Van'da bir yardım fıkhı uygulamalı!

Abdullah Yıldız dost sohbetinde Arnavutluk’tan Van’a ulaşan seyahatinden ilginç ayrıntıları anlattı.

Van'da bir yardım fıkhı uygulamalı!

 

Geçtiğimiz Cumartesi günü Osman Gülşen ve Ahmet Yuter Hocaların da içinde bulunduğu bir dost sohbetinde değerli yazar Abdullah Yıldız Hoca’nın Van - Tiran izlenimlerini dinledik.

Çeşitli konferans ve panellere katılmak üzere gittiği Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’tan dönen Abdullah Yıldız Hoca yurda döner dönmez Van’a gitmiş ve oradaki mağdur kardeşlerimizi ziyaret etmişti. İstanbul’a gelir gelmez de ayağının tozuyla Van - Tiran hattındaki izlenimlerini bizimle paylaştı. Van’daki durumu şöyle anlattı Abdullah Yıldız Hoca:

Van’da son durum

“Van’da 5200 tane artçı deprem olmuş. Bunlardan yüz otuz tanesi 5’in üzerinde olmuş. Bugüne kadar olan depremlerde 642 tane Müslüman kardeşimiz vefat etmiş. Şuan 300 bin insan şehri boşaltmış ki bu da Van’ın üçte biri demek...

Depremden bir ay sonra gitmiş olduk Van’a… İlk günlerde gitseydik belki kurtarma çalışmaları ve o telaş içerisinde ziyaretimiz anlamlı olmayacaktı fakat yine de biraz geç kaldık diye düşünüyorum. Bayram sonunda gidebilseydik daha güzel olacaktı. Araya Arnavutluk ziyareti girince oraya geç gitmiş olduk. Açıkçası on beş gün önce gidemediğim için kendimi suçlu hissettim. Oradaki dostlarımıza daha önce ulaşmalıydım diye düşündüm.

Namaz platformu için gittiğimizde o insanlar bizi evlerinde misafir etmişlerdi ve en güzel şekilde ağırlamışlardı. Şimdi de biz onların bu zor gününde yanlarında bulunmalıydık…  Onlar bizi şartları iyi iken çağırdılar, misafir ettiler, şimdi de biz onlara moral vermek için, hallerini hatırlarını sormak için, dua edip dua almak için yanlarındaydık…

Orada öğrendik ki Erciş’te namaz platformu toplantısını düzenleyen kardeşimiz yine bir başka hayırlı faaliyeti esnasında depreme yakalanmış ve inşallah şehit olmuş. Allah cümlemize böyle hayırlı zamanlarda, hayırlı işler yaparken canımızı teslim etmeyi nasip etsin…”Çocuklar üşüyor...

Sivil olarak gittik

“Biz oraya öğretim üyesi bir arkadaşla sivil olarak gittik yani resmi bir görevimiz yoktu. Herkesin sırtında falan derneğin veya belediyenin logosunu taşıyan yelekler vardı fakat biz hiçbir vakıf veya dernek adına orada bulunmadık. Sivil olarak gitmek çok farklı oluyor. Orada bu şekilde bazı eksiklikleri daha rahat görme imkânımız oluyor. Gördüğümüz ihtiyaçları, eksiklikleri anında yetkililere bildirdik. Çünkü resmî kanallar bizim gördüğümüz eksiklikleri göremiyorlar. Onlar enkaz kaldırma, yardım dağıtımı, nakil gibi işlere yoğunlaştıkları için o ortamda her şeyi fark edemiyorlar.

