Türkiye ile ilişkiler ne durumda?

Akademisyen ve TİKA’da görev yapmış Doç. Dr. Fahri Solak anlattı.

Türkiye ile ilişkiler ne durumda?

 

Birlik Vakfı Bursa Şubesi, Özbekistan’ın mü’min ve bilge adamı Muhammed Salih’ten sonra bu kez de Türk Cumhuriyetleri konusunda yetkin bir konuğu ağırladı: Doç. Dr. Fahri Solak.  Doç. Dr. Fahri Solak, akademik ilgisinin yanında beş yıl da bölgede yaşayıp orasını içerden görmüş, TİKA’da aldığı görev gereğince de olaylara resmi boyutuyla da vakıf olabilmiş birisi. Dinleyicilere bölgeyi, bölge devletlerinin gücünü,  psikolojilerini anlattı. İşte notlar:

Türkî Cumhuriyetler denince ne anlamalı?

Bunun tanımı çok kolay olmasa da, şöyle tanımlanabilir: Halkının büyük çoğunluğu Türkçe konuşan ülkelere Türkî Cumhuriyetler diyoruz. Bu tanımın bir istisnası var: Tacikistan. Tacikistan, Farsça konuşulan bir ülke olmasına rağmen, bulunduğu konum ve tarihi süreç itibariyle Türkî Cumhuriyetler arasında sayılmaktadır. Aslında kültürel olarak İran’a daha yakın olmalarına rağmen, Türkî Cumhuriyetlerdendir. Üstelik de Tacikistan’ı İran’dan ayrı düşünmemizi sağlayan bir unsur daha vardır: İran Şii, Tacikistan ise Sünnidir.

Türkî Cumhuriyetlerin bağımsızlık süreci

Sovyetler, 1991 yılında dağıldıktan sonra bunun yerine eski katılıktan uzak, gevşek bir birlik kuruldu. Bu aşamada 15 devlet bağımsızlığını ilan etti. Bunların altı tanesi, bir şekilde Türkiye ile irtibatlıydı. Kısacası, bizim Türki Cumhuriyetler adını verdiğimiz devletlerdi. Bu devletlerin beşi Orta Asya’da, biri de Kafkaslardaydı. Bunlar Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Tacikistan’dı.

Doğu Türkistan…

Aslında Türkistan, Türklerin doğal anayurdudur. Ama günümüzde Çinliler, herkesin anlayabileceği sebepler yüzünden Türkistan ifadesinden ve bu ifadenin çağrışımlarından hoşlanmamaktadırlar. Bu yüzden de bölgenin adını değiştirip Sincan-Uygur Özerk Bölgesi yapmışlardır.

Orta Asya: Tarihsel önem, tarihsel süreç…

Bölge 19. yüzyılda İngiltere ile Rusya arasında çatışma konusu olmuştur. Bu dönemde, “Orta Asya’ya hükmeden, dünyaya hükmeder.” şeklinde bir anlayış hakimdi. Rusya bir yandan da sıcak denizlere inmek istiyordu. Bu dönemde Rusya genişlemeye başladı. Rusya’nın genişlemesi, Batı’nın da desteğiyle, Kırım Savaşı’yla Osmanlı tarafından durduruldu. Denizlere doğru genişleyemeyeceğini anlayan Rusya, gözünü Orta Asya’ya dikti ve 1860 yılından itibaren de Orta Asya’yı işgale başladı.

Aslında bu bir paylaşımdı. Dönemin emperyal devleti İngiltere, Orta Asya’yı Rusya’ya bırakmış, kendi de Hindistan’ı işgal etmişti. Arada da Afganistan, tampon bölge olarak varlığını korur.

Çin ve Sincan-Uygur Özerk Bölgesi

Günümüzün yükselen gücü Çin, artan nüfusu ve ekonomik gücüyle yayılıp genişlemek istemektedir. Artan nüfusu, şu anki topraklara sığmamaktadır. Bunun için de özellikle Orta Asya’ya doğru yayılmak istemektedir. İlk yapacağı şey, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’ni asimile etmektir. Ama Batı da Çin’in bu emperyal niyetinin farkında olduğu için Çin’in genişlemesine izin vermemekte ve bu yüzden de Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’ni hep gündemde tutmaktadır. Şu anda Çin, küresel düzeni tehdit eden bir güçtür ve dikkatle izlenmektedir.

