banner17

Üstad Niyazi Sayın, Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza'yı Anlattı

Geçtiğimiz günlerde Üsküdar'da tertip edilen Hoca Ali Rıza'yı anma programında Niyazi Sayın, Uğur Derman, Zeki Kuşoğlu, Naciye Turgut gibi değerli isimler konuştular. Ömer Faruk Deliktaş etkinlikten notlarını aktarıyor.

Üstad Niyazi Sayın, Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza'yı Anlattı

Üsküdar, bünyesinde yetiştirmiş olduğu insanlara öyle Üsküdarlılık katan bir şehir ki o kişiler hayatları boyunca hep Üsküdar ile yad edilegeliyorlar. Bu kişilerden birisi de Üsküdarlı ressam Hoca Ali Rıza Efendi. 20 Mart 2017 tarihi, asker ressamların en meşhurlarından Ali Rıza Efendi’nin vefatının 87. yıldönümü idi. Üsküdar Belediyesi, vefat yıldönümünden iki gün sonra da olsa büyük ressamı yâd etmek üzere Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde bir ihtifal düzenledi. Bu ihtifale katılmak için heyecanla yola koyuldum. Salona girdiğimde ise koltuklar bomboştu… Ancak ön sıralara ilerleyince salonun tıka basa dolu olduğunu hissettirecek ağırlıkta güzel insanları gördüm. Yine Üsküdar ile yâd olunan Niyazi Sayın Beyefendi en ön sırada programı takip etmekte idi. sadece o değil. Uğur Derman Beyefendi ve eşleri Çiçek Derman Hanımefendi ve Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu hoca da Ressam Ali Rıza programına teşrif buyurmuşlardı.

Evvela Üsküdar Belediyesi’nin Hoca Ali Rıza Efendi ile alakalı hazırlamış olduğu belgeseli seyrettik. Sonrasında ise onun talebesinin talebesi olan ve Ali Rıza Efendi üzerine yüksek lisans tezi hazırlayan resim öğretmeni Naciye Turgut Hanımefendi konuşma yaptılar. Turgut, Hoca Ali Rıza’nın emekli olduktan sonra Üsküdar’da bulunan Mithat Paşa Kız Meslek Lisesi’nde resim dersleri verdiğini ve Malik Aksel’in deyimiyle Üsküdar’ın ressamlar diyarı olduğunu ifade etti. Naciye Hanım, Üsküdar’da bir şehir müzesi kurulmasını ve oraya Hoca Ali Rıza’nın isminin verilip yaşatılmasını teklif ettiler.

Necmeddin Okyay “ben renk zevkimi Ali Rıza Bey’den aldım” dermiş

Uğur Derman Bey konuşmalarına bir kıta ile başladılar: “Kemâlât-ı rıza tasvir olunmaz/ Eder dilşâdını her lahza tebcil/ Çalışmakla eder imrar ve evkat/ Rıza, kıldı rıza-yı Hakka tahsil.”

Arkadaşlarından Hüseyin Haşim Bey bu kıtayı Hoca Ali Rıza Efendi için yazmıştır. Uğur Derman Bey, “Üsküdar’ı yirminci yüzyılda temsil eden iki büyük sanatkâr var: Birisi Üsküdarlı ressam Ali Rıza Bey, diğeri de Üsküdarlı hezarfen Necmeddin Okyay Bey’dir” diyerek kanaatini belirttiler. Sonrasında iki büyük sanatkâr arasındaki ilişkilerden bir misal verdi. Necmeddin Efendi yapmış olduğu ebruları Ali Rıza Efendi’ye gösterir ve onun fikrini alırmış. Necmeddin Efendi’nin kendince beğendiği ebruları Ali Rıza Bey kenara koyar, sonra hiç üstünde durmadıklarına da “haa bu işte olmuş” diyerek beğendikleri arasına koyarmış. Ve Necmeddin Efendi, “bu şekilde devam ettik ve ben renk zevkimi Ali Rıza Bey’den aldım” dermiş.

Uğur Bey’in sunumunda dikkatimi çeken noktalardan biri de belgesel kelimesini kullanmayıp “belgefilm” demesiydi. Düşününce lisanımıza cazib bir teklif sunmuş olabilir dedim kendimce. Dostlarından Fuad Şemsi Bey, Üsküdarlı Rıza Bey için “onun her hali, her hareketi ibadetti” dermiş. Ali Rıza Bey’in hep düşündüğü fikirlerinden biri bir köprü başında şerbetçi dükkânı açmak ve gelen geçen herkese parasız olarak meccanen şerbet ikram etmekmiş.

