Tesettürdeki zafiyetlerimiz inancımızda gizli

2010 yılında Ankara’da kurulan ve çalışmalarını Gülsen Ataseven ve Mustafa Armağan’ın danışmanlığında yürüten Türkiye Entelektüel Kadın Hareketi, 8 Aralık 2013 Pazar günü Altunizade Kültür Merkezi’nde “Tesettür Mühendisliği Paneli”ni gerçekleştirdi. Hatice Sarı dinledi ve yazdı.

Tesettürdeki zafiyetlerimiz inancımızda gizli

 

 

2010 yılında Ankara’da kurulan ve çalışmalarını Gülsen Ataseven ve Mustafa Armağan’ın danışmanlığında yürüten Türkiye Entelektüel Kadın Hareketi, 8 Aralık 2013 Pazar günü Altunizade Kültür Merkezi’nde “Tesettür Mühendisliği Paneli”ni gerçekleştirdi.

Panelin açılış konuşmasını, Tek Hareketi Genel Başkanı İkbal Armağan, panelin isminin neden “Tesettür Mühendisliği Paneli” olduğunu açıkladı:

“Bir mahalle baskısı kavramı gibi, bir toplum mühendisliği kavramı gibi literatüre yeni girebilecek bir isim oluşturduk. Toplum mühendisliği kavramından yola çıkarak bu ismi koymak istedik. Toplumu şekillendirmek için koyulan bu ismi, tesettürü müspet manada irdelemek ve şekillendirmek adına tesettür mühendisliği ibaresini kullandık. Bu panelden çıktıktan sonra tesettür adına, başta kendim olmak üzere, inşallah hepimiz kendimize sorular sorarız.” dedi.

İkbal Armağan’ın ardından Sancaktepe Belediye Başkan Yardımcısı Şeyma Döğücü, Türkiye’nin ilk kadın belediye başkan yardımcısı olarak panele katıldı.

“Tesettür Mühendisliği ilginç bir başlık. Toplum mühendisliği dendiğinde, genel olarak İslam karşıtı bir kavram geliyor aklımıza. Fakat çok şükür günümüzde başörtüsü adına çok fazla yasak kalmadı.” diye konuştu ve şunları ekledi:

“1987’de İstanbul Hukuk Fakültesi’nden tam mezun olmak üzereyken, Kenan Evren’in bir gece önce yaptığı açıklama sebebiyle okulun kapısından içeri alınmadık. Hâkimlik yapmak istiyordum ve o duygularla geldiğim üniversite kapısından içeri alınmıyorduk. Suçlu değildik, hata yapmamıştık. Fakat Kenan Evren farkında olmadan bize şu iyiliği yapmıştı: Biz bu yasaktan sonra varlığımızı, neden tesettürümüzün olduğunu sorgulamaya başladık. Daha sonra af çıktı ve Turgut Özal’ın vesilesiyle üniversiteyi bitirdim. O dönemdeki sorgulamamızdan sonra, sadece tesettür konusunda değil, tüm insan hakları hususunda bir şeyler yapma gayreti içine girdik. Bir kadının en büyük başarısı, düzgün evlatlar yetiştirmektir. Biz evimizi düzeltemezsek toplumu hiç düzeltemeyiz.”

Şeyma Döğücü’nün konuşmasının ardından panelin ilk oturumu başladı. İlk oturumda Emine Şenlikoğlu, Halime Demireşik ve Ak Parti Bursa Milletvekili Canan Candemir Çelik yer aldı.

Konuşmaya ilk olarak, “Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar”, “Bize Nasıl Kıydınız” kitaplarının yazarı Emine Şenlikoğlu başladı. Ümmet olarak tesettür konusunda imtihan yaşadığımızı ve bu konuda başımızı elimizin arasına alıp düşünmemiz gerektiğini söyleyen Şenlikoğlu şunları ekledi:

“Tesettürde karıştırılan bir şey var: şık görüntü ile şuh görüntü. Bu ikisi arasındaki farkı anlayabilirsek, Müslüman bir kadının tesettürünün nasıl olması gerektiğinin farkına varmış oluruz. İnsanları tesettürlü olmadıkları için yargılayan insanlar var. Zerre kadar hayrın ve zerre kadar şerrin kula verileceği bir dinin mensubuyken, bu yargılamak hiç doğru değil.”

Şenlikoğlu bunların dışında, insanlara yaklaşırken şu üç uyarıyı dikkate almamız gerektiğini söyledi:

“İlk olarak Allah’tan başka hatasız olan yoktur. Şeyhinin, hocasının dahi hatasız olduğunu düşünmeyeceksin. İkinci olarak kendi camian dışındakileri kötü Müslüman addetmeyeceksin. Üçüncü olarak da tesettürü fark edilmek için kullanmayacaksın.”