Oradaki kardeşlerimize dedik ki: “Biz Müslüman kardeşleriniz olarak size dua etmeye ve sizin dualarınızı almaya geldik.” Elimizden geldiği kadar oradaki çocukların başını okşadık, onlara çam sakızı çoban armağanı türünden gofret gibi küçük hediyeler verdik. Bir dedeyle karşılaşmışsak halini hatırını sorduk. Hasta olana, yaralı olana karınca kararınca moral vermeye çalıştık. Bunu bir iyilik olarak değil bir Müslümanlık vazifesi olarak yaptık…

Tabi bir de orada taziye çadırları var, onları da ziyaret ettik. Oralarda dua edip Kur’an okuduk. Biz sadece bunun için gittik. İnsanların en zor zamanında yanında olursak onların gönlüne daha çabuk girebiliriz diye düşünerek gittik. Bizden önce Yalova Üniversitesi’nden bazı hoca arkadaşlar on altı kadar da talebeyle birlikte deprem bölgesini ziyaret etmişler.”

Şu ayeti paylaşmak için gittik

“Taziye çadırlarının dışında gittiğim her yerde ayaküstü de olsa mutlaka Kur’an okuduk ve özellikle şu ayeti mutlaka paylaşmaya çalıştık: “Yemin olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile imtihan ederiz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” (Bakara 155)

Bunu okuduktan sonra da dedik ki: Evet siz bunların hepsiyle imtihan oldunuz. Hele ki korkuyla her an imtihan olmaktasınız. Açlıkla imtihan oldunuz, canlarınız, mallarınız, ürünleriniz gitti; bütün bunları yaşadınız. Allah sizlere sabr-ı cemil versin. Ama şükür ki ölenler inşallah Müslüman olarak gittiler.“

Van depremi ve bazı çarpık durumlar

Televizyondan ve diğer basın yayın organlarından takip etmeyle bizzat gidip görme arasında çok fark olduğunu belirten Abdullah Yıldız Hoca bu konuda da şunları söyledi:

Çadırlar...“Televizyonlarda hep “yardımlar yağma oldu” filan gibi haberler vardı ama durum tamamen gerçeği yansıtmıyor. İlk gün insanlar panikle yardım malzemelerinin başında izdiham oluşturmuşlar fakat sonraki zamanlarda böyle bir şey yaşanmamış. Kiminle konuşsak gelen yardımlardan dolayı devlete, belediyelere ve vakıflara teşekkür ediyorlar “Allah razı olsun” diyorlar.

Oradaki halkın dillendirdiği bir çarpık durum da şu: Vanlılar diyor ki: “Gelen bazı kimseler çadır kentin yanına geliyorlar, medyanın huzurunda basına bir beyanat verip şehre bile girmeden çekip gidiyorlar.” Mesela esnafın halini soran yok. Yardım maddeleri hep dışardan geldiği için esnaf bir şey satamıyor. Gönderilen kumanyalar ve yardım malzemeleri yerine oraya nakit gönderilmeli ve oradaki esnaftan bu ürünler alınmalı… Kamyonlarla, falan nakliyata gerek yok… Yardım kuruluşlarına bunları hatırlatmak lazım.”

İkinci el yardım göndermeyin!

“Bir başka husus da ikinci el yardım malzemelerinin kelimenin tam anlamıyla başa bela olması. İkinci el yardımlar aslında yardım değil yük olmuş. Niye? Falanca okul yardım toplamış, kamyona yüklemiş göndermiş. İçinde sağlamı var, bozuğu var, kullanılamayacak gibi olanları var, kirlisi, ütüsüzü, yırtığı var. Adam yiyecek maddelerini koymuş; yarım kilo zeytin, bir kilo peynir. Böyle ufak tefek binlerce parça… Hangi poşette ne var; bunları açıp bakmak bile bir külfet. Şimdi bunları kim ayırıp tasnif edecek. Oradaki vakıflar bu konuda çok mustaripler. Bu ikinci eller için elaman tutup işleme merkezi kurmaları icap ediyor. Onları temizle, ütüle, paketle… Bu da çok zor o ortamda… Yapılacak o kadar çok iş var ki bu insan gücü bu yardımların tasnifine aktarılamıyor…”

Van’da şu an en önemli sorun

Acele bir şekilde konteynır sorununun yetkililere ulaştırılması gerektiğini söyleyen Abdullah Yıldız Hoca bu konuda da şunları söyledi:

