banner17

Uğur Tanyeli: 'İstanbulluluk' kavramıyla 18. yüzyıldan önce karşılaşamayız

“İstanbul Perspektifleri Söyleşi Serisi”nin ikinci konuğu olan Uğur Tanyeli “İstanbulluluk” kavramıyla 18. yüzyıldan önce karşılaşılmadığını belirterek, bu kavramın inşası ile Türkiye modernleşmesinin birbiriyle eşzamanlı olduğunu belirtti. Oktay Türkoğlu’nun etkinlik haberi.

Uğur Tanyeli: 'İstanbulluluk' kavramıyla 18. yüzyıldan önce karşılaşamayız

İstanbul Politikalar Merkezi'nin “İstanbul Perspektifleri Söyleşi Serisi”nin ikinci konuğu İstanbul Şehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Uğur Tanyeli'ydi. 29 Kasım perşembe günü Sabancı Üniversitesi'nin kullandığı Minerva Han'da yapılan konuşma katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleşti.

İlk bölümü moderatörün soruları ve Tanyeli'nin bu sorulara verdiği cevaplar şeklinde ilerleyen konuşmanın ikinci bölümü ise katılımcılar ile soru-cevap şeklinde devam etti. Konuşma boyunca Uğur Tanyeli İstanbul'a ve metropole dair görüşlerini hatıraları eşliğinde dile getirdi.

İlk olarak 1,5 yaşında Ankara'dan İstanbul'a gelen Tanyeli, Sarıgüzel'de bir ev kiraladıklarını hatırladığını söyledi. Şehrin fiziksel özelliklerinin o günden bugüne değin hızla değiştiğinden söz eden Tanyeli, ancak asıl üzerinde durulması gerekenin şehrin fiziksel değişiminden çok toplumsal değişimi olmalıdır diyerek konuya girizgah yaptı.

Uğur Tanyeli, tüm konuşma boyunca ana izleğini de teşkil eden İstanbul'a dair olup-biten şeylerin 'bozulma' olarak nitelendirilmesinin yanlış bulduğunu ifade etti ve bunun karşısına da 'olağanlaştırma' dediği yaklaşımı koymaya çalıştı. Olumsuzlanan tüm bu değişimlerin; ''dünyanın her yerinde olan değişimlere eklemlenen'' nitelikte olduğu belirtti. Bunun yanı sıra çok uzak bir geçmiş olmayan 1990-2000 yıllarından bu yana İstanbul'un uluslararası düzlemde ciddi bir imaj kaybına uğradığını da ekledi.

Moderatör, Tanyeli'nin Yıkarak Yapmak kitabından hareketle Alman sosyolog George Simmel'in 'toplumsal çatışma' kavramından bahsetti. Tanyeli de, modern kentin ve modern toplumun 'çatışma' kenti ve toplumu olduğu savını tekrarladı ve Türkiye'deki bakış açısının sürekli bir 'uyum' düşüncesinden hareket ettiğini ve hiçbir çatlak sese meydan vermemek istendiğinden bahsederek, bunun 'totaliter' bir tarafının olduğunu vurguladı. Modern dünyada 'fikir birliği' düşüncesinin ütopik bulduğunu söyleyen Tanyeli, ütopyaların da demokratik aygıtlar olmadığını belirtti. Bu esnada bizlerle bir hatırasını paylaşan Tanyeli; küçüklüğünde Rum çocuklarla sınıf arkadaşı olduğunu ve onlara düşmanca tavırlar takındığından söz etti ve kendisinin de bilinçsizce bu 'toplumsal çatışmanın bir parçası' olduğunu şimdi farkettiğini söyledi. Daha sonra; uyumun ancak “uyum tahayyülüyle” mümkün olan bir şey olduğunu vurgulayarak uyum fikrinin aslında bir illüzyondan ibaret olduğunu ilave etti.

İstanbulluluk kavramı ne zaman ortaya çıktı?

“İstanbulluluk” kavramıyla 18. yüzyıldan önce karşılaşılmadığını belirten Tanyeli, bu kavramın inşası ile Türkiye modernleşmesinin birbiriyle eşzamanlı olduğunu belirtti. İstanbul'un, hijyenik koşulların toplu ölümlere sebep olduğu dünyanın diğer 'pre-modern' kentleri gibi, kendisine sürekli nüfus aktarmak zorunda olduğunu belirten Tanyeli, bu yüzden İstanbulluluk deyiminin aslında içinin boş olduğunu, onu neyle doldurmak istiyorsak o şekle büründüğünü ileri sürdü. Bu meyanda; Tanyeli, “İstanbul'a pasaportla giriş yapılsın'' tarzı yaklaşımların sahiplerinin, büyük çoğunlukla İstanbul doğumlu olmayan yetkililerden oluştuğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim” diyerek bizleri gülümsetti. Söylemler ve kimliklerin -İstanbulluluk gibi- gayr-i ihtiyari ve bilinçdışı olarak kullanılageldiğini belirten Tanyeli, İstanbulluluk söyleminin, 'bazılarının İstanbullu olmadığını söyleyebilenlerdenim' anlamına geldiğini ve yalnızca bunu söyleyebilen kişilerin iktidarına işaret ettiğini ifade etti.

