Tersine göçün hikâyesi, filmi neden yok?

Ali Ayçil, Sibel Eraslan ve Yıldız Ramazanoğlu Üsküdar’da Dergah dergisi ve hikayede taşra ve şehir mevzuu hakkında konuştular. Ali Agah Çelen notlarını aktarıyor..

Tersine göçün hikâyesi, filmi neden yok?

 

Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi'nde geçtiğimiz haftalarda 3.sü gerçekleştirilen "Hür Fikrin Kaleleri – Edebiyat Dergisi Günleri" programındaydık. Konuklar Sibel Eraslan, Yıldız Ramazanoğlu ve Ali Ayçil'di. Programın gündemi de 3 yazarın da hemhal olduğu Dergâh dergisi ve “hikâyede taşra ve şehir” konusuydu.

Program Ali Ayçil'in Dergah dergisini tanıtmasıyla başladı. Dergah dergisinin ilk olarak 1921’de çıktığı belirten Ayçil, "Şüpheler olsa da ismini Yahya Kemal’in koyduğu söyleniyor. Bu ilk versiyon 1923’e kadar çıkıyor, sonrasında Milli Mücadele dönemine girildiği için kapanmak zorunda kalıyor. Derginin ilk yazarları da Milli Mücadeleciydi. İlk zamanlar gerçekten ünlü yazarların yazdığını görüyoruz. Yahya Kemal Beyatlı, Halide EdipAdıvar, Nurullah Ataç, MustafaŞekip, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ziya Gökalp bunlardan bazıları. Sonra Hareket dergisi çıkıyor kapanan Dergah yerine. 1990 yılında ise şimdiki Dergah dergisinin ilk sayısı çıkıyor. Derginin sloganı ise “Yerli, Milli, Bağımsız” oluyor. Mustafa Kutlu ta o zaman Dergah Dergisi'nin yazı işlerine geçiyor, hâlâ da orada." diyerek tanıtımı bitiriyor.

Derginin kısaca tanıtımı bitince yazarlar ana konuya geçti: “Hikayede Taşra ve Şehir”. Ali Ayçil ilk olarak taşranın eskiden ne anlama geldiğini açıkladı: Dışarı, öteki, farklı. "Ama sonra Osmanlı’nın dışındaki yerlere denmeye başlamış." diye devam etti. Cumhuriyet zamanında taşranın tanımını “eğitilecek insanların olduğu yer” olarak tanımlayan Ayçil güncel tanımlamayı şöyle yaptı: "Günümüz modern insanları gözünde ise şehri basan köylülerin geldiği yer."

Mustafa Kutlu hem taşra hem merkez yazarıdır

Yıldız Ramazanoğlu ise konuşmasına "Taşra nedir?" sorusuyla başladı. "Taşra, pislik, cahillik, fakirlik gibi şeyleri mi ifade ediyor yoksa temizlik, saflık ya da insanın özünü mü ifade ediyor?" diyen Ramazanoğlu, konuşmasına "Edebiyatta bir süre sonra taşra ve şehir ayrımı gereksiz hale geliyor. Çünkü bir kalemi ve kağıdı olan birisi yazabilir. Dolayısıyla taşra yazarı veya şehir yazarı diye bir ayrım yapmaya gerek yok." diye devam etti. Ramazanoğlu, şehirde yetişmiş birisinin taşra hakkında yazdıklarının taşrada yetişmiş birine göre yeterli kalmayacağını da ekledi.

Ramazanoğlu ayrıca, "Bir insan yoksul olduğunu bunun kendisine söylenmesiyle anlayabilir. Kendisine öyle bir şey denmezse yoksul değildir aslında. Sinemamızda da hep örneğin taşradan şehre gelmiş insanların hikayesi anlatılır. Ama şehirden taşraya gitmiş insanın hikayesi yoktur." dedi.

Burada küçük bir ekleme yapan Ali Ayçil ise "Taşra merkezin dışında kalan yer demektir. İl’e göre ilçe taşra, ilçeye göre de köy taşradır." diye konuştu.

Söz Sibel Eraslan'a geçtiğinde Eraslan daha çok Dergah dergisiyle ilgili anılarını anlattı. Sonrasında ise Türkiye'deki Müslüman kadın yazarlar üzerinden bir ayrım yaparak "Kadın yazarların taşra ve merkez yazımı konusunda benzemediklerini düşünüyorum." dedi.

Müslüman kadın yazarlardan sonra daha genel bir açıklama yaparak "Türkiye’de Müslüman yazarlar ayrılıyor bu konuda. Biz örneğin Mustafa Kutlu’dan çok ders aldık, ondan çok şey öğrendik. Mustafa Kutlu hem taşra hem merkez yazarıdır benim gözümde." dedi.

Ramazanoğlu, Ayçil ve Eraslan Mustafa Kutlu'dan aldıkları şeylerin çok değerli olduklarını belirttiler. Burada bir kez daha bir edebiyat dergisinin birçok insan için okul olduğunu gördük.

 

Ali Agah Çelen haber verdi

Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2013, 13:40
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13