“Oradaki kardeşlerimiz diyor ki: ‘Bize her türlü yardımı gönderiyorlar, karnımız tok, bir ihtiyacımız yok fakat çoluk çocuk çadıra giremiyoruz; çünkü çadırlar çok soğuk.’ Köyleri sıraya dizmişler, köyün birinde konteynırlar kurulmuş, öbür köy sırada bekliyor. Bu hızla giderse dört beş ayda bu işi bitiremezler. Kış bitince de bunu kurmanın bir anlamı yok. Adamlar sarsıntıdan dolayı giremiyorlar evlerine; “Çadıra girince de donuyoruz hocam” diyorlar. Bunun için bu konteynır kurma işleminin hızlandırılması lazım.

Van’da Camiler sorunu

“Van’da camilerin tamamı gitmiş. Çatladığı için kimse içine girmek istemiyor. Sağlam dedikleri caminin bile mihrabının önüne yazı asmışlar; “yaklaşmayın üstünüze yıkılabilir” diye… Camilerin çoğu zaten yıkılmış, kalanlara da zaten girilemediğine göre çadır mescitler lazım. Tabi İHH ve diğer vakıflar birçok işlerle uğraşıyor, çok yoğunlar, bu tespiti yapamıyorlar. Enkaz kaldıracak, yemek yetiştirecek, bir sürü işi var… Biz onlara dedik ki sahra çadırlarından bir tane buraya gönderin. İşte biz de bunun gibi tespitleri yapma noktasında onlara yardımcı olmaya çalıştık.

Bir başka husus; su sıkıntısı var, hava soğuk, adam abdest alamıyor, gusledemiyor. Dini konularda bir takım soruları var. Bu bölge biliyorsunuz Şafi… Diyanet İşleri Başkanı Prof Dr. Mehmet Görmez Bey’i aradım. Kendisi Mekke’deydi, Arafat konuşmasını tebrik ettim önce.. Sonra “dini anlamda fetva sıkıntısı var burada” diyerek sorunu arz ettim. “Biz bir heyet oluşturduk, orada olmaları lazım” dedi. Sağ olsun konuyla çok ilgilendi. İşte sivil inisiyatifin gücü bu… Anında görüntü… Resmi kollardan bazı bilgiler ulaşmıyor belki yetkililere… Ama biz vatandaş olarak anında arayıp bildiriyoruz sorunu…”

Van’da ibretlik bir olay

Depremin en fazla vurduğu köylerden birisinde depremden on beş dakika önce şöyle bir olay yaşanmış: Bir okulda veli toplantısı yapılıyormuş. Veliler, öğrenciler öğretmenler derken okul binasında beş yüz kadar insan varmış. Bir veli huzursuzluk çıkartmış, bağırmış çağırmış, bu yüzden toplantıyı erkenden bitirmişler. Herkes okulu terk etmiş ve on beş dakika sonra deprem olmuş. O köyde o saatte iki tane de düğün olduğu için herkes dışarıdaymış.

Van - Tiran hattı...

Van’da 642 kardeşimiz vefat etti. Bunun 590’ı Erciş’ten… Vefat edenlerin bazıları da öğrendiğimize göre İslami anlamda bazı faaliyetler üzerindeyken şehit olmuşlar. İmanları ile gittiler inşallah. Somali’de ise insanlar açlıktan öldüler ama karınlarını doyurduklarında Kur’an eğitimine devam ettiler. Onlar da çok sayıda vefat ettiler ama inşallah imanları ile gittiler. Fakat Arnavutluk farklı… İslami anlamda birtakım kıpırdanmalar Arnavutluk’ta da var ama şuan durumları çok acı bir vaziyette…

