banner17

Türkiye, Vesayet Çarkını Kırmaya Başladı

Cevat Özkaya, geçtiğimiz günlerde Bursa'da 'Bugünkü Sorunlarımızın Yakın Tarihte İzini Sürmek' başlıklı bir konuşma yaptı. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

Türkiye, Vesayet Çarkını Kırmaya Başladı

Türkiye’nin yoğun gündemi, ülkedeki insanların, hele de düşünen kafaların bu gündeme bigâne kalmalarına izin vermiyor. Gündem şimdi Türkiye. Hatta Türkiye özelinden çıkarak Ortadoğu coğrafyası ve hatta bütün dünya şimdi gündemimiz. Ortadoğu, o kadim coğrafya, bir kez daha dünyadaki altüst oluşların merkezi ve mahzun Ortadoğu bir kez daha yanıyor. Bilinir ki Ortadoğu yandı mı dünya yanar, medeniyet yanar, insanlık yanar.  Bu yüzden insan ister istemez Ortadoğu’yu düşünür. Biz de öyle yapıyoruz. Ülkemizi, Ortadoğu’yu ve dünyayı düşünüyoruz.

16 Aralık Cuma gecesi Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisi’ne konuk olan Umran dergisi yayın yönetmeni Cevat Özkaya’nın gündemi de aynıydı. “Bugünkü Sorunlarımızın Yakın Tarihte İzini Sürmek” konusunda sohbet ederken tam da bunu yapıyor Cevat Özkaya: Ülkemiz, Ortadoğu ve dünyanın gidişatına kafa yoruyor.

Konuya “Şu an Türkiye makas değiştirip kendi kararlarını kendi almak isteyen bir ülke. Bu, ‘ülke bugüne kadar vesayet altındaydı’ anlamına mı gelir diye sorulursa bu soruya yanıtım ‘Evet’tir. Günümüz Türkiye’si vesayete direniyor. Direnme anında da birçok olay yaşıyor. Yaşanan olaylar günden güne sertleşiyor. Sertleşen bu olaylar da sıcak savaşa evrilme belirtileri taşıyor.” cümleleriyle giriş yaptı Cevat Özkaya.

Türkiye’nin prangaları

Daha sonra, belki de birçok insanın merak ettiği o sorunun izini sürdü Cevat Özkaya. Konuyu “Peki, Türkiye bu hale nasıl geldi?” sorusuyla açan Cevat Özkaya, ardından şunları söyledi: “1838’de İngiltere ile bir ticaret anlaşması imzalandı. Bu anlaşma İngiltere’ye büyük imtiyazlar sağlayıp Osmanlı’nın ve daha sonra da Türkiye’nin yerli sermayedarlarının yetişmesini engelleyen bir anlaşmaydı aslında. Yerli sermayedar olmayınca, vesayet de kaçınılmaz olarak geliyordu. Aslında İngiltere bu imtiyazları çok önceden beri istiyordu Osmanlı’dan ama Osmanlı’nın yerli düşünen aydınları/bürokratları İngiltere’ye bu imtiyazları vermemek için uzun süre direndi. Bu imtiyazlar verildiğinde yerli sermaye zarar görmesin diye ‘Yed-i Vahid Kanunu’nu da çıkardı. Ama İngiltere bu isteğinden vazgeçmedi, bu imtiyazları elde etmek için hep fırsat kolladı ve sonunda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanında bu imtiyazları elde etti. Kavalalı’nın yürüyüşünü durdurmak için İngiliz desteğine ihtiyaç duyan Osmanlı bürokrasisi ve buna teşne olan Mustafa Reşit Paşa, Osmanlı ticaretinin ve yerli sermayedarlarının bitişi anlamına gelen Baltalimanı Ticaret Anlaşması’nı imzaladı. Bu anlaşmayla Osmanlı içinde nerdeyse gümrüksüz ve vergisiz dolaşım hakkı kazanan İngiliz malları ve bu malların istilası, yerli sanayicinin ve müteşebbislerin gelişmesini engelleyerek var olan yerli sermayenin distribütörlüğe yönelmesine yol açtı. Böylelikle Osmanlı’da sanayi ve teknoloji gelişmediği gibi, zengin sınıf da zamanla yerli değerlerden uzaklaşarak yabancı sermayenin sözcüsü haline geldi. Bu da önce Osmanlı’da önce ekonomik vesayetin ve daha sonra da bürokratik vesayetin doğmasına yol açtı.”

Dünya hiç olmadığı kadar zengin ama paylaşım adaletsiz

Cevat Özkaya, Türkiye’nin Osmanlı’dan tevarüs eden vesayet sorununu bu şekilde açıkladıktan sonra günümüz dünyasına sıçradı. Günümüz dünyasının geçmişle kıyaslanamayacak kadar zenginleştiğine dikkat çeken Özkaya, en yoksul ile en zengin arasındaki uçurumun da yine geçmişte hiç yaşanmadığı kadar açıldığını söyledi. Bu açılmanın Müslüman ülkelerde de olduğunu söyleyen Özkaya, bunun insanlarda adalet duygusunu körelttiğini, bu duygunun körelmesiyle de insanların isyana yakın bir noktaya geldiğini şu sözlerle belirtti: “Şu anda dünya hiç olmadığı kadar zengin. Ama iş paylaşıma geldiğinde görülür ki bu zenginlik her devlete ve her vatandaşa eşit olarak yansımıyor. Bazı devletlerin vatandaşları açlıktan ölürken bazı devletlerin vatandaşları da konfor içinde yüzüyor. Bu zenginlik, devletlerin kendi içinde de adaletli dağıtılmıyor ayrıca. Dünyanın en zengin seksen beş kişisinin zenginliğinin dünyadaki üç buçuk milyar yoksulun mal varlığına eşit olduğunu söylersek durum daha iyi anlaşılır. Dünya zenginliğinin %50’sinin sahibi, dünyanın % 10’udur. Bu, dünyada inanılmaz bir adaletsizlik olduğu anlamına gelir. İşin kötü taraflarından biri de, zenginle yoksul arasında artık temas noktalarının kalmamasıdır. Geçmişte zengin, yoksullarla temas halindeydi en azından. Hiç olmazsa onu Ramazanlarda iftara çağırırdı. Artık bu da yok. Zenginler başka, yoksullar başka dünyada yaşıyor ve aralarında temas da kopmuş durumda. Dünyadaki bu adaletsizlik, insanlardaki isyan duygusunu körüklemektedir.”