İstanbul'daki değişim ile ilgili kendisine yöneltilen soruya ise Tanyeli, eskiden çok fazla uğradığı Beyoğlu, Bağdat caddesi ve Beyazıt gibi mekanların o bölgelerle özdeşleştirdiği şeylerin birer birer yok olması sebebiyle artık uğrak yerleri olmadığını söyledi. Ancak bu beyanının, oraya gitmekte olan kişileri tahkir maksadı taşımadığını ve yalnızca kendi 'özgül deneyimlerinin' bir parçası olduğu ekledi. Bunlara ilave olarak, bir mekana gitmekten değil, o mekanın spesifik bir noktası sebebiyle o mekana gitmenin mevzubahis olduğunu dile getiren Tanyeli; “Nişantaşı'na gittiğinizde oradaki tüm hizmetlerden faydalanmak için oraya gitmezsiniz, sizi cezbeden-cazip gelen birkaç şeyden faydalanmak üzere gidersiniz” diye bu konuya açıklama getirdi.

Değişim bağlamında Tanyeli'nin üzerinde durduğu önemli bir nokta da gecekondulaşma söylemiydi. “1900'lerde Dolapdere civarında fakir halkın yaşadığı gecekondular vardı, 1930'larda gecekondular vardı.” diyen Tanyeli, ama 1950'lilerden başlayan süreci bir 'eşik' olarak kabul edilip bu bağlamda bir 'bozulma mitolojisi' yaratılmaya çalışıldığını söyledi.

Çok dilli ve çok kimlikli bir şehir

İstanbul, şehrin ilk kurucusu Konstantin'den itibaren tek bir dilin konuşulduğu bir yer değildi diyen Tanyeli, İstanbul'da tarihsel süreç içerisinde farklı etnik kökenlerden birçok insanın yaşadığının üzerinde durdu ve bugün olanı da bu sürecin bir parçası olarak görmek gerektiğinin altını çizerek, şunu ekledi; ''New York'ta Chinatown beni ne kadar rahatsız etmiyorsa, Hırka-i Şerif civarındaki mahallelerdeki Arap nüfusun varlığı da beni o kadar rahatsız etmiyor.''

Soru-cevap bölümünde ise katılımcılardan birinin, “Her şeyi olağanlaştıran bu bakış açısının şehir üzerinde yapılan haksızlıklara göstereceğimiz tepkileri törpülemiyor mu?” mealindeki sorusuna Tanyeli; “Endüstriyelleşme olağan bir şeydir, çocukların endüstriyel tesislerde çalıştırılması erken kapitalizm için olağan bir şeydir; çünkü daha az ücret ödüyorsunuz. Ama çocukların çalıştırılmasına karşı çıkmayacak mısınız; tabii ki çıkacaksınız. Bir şeyin olağan olması o şeye tepki göstermenin ilk koşuludur. Bir şeyi arıza olarak gördüğünüz zaman o şeyde sorunsallaştıracağınız bir şey kalmıyor. Sadece arıza diyoruz ona. Bu ülkede zaten her şey yanlış dediğiniz anda o şey hakkında konuşabilme şansınız kalmaz. Neyin-neden-hangi koşullarda olağan olduğunu ve nasıl dönüştürülebileceğini düşünmek ve tanımlamak anlamına gelmektedir olağanlaştırmak.” cevabını verdi.

Başka bir soru bağlamında ise “modernlik” kavramı üzerinde duran Tanyeli, Türkiye'de modernliğin ''Godot'u Beklemek'' gibi bir şey olduğunu ifade ettikten sonra; modernliğin böyle bir şey olmadığını, aslında değişimin kendisinin bizatihi modernliğin kendisi olduğunu ifade etti ve “değişim ne iyidir ne kötüdür yalnızca değişimdir, biz bu çağın insanları olarak öncekilerden farklı bir biçimde bu değişimin 'bilincinde ve ayırdındayız' yalnızca. Ama biz modernliği Türkiye'nin askeri-siyasi veçhelerden bir kurtuluş projesi olarak gördüğümüz için hiç gelmeyecek bir şeyin beklentisini duyuyoruz içimizde.” diyerek sözlerine son verdi.

Oktay Türkoğlu

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 15:21
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20