki karşılığı da âlemlere rahmet olmaktır.”

İslamoğlu, günümüzde peygamberimizin ahlakı ile hareket etme yerine bazı yanlış davranışları da eleştirerek, peygamberimiz döneminden de örnek vererek şunları söyledi: “Medine’nin en tanınmış kabilelerinden birinin lideri vardı. Önder bir adamdı. Allah Resulü’nden önce kendisine krallık tacı hazırlanıyordu. Peygamber efendimiz gelince taht ve taç gitti. Ölünce vasiyet etti. Benim cenaze namazımı Allah Resulü kıldırsın. Beni kabre o koysun, beni onun hırkası ile kefenleyin. Aynen öyle yaptılar. Adamın oğlu geldi. Allah Resulü’ne söyledi. Allah Resulü hırkasını verdi ona. Sevgili peygamberimizin hırkası ile kefenlediler. Resululah cenazesini kıldırdı ve kabre indirdi. Babası kimdi biliyor musunuz? Abdullah Bin Übbey bin Selul. Bu adam hakkında hem yaşarken hem de öldükten sonra hâlâ ayetler inmeye devam ediyor. Onun kabrinin başında bulunma, ona dua etme diye Allah, Resulünü uyardı. Bir türbede yatan birinin sırtında Allah Resulü’nün hırkası olduğunu söyleseniz o türbe ne hale gelir.”

Pasiflik ölümdür

Yaşam kalitemiz artarken dindeki kalitemizin neden artmadığını sorgulayan İslamoğlu, “30 yıl önce yediklerimizi yemiyor, giydiklerimizi giymiyoruz. Bindiğimiz arabaların ve evlerin ve o evlerin içerisindeki eşyaların kalitesi arttı. Peki, o dinimizin kalitesi arttı mı? İnsan yaşam kalitesini 100 kat artırır da dininin kalitesini 3-5 kat artıramaz mı? Kalitelendirmek gerekirse işte o zaman pasif ve aktif kelimeleri ortaya çıkıyor. Varlık içerisinde pasif olan hiçbir şey yok” dedi.

Allah’ın ve Kâinat’ın aktif olduğunu söyleyen İslamoğlu, dünyanın pasif olacağı vakti kıyametin kopması olarak ifade ettiğimizi belirterek şunları söyledi: “Ben yoruldum, pasiflikten aktifliğe geçeceğim. Pasiflik ölümdür. Kur’an insanları 3’e ayırıyor. Birincisi kötüler. İyileri de kendi arasında ikiye ayırıyor. Pasif iyiler ve aktif iyiler; iyilikte öne geçenler. Sevgili peygamberimiz peygamber olmadan önce müşrikler ona ‘el emin’ diyordu. Baş üstünde taşıyorlardı. Peki, ne oldu da başlarında taşıdıkları, el emin dedikleri ve herkesin sevip el üstünde taşıdığı o insan Allah resulü olduktan sonra ‘el mecnun’ olmuştu? Ne oldu da el üstünde taşıdıkları o insanı ayak altına almaya başladılar. Ülkesinden kovdular. Dün ile bugün arasında tek bir fark vardı. Dün pasif iyi iken aktif iyi oldu. Kur’an onu öyle bir inşa etti ki, pasif iyiden aktif iyi oldu. Kur’an peygamberimizi inşa etti. Kur’an ile inşa olan peygamber de bir nesil inşa etti. Öyle bir nesil inşa etti ki eşkıyadan evliya inşa etti.”

Konuşmasını sonunda bugün bize düşenin Kur’an neslini bir daha yetiştirmekten geçtiğini vurgulayan İslamoğlu, devamında şu sözlerle konferansını sona erdirdi: “Kur’an nesli kuyuya düşen Yusuf gibi. Eğer Yusuf’u kuyudan çıkarmaya niyetliysen Allah’ın izniyle sana yardım edecek olan Rabbindir. Kur’an bugün bize Allah Resulü’nün bir emanetidir. Resullulah bize Kur’an’ı miras bırakmıştır. Diyelim ki bir hastalığınız var. Doktora gittiniz, o da size bir reçete yazdı. Kiminiz o reçeteyi ezberledi, kiminiz beste yaptı, kiminiz suyun içine koydu ve içti. Bunları yaptıktan sonra hastalığınız iyileşmeyince sorumlu olarak doktoru tutabilir misiniz?

Abdullah İbn-i Mesud diyor ki; İnsanlar Kur’an’ı amel edinsin diye indirildi. İnsanların bir bölümü onu sadece okumayı amel edindi. Allah ile sözleşmenizi tazeleme zamanıdır. Peygamberimize ümmet olma sözümüzü yerine getirme zamanımız geldi. Allah Resulü’nü mirasına sahip olduğumuz zaman sevindiririz. Allah Resulü bir konuda ümmetini Allah’a şikayet edecek. Yarabbi, benim bu toplumum bu Kur’an’ı mehkur bıraktılar. Yani kendisi elimizde olduğu halde istifade edememek. Anlamamak, anlaşılmaz bir kitaba dönüştürmektir. Hz. Ayşe’ye peygamberimizin ahlakını soruyorlar. Hz. Ayşe demiş ki; ‘siz hiç Kur’an okumadınız mı?’ diyor. Gül ağacının dibine toprak olursak, gülün kokusu bize siner. Dünyanın gülü, Kur’an’ın gülü, Kur’an bahçesinin gülü Hz. Muhammed solmayan bir gül. Biz de onun dibine toprak olalım ve biz de gül kokalım.”

 

Bünyamin Gültekin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2013, 08:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13