Müslüman, tavrını koymalı

Özkaya, bir Müslüman’ın öncelikle durumun böyle olduğunu görmesi, sonra da gördüğü bu duruma tavır koyması gerektiğini ise şu sözlerle açıkladı: “Bir Müslüman’ın bunları görmesi ve görüp tavır koyması lazım. Çünkü dünyada çalışıp da yoksul kalan insan sayısı, zengin insan sayısından kat kat fazla. O zaman burada bir sorun, bir adaletsizlik var demektir. Bu adaletsizliği sağlayanın ise sistem sorunu olduğunu görmeliyiz. Şu anda dünyada öyle bir kabulleniş var ki, bu sistem sanki değiştirilemez mutlak bir sistem gibi algılanıyor. Öncelikle bu sistemin yanlış olduğunu görmek, daha sonra da bu sisteme alternatifler aramak gerek. Ve bu da öncelikle Müslüman’ın görevidir. Çünkü dünya üzerinde adaleti tesis etmekle görevlidir Müslüman.”

Devletler ekonomiyle ele geçiriliyor

Cevat Özkaya, günümüz dünyasında savaşların biçim değiştirdiğini, devletlerin ekonomiyle ele geçirildiğini ise şöyle anlattı: “Şu anda devletler ekonomiyle ele geçiriliyor. Bu ele geçirme işinde sistemin en güçlü silahları Dünya Bankası ve İMF’dir. Bu iki kurum, güya kurtarıcı rolüne bürünmüşlerdir ama yaptıkları şey ülkeler üzerinde vesayet kurmaktır. Yapılan şey basittir aslında. Öncelikle bir ülkeye gidilip o ülkenin yatırıma ihtiyacı olduğuna ikna edilir yöneticiler. Yöneticiler de bazen iyi niyetle bazen de kötü niyetle milletlerinde karşılıkları olmayan bu yatırımları yaparlar ama bunu yaparken de bu kurumlara borçlanırlar. Zamanla bu borcu ödeyemez hale gelirler ve bu şekilde devlet, bu kurumların her dediğini yapar hale gelir. Yani yönetimi devrederler bir anlamda. Küresel sermaye bunu yaparken hem halkı yoksul hale getirir hem de o toplumdan bir zengin sınıf ortaya çıkarır. Bu zengin sınıfın halktan kopmasına özel olarak dikkat ederler. Bu zengin sınıf, zamanla onların vekilleri olarak o ülkede iş yaparlar, yönetim üzerinde vesayet kurarlar. Türkiye’de de aynı şeyi yapmışlardır. Hâlâ Türkiye’nin en zenginleri distribütörlerdir.”

Türkiye, saldırılara karşı umulmadık refleksler geliştiren bir ülke

Sohbetini kah dünya sistemi kah günümüz Türkiye’sine dair sürdüren Cevat Özkaya, şu sözlerle sohbetini bitirdi: “Günümüz Türkiye’sinin talihsizliği, Osmanlı döneminde yakalandığı bu vesayet sisteminden hâlâ çıkamamış olmasıdır. Sanırım bu vesayet sistemi en az bir kuşak daha bizi rahatsız edecek. Şu anda bu vesayetin farkına varıldı. Bu vesayeti kırmak için uğraşılıyor. Düşünün ki, parasını verip satın aldığımız ürünlerde bile inanılmaz bir vesayet sistemi vardı. Örneğin, 28 Şubat döneminde bakım için İsrail’e gönderdiğimiz insansız hava araçlarını İsrail bize geri göndermedi bile. Biz de buna bir şey diyemedik. Böyle acımasız bir vesayetten söz ediyoruz. Ama şimdi insansız hava araçlarımızı kendimiz üretiyoruz ve o vesayet çarkını kırmaya başladık. Daha bunun gibi birçok vesayetten kurtuluyoruz. Şu anda dünya, bu adaletsiz sistemi değiştirecek birilerini arıyor. Tayyip Erdoğan’ın da ‘Dünya beşten büyüktür.’ derken kastettiği şey, bu adaletsiz sistemdir. Kişisel olarak ben Türkiye’nin geleceğinden umutluyum. Çünkü Türkiye artık direnen ve belki bundan daha da önemlisi, saldırılara karşı umulmadık refleksler geliştiren bir ülke. Mesela çok şiddetli olan son ekonomik saldırılara da teslim olmayıp çok farklı reflekslerle direniyor. Bu yüzden ben Türkiye’nin geleceğinden çok umutluyum.”

 

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 19 Aralık 2016, 11:32
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20