Arnavutluk’taki bütün çalışmalara ve gayretlere rağmen insanlar hala İslam’dan habersiz bir şekilde yaşıyorlar. Mesela en basitinden “kefen”in ne olduğunu bilmiyorlar. Katolikler gibi en güzel elbiseleri giydirip öyle gömüyorlar. “Arkadaş böyle olmaz Müslümanlar kefenlenir” diyoruz, bir türlü kabul ettiremiyoruz. Başka bir örnek: Elli yaşına gelmiş adam sünnet olmamış… İçki gırla gidiyor. Domuz eti ise her köşe başında var. Üsküp’te veya Kosova’da domuz eti bulamazsınız. Orada Osmanlı kültürü olduğu için Hıristiyanlar da yemiyorlar. Fakat Arnavutluk’ta sokak ortasında en fazla domuz eti satılıyor ve bunları Müslümanlar yiyorlar. Fuhuş deseniz çocuklara kadar yayılmış durumda… Orada ölen adamlar büyük ihtimalle imansız gidiyorlar... Tabi Türkiye’de de birtakım cahiliyete rastlanıyor diye söyleyebilirsiniz, haklısınız, mesela televizyonda röportaj yapıyorlar; “Kabe Konya’da” diyenler çıkıyor. Bizim bu gezilerden edindiğimiz ders şu: İnsanlar dinini bilmiyorlar, inançları zayıf. Bunun için en önemli vazife insanların imanını kurtarmaya çalışmaktır.

Hab-ı Giran

Kominizim öncesinde Arnavutluk’un yüzde doksanı Müslümandır diye söylenirdi. Tam 45 yıl dinin “d”sinin yasak olduğu bir dönem geçirdiler. Komünizmden sonra 90’dan itibaren Katolikler, Ortodokslar oraya bir çıkarma yaptılar ve halkı Hristiyanlaştırmaya çalıştılar. Ortodoks kilisesi Yunanistan üzerinden dört yüz bine yakın insanı çekip Yunanistan’a götürdü… Ortodoks ismi alana iş verdiler, yardım ettiler. Katolikler de Vatikan üzerinden beş yüz bine yakın insanı çektiler... Şuanda yüzde seksen beşi Müslüman olması gereken bu ülkede her yerde domuz eti tüketiliyor. Bizi de uyardılar; “Aman hocam zeytin ekmekten başka bir şey yemeyin” dediler.

Bir milyonluk başkent Tiran’da tek bir cami bırakılmış. İnsanlar din adına, İslam adına hiçbir şey bilmiyorlar. Durumları çok vahim bir durumda... Bunun için Arnavut’taki kardeşlere ben daha çok acıdım biliyor musunuz? Evet, Van’da 642 tane kardeşimiz öldü fakat inşallah onlar imanlı gittiler. Arnavutluk’takiler ise şu halleri ile ölü durumdalar. Onun için ben bu acı durumu görünce “Van Tiran Hab-ı Giran” diye bir ifade kullandım. Hab-ı Giran yani “derin uyku…” Bu uyku gaflet uykusu…”

Kosova’da EKEA derneği

“Bu gezimizde Kosova’da EKEA derneği var. Biz onların merkezlerine de gittik. Adamlara biraz nasihat ederiz falan diye düşünürken, onların derneklerini görünce hayrete düştük. Çünkü onlar o kadar güzel bir sistem kurmuşlar ki buradaki derneklere örnek olacak kadar güzel… Dernek altı yıl olmuş bu işe başlayalı… Kosova’nın yarısında örgütlenmişler. Altı yıl sonra Kosova’nın tamamında örgütlenmeyi planlıyorlar. Müthiş gayretli insanlar..

2000 metre karelik bir yer... Alt katına da bir stüdyo koymuşlar, paket çekimler yapıyorlar ve televizyonlara dağıtıyorlar. Çok güzel hazırlanmış dini programlar bunlar… Şimdi diyorlar ki artık biz belli bir aşamaya geldik, kendi televizyonumuzu kuracağız. Yeter ki ürettiğiniz bir şey olsun. Bizim Anadolu’da dünya kadar yerel tv var. Bizde de bunlar için güzel şeyler yapılabilir mesela… Orada çok güzel bir topluluğa konferans verdik. Onları görünce umutlarımız yeşerdi, heyecanlandık…”

Aydın Başar sordu

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2011, 02:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13