banner17

Üvey evladın sansürü!

Nazım Hİkmet Akif için ne diyordu, ne diyemez hale getirildi? Sansürü yapan kim? Sadece N. Hikmet mi evlat sansürüne uğradı?

Üvey evladın sansürü!

Oğullar ıtarafından sansürlenen şairler (Nazım Hikmet-Necip Fazıl) 

Bilindiği gibi, 12 Mart’lar bu güne kadar “İstiklâl Marşı’nın Kabul Günü” olarak kutlanıyordu. Şairimiz Mehmet Âkif, İstiklal Marşı yazarı  olması hasebiyle bu vesile ile anılsa da bazı okullar ve öğretmenler daha fazla duyarlık gösteriyor ve 27 Aralık’ta, Âkif’in vefat yıl dönümünde, ayrıca bir program yapıyordu. 2007’de çıkan bir kanuna göre bu etkinlikler hem birleştirildi hem zorunlu bir anma günü haline getirildi.

Milli Şair hep saygıyla anıldı..

Çocukluğu ve gençliği I. Meşrutiyet döneminde geçen, bu arada diğer İttihatçılar gibi Sultan Abdüllhamit’e karşı çıkan Mehmet Âkif’in II.Meşrutiyet sonrasında ve Cumhuriyet döneminde temsil ettiği, uğrunda mücadeleye katıldığı, hayatını adadığı düşünce sistemi İslamcılık’tır. Sıratımüstakim, Sebilürreşat dergilerinde yazdığı yazılarla okur-yazar ehline; cami kürsülerindeki vaazlarıyla halka mal edilen İslamcılık düşüncesi, İsmail Kara’nın ifadesiyle “modern bir proje”dir. Âkif, “din+bilim birlikteliği” anlayışı ile döneminin ilerlemeci anlayışını temsil ediyordu. Kanaatimiz odur ki modernizmin ve pozitivizmin bugün geldiği noktayı önceden sezebilseydi daha o zamanlar; bugün yaşasaydı Batı tekniğine, pozitivizme ve ilerleme zihniyetine farklı yaklaşırdı Âkif. Yer yer öfkeli, haddinden fazla heyecanlı ifadeleri dolayısıyle  tartışılmış olan Âkif, sadece Batıcılar tarafından değil; ait olduğu camia içinde de eleştirilmiştir.

Bizim lise ve üniversite yıllarımız; Âkif’teki Afgani etkisi, Abdülhamit Han’a karşı kullandığı hakaretler, Bedir ashabı ile ilgili benzetmesi, İslam’ı asrın idrakine uydurma düşüncesi, “ağzım kurusun yok musun ey adl-i ilahi” hitaplarının tartışması ile geçti. Ama bu tartışmalarda biz Âkif’i hep bir saygı çevresinde tartıştık. Ona hakaret etmedik, onu yok saymadık, hep rahmetle andık. Âkif, her ortamda inanmış ve adanmışlığının yanında büyük şairliğini hep korumuştur.

Şiir Hikayeleri, Haluk OralBir insanın iman ehli oluşuna dair şahitlik Allah indinde makbuldür ve Allah, Mü’minlerin şahitliğini kabul eder. Dünya işlerinde, insaf ehli kişilerin birbirleri hakkındaki tanıklıkları en az dostların tanıklığı kadar önemlidir.  İnsaf ehli düşmanların şahitliği de anlamlıdır.

Bir şair diğerini takdir ederse..

Marksist ve ateist bir şair olarak Nazım Hikmet’in Mehmet Âkif’le ilgili olarak “inanmış adam, büyük şair” olarak tanıklık etmesini de bu minvalde değerlendirmek gerekir. Mesele nedir? Bir şairin bir şairi takdiri. Sözlü olarak ifade ile yetinmemiş Nazım Hikmet, bunu yazıya dökmüş ve yayımlamış. Aradan yıllar geçmiş, bir de bakmışız ki Nazım Hikmet’in ilgili şiiri sansürlenivermiş. Hem de üvey oğul Memet Fuat tarafından.

Şiirin aslını yayımlayarak bu sansür olayını kayda geçiren Haluk Oral, sansürün aşamalarını kitap kitap, yayın yayın gösteriyor Şiir Hikayeleri’nde. İlgililer oraya baksın. Adı geçen yazıyı okuduktan sonra hemen kütüphanemdeki Nazım Hikmet’ten Seçmeleri kontrol ettim. 1969 yılında Ararat yayınevi tarafından neşredilen kitapta da var sansür:     


Saat beşe on var

Kırk dakika sonra şafak

                                     sökecek

“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak”

Tınaztepe’ye karşı  Kömürtepe cenubunda

On Beşinci Piyade Fırkasından iki ihtiyar zabiti

Ve onların genci, uzunu

Darülmuallimin mezunu

                                    Nurettin Eşfak

 

Mavzer tabancasının emniyetiyle oynayarak

                                               Konuşuyor :

-Bizim İstiklâl Marşında aksayan bir taraf var,

Akif, inanmış adam,       

Fakat onun ben                                           

inandıklarının hepsine inanmıyorum.