Bu uyarılarından ardından, toplumun tesettürle uğraşmasının temel nedeninin, tesettürün bir “taraf” belirttiğine dikkat çekti. “Biz tesettürlü olarak fişleniyorduk da, neden namaz için fişlenmiyorduk? Çünkü tesettür bir taraf olduğumuzu gösteriyor; ama namazın bir tarafı yok, namaza gizli ve görünmeyen bir ibadet.” dedi.

Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar!

Birinci oturumun ikinci konuşması olarak ilahiyat fakültesi mezunu ve Aziz Mahmud Hüdayi Kız Kur’ân Kursu’nda yıllarca eğitmen olarak çalışan ve hanım sahabelerle ilgili kitaplar kaleme alan Halime Demireşik konuştu.

“Kadın insanlığın sessiz bir mimarıdır. Her peygamberi doğuran bir annedir. Kadın huzurdur. Hz. Adem (as) cennette her şeye sahipti, sadece huzur istedi ve Hz. Havva’yı yolladı Cenab-ı Hak O’na. Cennette özlenen bir huzurdur kadın.” diye başladı konuşmasına. Ardından tesettür emrinin ilk olarak, kadınlara değil erkeklere söylediğinden ve ilk uyarının, “Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar!” ayeti ile gözler üzerinden yapıldığından bahsetti.

“Tesettür emri, aileyi korumak için vardır. Aile bozulursa toplum bozulur, toplum bozulursa da din bulur.” diyen Halime Demireşik, sadece İslam’da değil, Hıristiyanlık ve Yahudilik’te de örtünme emrinin bulunduğunu söyledi.

Birinci oturumun son konuşmacısı, ilk başörtülü milletvekillerimizden biri olan Ak Parti Bursa Milletvekili Canan Candemir Çelik’ti. TBMM’ye başörtüsü ile girmenin nasıl bir duygu olduğunu anlatan Canan Candemir Çelik şunları söyledi:

“Başörtüsünün meclise girmesi, Türkiye’de hayal bile edemeyeceğimiz bir durumdu belki de. Türkiye toplum mühendisliğinden o kadar çok çekti ki, sürekli olarak vatandaşlarımız belli bir kalıba oturtulmak istendi. Bugün başörtülü kardeşimiz de, başı açık kardeşimiz de meclisin çatısı altında çalışabiliyor, üniversitede aynı sırada oturabiliyor, belediyelerde rahatlıkla çalışabiliyor. Başörtüsü serbestliği gelince Türkiye’de ufuk açıldı.”

Yolunu çizerken sonrasını da düşünebileceğin yollar çiz!

Tesettür Mühendisliği Paneli’ndeki konuşmasının teması “tesettür duygusunun kalpte uyanması”ydı Canan Candemir Çelik’in. Bu minvalde;

“Ben işin siyaset boyutuna girmeyeceğim, çünkü başörtüsü siyaset üstü bir olay, kalpte olması gereken bir olay… Biz her şeyden önce kuluz. İster belediye başkanı olalım, ister milletvekili olalım, ister çeşitli makam ve mevkide olalım hiç fark etmez; üstünlük yalnızca takvadadır. Yaşadığımız imtihanlardan kurtulabilmek için, dinimiz bize inanç yetisi veriyor. Kalbimizde bu inancı yaşamamız da, bize sürekli ölümü hatırlatıyor. İstediğimiz kadar makam ve mevki sahibi olalım, gireceğimiz yer iki metrelik toprak. Babam bana liseye başlarken, ‘Ne olacaksın?’ diye sordu. Ben de tek tek, önce liseyi, sonra üniversiteyi bitirmek istediğimi söyledim. Babam ‘Sonra?’ dedi. Benim de kendimce bir akademik planım vardı; doçent olacağımı, ardından profesör olacağımı söyledim. Babam yine ‘Peki sonra?’ dedi; ben de, ‘Sonrası yok!’ dedim. Babam bana aynen, ‘Evet, işte bunun sonrası yok, o yüzden yolunu çizerken sonrasını da düşünebileceğin yollar çiz kendine. Sonrası hiç olmayabilir de…’ dedi. O nedenle kendimize ilerisini ve hatta öte tarafı düşünebileceğimiz yollar çizelim.” diye konuştu.

Panelin ikinci oturumunda, sosyolojik açıdan tesettür ve moda algısını konuşmak üzere sözü Nazlı Özburun devraldı. Şu an hali hazırda Türkiye’de 6-7 tane tesettür moda dergisi olduğunu, bunların iki tanesinin internet üzerinden dijital ortamda okunduğunu söyledi.

