Turgut Cansever'in derdini kimse anlayamadı

Dücane Cündioğlu, “Turgut Cansever’i Anlamak” panelinde konuştu..

Turgut Cansever'in derdini kimse anlayamadı

 

“Bilge Mimar” Turgut Cansever 2009 yılında vefat etmiş, ömrüne sayısız eserle birlikte birçok alanda ilkleri de sığdırmıştı. Mimarlar ve Mühendisler Grubu (MMG) da, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde “Turgut Cansever’i Anlamak” konulu bir panel düzenledi. Panelin konuşmacılarından biri ise Dücane Cündioğlu idi.Turgut Cansever

Dücane Cündioğlu, sözlerine Turgut Cansever’in çok tanınmadığını ve mimarlık üzerine de çok yazmadığını ifade ederek başladı. Gerisinde düşüncelerini yaşatacak şeyin eserleri olduğunu vurguladı. Onu tanıtırken, ressamlığa ilgisinden dolayı güçlü bir perspektifi olduğunu ama felsefî bilgisinin -alçak gönüllüğüyle de alakalı olarak- fark edilemediğini söyledi. Onun bilgi birikimini değerlendirmedikçe heyecanını ve çığlığını anlayamayacağımızı ekledi ve şunları söyledi: “Konuşmamda hocanın peşinde olduğu, yaklaştıkça uzaklaştığı hülyasını anlatmaya, arayışını anlamlı kılan ayrıntılara dikkat çekmeye çalışacağım.”

“Batan en büyük güneş biziz”

Dücane Cündioğlu, “Müslüman şehir” kavramıyla anlatılmak istenenin cami ve mescitlerden ibaret olmadığını, bu tabirle şehre ruhunu veren dünya görüşünün tecelli ve tezahürünün anlaşılması gerektiğini belirtti. Hocayla ilgili verdiği ayrıntıda hocanın kendine has edebiyle söylediği, Tayyip Erdoğan Bey’le belediye başkanlığı döneminde randevu alıp da görüşememesini nakletti.

Cansever’in yine bir röportajında Nietzsche’nin “Batan güneşi severim çünkü yeniden doğacaktır. Yıkılan bireyi severim, yeniden dikilecektir.” sözüne atıfta bulunarak “Batan en büyük güneş biziz.” dediğini aktardı. Cündioğlu, bunu, onun yeniden var olmaya dair bir umudu olarak yorumlarken, Cansever’in yaşarken de öldükten sonra da hak ettiği değeri göremediğinden yakındı. Resim sanatıyla ilgilenmesinde Turgut Cansever’in rolüne değinirken büyük devlerin işaretlerini takip etmenin zorluğuna da dikkat çekti.

Dücane CündioğluHocanın peşinde olduğu ama ulaşamadığı şeyin, tekemmül edemeyişinin sebebi olarak İslâm şehrinin ikonolojisinin olmayışını gösterdi: “Elimizde Süleymaniye, Sultanahmet’le ilgili yazılmış çok ciddi monografiler hâlâ yok. Eldeki eserlerin mimari sözlükçesini bile takip edebilecek durumda değiliz.”

Dücane Cündioğlu ayrıca, “Turgut Hoca’nın atıf yaptığı şahısların başında İbn Arabi gelir. Fusûsu'l Hikem’de Nuh Fassına atıf yaparak: Hata ettiler, halka Hakkı telkin ettiler, halkı Hakka davet ettiler, böylelikle halkla Hakkı ayırdılar birbirinden, denir.” Diyerek, Turgut Hoca’nın işaretine dikkatimizi yöneltmeye sevketti.

Kendisinin Mimar Sinan’ın farklı eserlerinde farklı yorumlamalara kapı açan denemelerine nelerin yol açtığını sorduğunda, kendilerinin dönemin tartışmalarını bilmek istediğinde bunu anlayamadıklarını belirten Cündioğlu, ulema ile meşayih arasında yapılan tartışmaların Sinan’ın üslubuna etkisine kafa yoramadıklarını açıkladı.

Mimarlar “ev”i makineye çevirdiler

Yazar, Hocanın yorumlama modeline duyduğu ihtiyacı anlatırken “makineleşme” teriminin derinlerine indi. İnsan bedeninin hatta ruhunun da bir makine olarak addedildiği görüşlere değindi. Mekanik dünya görüşü anlaşılamadan mimarinin de tartışılamayacağını söyledi. “Mimarlar evi de makineye çevirdiler” tespitinde bulunup Hocanın makineleşmeyle hesaplaşmasını ele aldı. l

Şu anda ise Boğaz’a üçüncü köprünün yapılmasına, kışlaya, Taksim Camii’nin ebatlarına karşı çıkılmayışını eleştirdi. Uzaktan bizle aynı dünya görüşüne sahip oldukları zannedilse de iktidarla aramızdaki farkın aslında fark-ı azim olduğuna dikkat çekti. “Hocanın çığlığı söylediklerinden çok söylemediklerindedir. Tanımlamanın, çözümlemenin ötesinde yorumlama faaliyeti önemlidir.” dedi.

Cündioğlu, görelilik, belirsizlik ve tamamlanmamışlık ilkelerinin makbul olduğunu savundu. Bizimse bu bilim anlayışına günümüzde başvurmadığımızı ifade etti. Turgut Cansever'in en yakınlarına bile derdini anlatamayan muzdarip olduğunu söyleyen Cündioğlu, Turgut Hoca'nın kendileri de dâhil olmak üzere kimseye derdini anlatamadığını belirtti. 90’lı yıllarda Hocanın kendisini, Prof. Dr. İsmail Kara'yı ve İhsan Fazlıoğlu'nu evine davet ettiğini, kendilerine Mimar Sinan'ın Şehzadebaşı Camii, Süleymaniye Camii ve Selimiye Camii'ni inşa etme sürecinde teolojik, felsefi ve dinî tartışmaların Sinan'ı nasıl etkilediğini anlamayı ve görmeyi istediğini belirttiğini söyledi. Kimsenin Turgut Hoca'nın sorusunu anlamadığını, yani İstanbul'da o dönemde ulema ve meşayih arasında yapılan tartışmanın Sinan'ın eserini nasıl etkileyebileceğini tasavvur dahi edemediğini söyleyen Cündioğlu, Turgut Hoca'nın neyin peşinde olduğunu anlayamadıklarını söyledi. Sedefkâr Mehmet Ağa ve Mimar Sinan’ın eserlerindeki çeşitlilikleri, nedensellikleri ve dünya görüşlerindeki dalgalanmaların eserlere etkisini sorgulayarak konuşmasına son verdi.

 

Ceylan Ergin haber verdi

Yayın Tarihi: 22 Şubat 2013 Cuma 13:48 Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2013, 13:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Kaynak
Mustafa Kaynak - 9 yıl Önce

Panel çok iyi geçti, bence ses kaydını mutlaka dinleyin derim. Dücane Hoca müthişti, burada değinilmeyen birçok konu var. Kulağındaki küpeye anlam veremedim. Ses kaydını şuradan dinleyebilirsiniz: http://www.mmg.org.tr/8-paneller/384-ducane-cundioglu--turgut-cansever--islam-sehrinin-ikonolojisinin-pesindeydi%E2%80%A6.html

banner19

banner36