Beni burada tutan şey

                  Şehit olmak vecdi mi ?

                                                 sanmıyorum.

Mesela bakın :

“Gelecektir sana vadettiği günler elbet Hakkın”

Hayır.

Gelecek günler için

          gökten âyet inmedi bize

Onu biz kendimiz

vaat ettik kendimize

bir şarkı istiyorum

zaferden sonrasına dair

“Kim bilir belki yarın….” (syf. 255-256) 


Metnin aslı Nureddin Eşfak adıyla 6.11.1946 tarihli Ses’de yayımlandığını tespit eden Haluk Oral, şiirin fotokopisini aynen yayımlamış. Oradaki metin şöyle: 

Onlardan biri 

Saat dörde beş  var

40 dakika sonra şafak sökecek

“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak”

Tınastepe sırtında kömürtepede

onbeşinci piyade fırkasından iki ihtiyat zabiti

Ve onların  genci,

Uzunu

Darülmuallimin mezunu

     Piyade birinci mülazım  Nurettin Eşfak

Mavzer tabancasının emniyetile oynayarak

                                                         konuşuyor

Karşıda topçu ihtiyat ikinci mülâzım Hasan

-Bizim istiklâl marşında eksik bir şey var

                                    Bilmem nasıl anlatsam             

Akif büyük  şair,            

İnanmış adam,       

Fakat onun                                           

İnandıklarının hepsine inanıyormuyum?

Beni burada tutan şey

          Şehit olmak vecdimi

                           Zannetmiyorum.

Bak;

Doğacaktır sana vadettiği günler elbet hakkın” 

Doğacak günler için

          Gökten âyet inmedi bize

Onu biz

Kendimiz vaat ettik kendimize

Akif  inanmış adam

Büyük  şair

                      Ben

Bir şarkı istiyorum

                Zaferden sonrasına dair (syf. 20) 


Yukarıdaki metinleri karşılaştırdıktan sonra içeriğine dair birkaç kelam etmek de gerekir. Şiirin ilk hali yayımlandığında kullanılan Nurettin Eşfak imzası, Nazım Hikmet’i gösterdiğine göre, şiirde Mehmet Akif’in inandıklarının hepsine inanmayan kişi Nazım’ın kendisidir ve bu ifade, inançla ilgili neyi kapsamakta neleri dışta bırakmakta, belli değil.

İkinci husus, İstiklal Marşı’nda söz konusu edilen iman-küfür mücadelesinde Allah’ın mü’minlere va’dettiği zafere dair âyetin inkâr edilişidir. Nazım, belki cehaletinden belki bilerek “Gökten âyet inmedi bize” diyerek kelime oyunu yapıyor ve küfrünü gizliyor. Olsun. Nazım’ın İstiklal Marşı’nda bilerek değiştirdiği mısralar da var. Ama bütün bunlar Nazım’ı ilgilendiren bir şey olması gerekirken, üvey oğul Memet Fuat tarafından sansürlenmesi, kabul edilebilir şey değil. Mehmet Akif’in, ister imanla ilgili, ister şairliğinin büyüklüğü ile ilgili olsun Nazım’ın onayına, takdirine ihtiyacı yok. Ama Üvey oğul Memet Fuat’ın da babasının eserlerini sansürlemeye hakkı yok.Memet Fuat

Memet Fuat, üvey babasını sansürleyen biri olarak öldü. Ama ben Necip Fazıl’ın oğlu Mehmet Kısakürek’in –enteresan ikisinin adı da Mehmet- bu ayıpla ölmesini istemiyorum ve Babıali’de, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören ve diğer Mavera ekibi hakkında söyledikleri ile Cinnet Mustatili’nde Sezai Karakoç hakkında söylediklerinin yerine konulmasını rica ediyorum. Rapor’ları aynen yayımlayan bir anlayışla bu eserleri sansürleyen anlayışı yan yana getirdiğimizde aklımıza hiç de iyi şeyler gelmiyor doğrusu. Artık bundan böyle oğulları tarafından sansürlenen babaları gerçek ifadeleri ile okumak istiyoruz.  
 

 

Kamil Yeşil haber verdi

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2010, 23:41
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa UĞURLU
Mustafa UĞURLU - 9 yıl Önce

Kamil Hocam. Yazınız aydınlatıcı olmuş. İsteğinize biz de can u gönülden katılıyoruz. Ayrıca bizden birinin bizden birilerini eleştirildiği her ortamda susturulduğu şu günlerde böyle bir eleştiriyi yapabildiğinize çok seviniyorum. Şükranlarımızı sunuyoruz size. Allah razı olsun.

banner8

banner19

banner20