Müslüman bir hanımın dolabında olmazsa olmaz beş şey…

“Bu dergilerde, ‘Müslüman bir hanımın dolabında olmazsa olmaz beş şey’ şeklinde başlıklar var. Bunlar insanı bir kalıba sokuyor; yani o beş şey sizin dolabınızda yoksa siz şık değilsiniz, stil sahibi değilsiniz şekline büründürülüyor. Öncesinde mütevazı bir aile hayatı olan bir ailenin, son on yıl içerisinde belki de öncesinde hayalinde bile olmayan prestijli evlerde oturduğunu görüyorsunuz. Bu da insanlarda modayı takip ederek, sınıf atlama güdüsü oluşturuyor. Siz modayı takip edince –nasıl oluyorsa- sınıf atlamış oluyorsunuz. Tesettürlü kadınların modernleşme çabalarıyla, daha şık olursak toplum içinde daha kabul edilebilir olduğumuzu düşünüyoruz. Tesettürdeki zafiyetlerimiz, inançlarımızdaki zafiyetlerimizden kaynaklanıyor. Modanın bize verdiği şey şudur: Nasıl hissettiğinin, nasıl düşündüğünün hiçbir önemi yok; önemli olan nasıl göründüğündür. Halbuki İslam’da üstünlük yalnızca takva iledir ve takva da gözle görülebilir bir şey değildir.”

Ardından sözü İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşen Gürcan aldı.

“Kültür kuramcıları tarafından giyim hep araştırma konusu olmuştur. Kılık kıyafet sadece insan için vardır ve insan bu kılık kıyafetten ötürü değer üretmiştir. Tesettürün bir misyonu var. İnsana bir karar verirken, o kararın neye ve kime hizmet ettiğini sorgulatan bir dine mensubuz; “Hâlâ akletmez misiniz?” diye sürekli olarak sorgulatan bir dinimiz var. Saygınlık mevzuuna baktığımızda, statü oluşturma gücü de sadece insanlarda var. Kılık kıyafetinizle, size sanki farklı bir sınıfa aitmişsiniz izlenimi verir. Mesela her sene arabasını o senenin modeliyle değiştiren bir insan tanıyorum. Bu, bizim kendi değerimizi nerede bulduğumuzla ilgili bir durum. Yani sorun yalnızca tesettürde değil, kendi değerimizi aradığımız yerlerde problem var.” diyen Ayşen Gürcan, kendi tesettür algısının oluşmasında, dünyadaki Müslüman kadınların duruşundan çok etkilendiğini de söyledi. İnsanların beden diliyle, tesettürün onların hayat görüşü olduğunu çok net gösterdiklerinden bahsetti.

Değişimleri kadın üzerinden tanımlamayın

Konuşmasını, “28 Şubat döneminde başörtülü öğrencilerim vardı ve ben mütedeyyin erkek öğrencilerime hep, “Kızlar girmiyorsa siz de girmeyin derse!” derdim. Tesettürü, kadın üzerinden yürütülen bir politika şekline dönüştürdük. Tesettür ve saygınlık noktasında çok değişim olabilir ama bu değişimleri kadın üzerinden tanımlamayın. Binalarınıza, arabalarınıza bakın… Konforlarınıza bakın…” diye bitirdi.

Son olarak Sentim Bilişim Teknolojileri Genel Müdürü İffet Polat konuşmayı devraldı.

“Statüyü, şerefi, Allah’ın yanında bulabilenler için tesettür çok doğru bir yoldur. Ben Boğaziçi Üniversitesi’nde okudum. Hazırlık öğrencisiyken, benden üst sınıftaki öğrenciler sınıftan çıkarılıyordu. Benim hocam Amerikalıydı. Bir gün derse gittim ve kapıda, “Hocam eğer dersten çıkaracaksanız hiç girmeyeyim!” dedim. Hoca bana kızdı ve içeri girmemi söyledi. Yoklamayı aldıktan sonra beni tahtaya çağırdı. Ben de içimden kötü bir şey söyleyecek herhalde diyordum ama bana şunu söyledi: ‘Bunu herkes bilsin, hatta Kenan Evren de bilsin! İffet, benim öğrencim; kimse sınıftan çıkaramaz onu!’” diyerek üniversite döneminde yaşadığı bu olaydan çok etkilendiğini ve bakış açısını değiştirdiğini söyleyen İffet Polat, tesettürlü hanımların mütedeyyin şirketlerde çalışması gerektiğinin de altını çizdi.

Alanında uzman ve ehil isimlerin anılarını, tesettür konusundaki tecrübelerini, tesettürün gerek dini, gerek sosyolojik incelemelerini ve bu alandaki tüm çalışmaları detaylı olarak dinleyebildiğimiz bir panel oldu Tesettür Mühendisliği Paneli. Türkiye Entelektüel Kadın Hareketi’nin ileriki zamanlarda, bunun gibi verimli panellere yenilerini ekleyeceğini temenni ediyoruz.

 

Hatice Sarı dinledi ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2013, 16:17
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
sami yaylalı
sami yaylalı - 6 yıl Önce

keşke sayın iffet polat, Amerikalı hocanın ismini de verseymiş. Malesef öz yurdumuzda garip ve parya olduğumuz dönemlerden geçtik.

banner19

banner13