Ve İran

Aslında İran, yüzyıllardan beri hep sorunlu olmuş bölgelerin tam ortasında kalmış bir devlettir ve asla ihmal edilmemelidir. İran, bölgede çok önemli bir güçtür. Taa Perslerden bu yana devlet geleneğine sahip olan İran, hem kültürel birikimi hem de coğrafi konumu gereği her zaman önemli bir devlet olmuştur. Öneminin yanında İran, güçlü bir ülkedir de. Hem nüfusu hem de ekonomisi güçlüdür. Dolayısıyla bölgede, İran hesaba katılmadan bir şey yapmak mümkün değildir.

Devletlere yakından bakılırsa…

Kazakistan

Türkistan’ın en önemli ve en güçlü ülkelerinden biri Kazakistan’dır.  Kazakistan aynı zamanda nükleer çalışma ve uzay çalışmalarının da yapıldığı bir ülke. 1991 yılında bağımsızlığını ilan ettiğinde 16 milyon olan nüfusu, sonraki yıllarda giderek azalmıştır. Bunun sebebi, ülkede yaşayan Slav nüfusun göç etmesidir.

Kazakistan, akla gelebilecek her türlü maden ve doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülkedir. Doğal zenginlikleri yanında, bölgenin buğday ambarıdır da Kazakistan.

Kazakistan, bölgede “ağabeylik” yapma potansiyeli de taşımakta olan çok önemli bir ülkedir. Mesela geçen yıl AGİT Dönem Başkanlığı yapmıştır. Bu hal, Kazakistan’ın öneminin herkesçe kabul edildiği anlamına da gelmektedir. Kazakistan, bölgeyle ilgili tüm önemli olayların ya başlatıcısı ya da bu olayların en önemli aktörüdür.

Kazakistan, kişi başına düşen yıllık 12.000 $ geliriyle, zengin bir ülke sayılmaktadır. Ama ülkede gelir dağılımı sorunu yaşanmaktadır.

Özbekistan

Özbekistan, tarihi arka planı ve büyüklüğü göz önüne alındığında, bölgeyi temsil eden ülkedir. 30 milyon nüfusla bölgenin en kalabalık ülkesi de Özbekistan’dır. Özbekistan, Timur’un ülkesidir. Dolayısıyla devlet geleneği ve birikimi olan bir ülkedir. İslam dünyasının en önemli merkezleri hep buradadır: Semerkand, Buhara, Tirmiz… Bunun yanında İslam dünyasına yön vermiş mutasavvıfların çoğu ve Ali Şir Nevai gibi sanatkarlar da hep Özbekistanlıdır. Bu birikim Özbekistan’ı bölgede “ağabey” olmaya itmektedir.

Özbekistan, Türkiye’ye mesafeli durduğu için Türk kamuoyu Özbekistan hakkında pek bilgi sahibi değildir. Özbekistan’ın bu mesafesinin bir sebebi de, bölge ülkelerine “ Ağabey” olma isteğidir. Bu role en yakın aday olan Türkiye’ye mesafe koyarak bu rolün kendisine ait olduğunu ima etmektedir.

Kırgızistan

Bölgenin küçük ülkelerindendir. 200 bin km2 toprağı vardır. Türkiye ile ilişkileri çok gelişmiş bir ülkedir. Bölgede hayvancılık bakımından en gelişmiş ülkedir. Bölgenin et, süt ve hayvan deposudur.

Türkmenistan

Bölgenin diğer küçük ülkelerinden biri de Türkmenistan’dır. Topraklarının büyük çoğunluğu çöldür. Bu oran %90’dır ama bu durum aynı zamanda ülkenin avantajıdır çünkü çöl, doğalgaz yatağıdır.

Tacikistan

Türkçe konuşmamasına rağmen Türki Cumhuriyetlerden sayılan Tacikistan, İran’a daha yakın sayılmasına rağmen, mezhep ayrılığı yüzünden İran’dan uzak durmaktadır. Tacikistan’da Farsça konuşulmaktadır ama Tacikler mezhep olarak sünnidir.