Fausto Zonaro'nun Hoca Ali Rıza portresi

“Dostlarım benim için üzüldüler”

Uğur Derman Bey getirmiş olduğu defterinden kıymetli hatıraları nakletmeye devam ederken, Ali Rıza Bey’in günümüz insanına her yönüyle emsal teşkil eden biri olduğunu düşünerek kıymetli hocam Mahmud Sami Kanbaş ile biz neler kaybettik, kimleri kaybettik diyerek ah u vah ediyoruz. Ali Rıza Bey’in merhametine misalen Uğur hoca şu anekdotu anlatıyor. “Talebesi Nazmi Bey ile Çamlıca’ya resim yapmaya çıkıyorlar. Bağlarbaşı - Altunizade arasında bir arabaya rastlamışlar, arabanın içi dolu, çok zayıf kemikleri gözüken bir at da o arabayı çekmeye çalışıyor, hatta arabayı çekemediği için sahibinden kamçılar yiyor. Bu hali görünce Rıza Bey önce şapkasını sonra üniformasını çıkartıp arabanın üstüne koyuyor, hadi Nazmi bey diyor ve yokuş bitene kadar arabayı itiyorlar. Şu kemale bakın…”

Ali Rıza Bey bilhassa Paşabahçesini çok severmiş ve bu sevgisinden dolayı da bir müddet orada yalıda oturmuş ve Fuad Şemsi Bey de yalı komşusuymuş.

Hoca Ali Rıza Bey herkese iyilik etmeye çalışan birisi olmasına rağmen, ailesiyle hiçbir zaman düzen kuramamış, hanımı ise maalesef Ali Rıza Bey’i hayatı boyunca anlayamamış, onu hep hafifsemiş. Ve artık talak vaki olmuş ancak kıyamamış onu evden çıkartmaya, yine evde oturtmuş fakat artık namahremi olduğu için yanında başı örtülü oturtmuş ve bu şekilde hayatlarını sürdürmüşler. Son döneminde ise bir ailevi baskıyla Ali Rıza Bey hapse düşmüş, bir hayli zaman hapiste yatmış. Tabi nahak yere yattığı anlaşılıp bırakıldıktan sonra “dostlarım benim için üzüldüler” diye hapisten sonra felce yakalanmış ve bir hayli zaman evinde felç olarak yatmak durumunda kalmış.

“Ali Rıza hoca gibi değerli bir insanın ism-i şerifi geçtikçe gönlümüz ferahlıyor”

Sıradaki konuşmacı Zeki Kuşoğlu hoca idi. O da konuşmasına Ahmed Yüksel Özemre hocanın kitabından bir iktibas ile başladı. Özemre hoca o dönemde yaşamamış olmasına rağmen Ali Rıza Efendi’nin bıraktığı nida onun vefatından yıllar yıllar sonrasında dahi yankılandığı için aileden, çevresinden duyduklarını yazmıştı: “Mütevazıydı, sabırlıydı, tefekkür eder acele etmezdi, fedakardı, cömert, sadık, hakikate yürekten bağlı, ehl-i dil, rakik, diğergam, merhametli, hadimül fukara, müstesna hasletli, benzeri az görünen güzel insan.”

Kuşoğlu hoca, Ali Rıza’yı son mutasavvıflardan sayabileceğimizi hatta buna iki kişiyi daha dahil edebileceğimizi ifade ettiler. Bu kişiler Süheyl Ünver ve Mustafa Düzgünman. Gelecek yıla dair de Hoca Ali Rıza’nın 88. vefat yıldönümü olması hasebiyle hoca hakkında sempozyumlar, sergiler yapılmasını ve bir müze açılıp isminin verilmesini teklif etti.

Hemen ardından Mustafa Düzgünman’ın icazetli talebesi 90 yaşındaki ney üstadı Niyazi Sayın hoca sözü aldı. Kendisi dinçliğini muhafaza edebilmiş bir şekilde bizleri bolca güldürdü. “Ali Rıza hoca gibi değerli bir insanın ism-i şerifi geçtikçe gönlümüz ferahlıyor” diye başladı söze. Mustafa Düzgünman’ın dükkanında çalışmış olmakla çok şeyler kazandığını ifade etti ve Özemre’ye “yahu biz bu dükkanda çalışmamış olsaydık yedi dükkan süprüntüsüne dönerdik” dediğini aktardı. “Yedi dükkan süprüntüsü vardı, her kutunun dibinden bir parça alınır, tütsü yapılır, hanımlar gelir bu tütsüyü alırdı, ona yedi dükkan süprüntüsü derlerdi” diyerek de ilk defa duymuş olduğum bu tabiri izah etti.

Niyazi Sayın hoca, Mukaddes isminde bir ilkokul hocasının, Ali Rıza hocanın talebesi olduğunu belirtti. Selimiye’deki evine hocasını ziyarete gittiğinde Ali Rıza Hoca’nın kendisine göndermiş olduğu mektupları ve ona ait olan şeylerin kopyasını kendisine vermiş.

Ali Rıza Hoca’yı 10 dakika boyunca o yaşına rağmen ayakta anlatan Niyazi Hoca, konuşmasının sonunda kendisine çiçek takdim etmek isteyen sunucuya “evladım ben ne yapacağım çiçeği, onun yerine bir işkembe çorbası içelim” deyip bütün salonu güldürdü.

20 Mart 1930 tarihinde bu âlemde hoş bir sada bırakarak göçen gönül insanı büyük ressam Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Efendi’yi rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

 

Ömer Faruk Deliktaş

Güncelleme Tarihi: 27 Mart 2017, 17:12
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20