Azerbaycan

Türkistan’da değil de Güney Kafkasya’da kalan bir Türki Cumhuriyet de Azerbaycan’dır.  Azerbaycan, doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülkedir. Türkiye’ye yakın olmasına rağmen, İran ile de mezhep bağı taşımaktadır.

Doğal kaynaklar bakımından zengin olmasının yanında, Azerbaycan’ın diğer bir önemi de, enerji nakil hatlarında yer almasıdır.

Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan ile yakınlaşarak enerji sorununu çözmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye’nin Türki Cumhuriyetlerle ilişkisi

1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk cumhuriyetlerini ilk tanıyan ülke, Türkiye oldu. Bu tanıma, Türkiye ile Türki cumhuriyetler arasındaki duygusal yakınlığı perçinlemiştir. Yine bu ülkelerin ilk yıllarında Türkiye, dış politikanın acemisi olan Türki cumhuriyetlerin dış dünyaya açılmasını sağlamıştır.

Ama yine de sancılı bir süreç yaşanmıştır. Bu ilişkileri üç ana evrede toplamak mümkün:

1. Duygusal Evre: Türkiye’de eskiden beri var olan esir Türklerin bir gün bağımsızlığını kazanıp Türk birliğinin kurulacağı düşüncesi… Türkiye’deki Türkler için Türkiye hala hilafet merkezi olan Osmanlının ağırlığına sahip bir ülke algısı ve doğal olarak da diğer Türk Cumhuriyetlerinin doğal ağabeyi…

Diğer yandan da Türki Cumhuriyetlerde ise, olağanüstü bir şeyler yapabilecek bir Türkiye algısının olduğu duygusal evre.

2. Hayal Kırıklığı Evresi: Büyük hayallerle Türki Cumhuriyetlere giden Türkiyeli Türklerin, orada “Tamam, siz Türksünüz ama biz de “Kazak, Özbek, Kırgız vb’yiz, bizden üstün değilsiniz ki!..” şeklindeki yaklaşımla karşılaşmaları ve hayal kırıklığı yaşamaları…

Öte yandan  Türki Cumhuriyetlerde de, “Türkiyeli Türklere de ne oluyor, neden bize karşı üstünlük taslıyorlar!” şeklindeki önce şaşkın, sonra dışlayıcı tavır evresi…

3. Her iki tarafın da olan biteni tam olarak anlayıp olaylara realist yaklaşma evresi: Bu evre, iki binli yılların başında oluşmaya başlamıştır. Artık tüm devletler olaylara akılcı bir şekilde yaklaşmaya başlamıştır ve zihinlerde zaten var olan “Türk Dünyasının Birliği” projesine yönelik çalışmalar başlamıştır.

Bu projenin gerçekleşmesi anlamında “Türk Konseyi” kurulmuştur. Türk    Konseyi, çok ciddi bir adımdır. Bu Konseyin çeşitli birimleri vardır ve her birim de farklı ülkelerde üslenmiştir.

Bu Konsey ile aynı zamanda taa Timur-Yıldırım zamanından beri ayrı olan Batı Türklüğü ile Doğu Türklüğü de  ilk kez bir araya gelmiştir.

 

Ahmet Serin aktardı

 

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2012, 11:40
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdurrahman
Abdurrahman - 7 yıl Önce

Bir tutarsızlık, azıcık dikkat edenin göreceğiz baric cinsten...En başta asla ve kat'a sincan-şincan denmemeli. Kaçınılmalıdır. Orta asya p.. bir mefhum... Bir yerde orta asya deyib aynı bölgeye diğer yerde Türkistan demek ciddiyetsizlik, yarım oluşluluk örneği ki samimiyeti düşürüyor.Aynı şekilde Türkî cumguriyetler-devletler lafı...Türk cumhuriyetler-devletleri demek zor mu? Hiç duydunuz mu Arabî devletler? Bunlar siyonist-emperyalist mefhumlar. Bunlara çok ddikkat etmek gerekir.

Orhan
Orhan - 4 yıl Önce

Türki dediğimiz zaman Türke benzeyen anlamı çıkıyor oysa anlattığınız devletler (tacikistan hariç) Türktür. Yani Türke benzemiyorlar zaten Türkler.Yazı yazarken biraz Türkçe bilmek gerekiyor galiba??

banner19

banner13