banner17

Teknoloji insanın tövbesini kabul etmiyor

Nazife Şişman, geçtiğimiz günlerde 'Gösteri Toplumunun Çocukları' başlığıyla neyin ne olduğu ve ne ifade ettiğine dair tatlı bir seminer verdi. Sadullah Yıldız etkinlikten notlarını aktarıyor.

Teknoloji insanın tövbesini kabul etmiyor

Nazife Şişman, 23 Ekim'de Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde “Gösteri Toplumunun Çocukları” başlığıyla neyin ne olduğu ve ne ifade ettiğine dair tatlı bir seminer verdi. Yağmurlu ve soğuk bir akşamdı.

Evvela seçilen başlık. Neye göre ve niye seçilmiş, ne demek? “Gösteri Toplumu”, Fransız yazar Guy Debord’un bir kavramsallaştırması. Aynı adla kaleme aldığı kitaptan sonra iki defa da film çekmiş bu mefhum etrafında. 1969 gibi bir tarihte kitabı, “dünyanın ve etrafının tamamen bir gösteriye ve metaa dönüşmesi, insanın arka planda kalmasını görerek büyük bir ümitsizlikle” yazdığını hesaba katarsak Debord’un, şimdi için söylenecek pek bir şey kalmıyor olsa gerek.

Artık her şeyi bir gösteri, başkalarına gösterilecek bir tecrübe olarak yaşıyoruz, dedi Nazife Hanım: “Mesela bugünü düşünün, bir konferansa katıldınız. Şu an belki siz yapmıyorsunuz ancak bu tür etkinliklerde, seçme cümlelerin hemen yayınlanması vardır. Gittiğiniz bir yemekte, Boğaz kıyısında hemen FourSquare’dan sabitleme yapıp ‘ben buradayım, herkes bilsin’ demek var. Ya da hoş bir atmosferdesiniz, hemen selfie çekmek.

Burada o kişinin o anki durumunu mu görüp görmediğimizi sorabiliriz. Yoksa onun göstermek istediği açıdan bir şeyler mi? Mesela Facebook’ta herkes çok mutlu ve çok güzel yerlere gidiyor, çok güzel sosyal hayatta yaşıyor.”

Gerçekle sanal o kadar da ayırt edilebilir durumda değil

Mesele yargılamak da değil aslında, Nazife Şişman’a göre. Ne olup bittiğini tespit edebilmek için bunların konuşulması şart. Çünkü konuşulmazsa onun bizi değiştirmesine sonuna kadar izin vermiş oluyoruz. Bu üst başlıktan yola çıkarak da şu an olmakta olanın ne olduğunu sormalıyız. Çünkü bu durum, bu gösteri durumu hayatımızın içinde. Şimdiki genç nesilden bir iki nesil öncesi, etraflarına bakıp gençlerin sanal âleme daldığı ancak kendilerinin gerçek âlemde yaşadığı yönünde yargılayıcı saptamalar yaparlarsa Nazife Hanıma göre bu da yanlış zira “şu an gerçekle sanal o kadar da ayırt edilebilir durumda değil.”

Teknolojinin hayatlarımıza ne yaptığı sorusu önemli, ne kadar yaptığı da. Bu araçların hayata, insana ve ölüme bakışımızı nerden ve nasıl etkilediğini irdeliyor Nazife Şişman. Çocuklarımızla alakalı meselelerin de günlük hayatımızı olduğu kadar onların gelecekte yaşayacakları hayatı da ilgilendirmesiyle birkaç yönden önemli olduğu bir gerçek.

Eskiden -çok eski değil- çocukların fotoğraf albümlerinin yapıldığını, günümüze yaklaştıkça birkaç yıl içinde albümlerde nerdeyse gün gün çocuğun bebeklikten itibaren fotoğraflarının saklandığını ve artık işin hepten dijital arşive evrildiğini söyledi Nazife Hanım. Bir eve çaya pastaya gittiğinizde albümler çıkarılır ve gösterilirmiş gelenlere. Bu o evin mahremine de konuk olmak anlamına geliyor bir yandan. Ama dijital?

Kırk gün şöyle dursun, kırk dakikada yüzlerce gözle muhatap oluyor yeni doğan bir bebek

Hayatı bir görüntüye kaydetmek ne anlama geliyor ve nasıl etkiliyor hayatımızı? “Instagram’da bir bebek fotoğrafı düşünün; atletli, tombul, omuz ve kollarındaki boğumları gördüğünüzde mıncıklamak isteği duyacağınız kanlı canlı bir bebek. Hesabın sahibi bir anne. Fotoğrafı koyuyor ve altına sevgi ifade eden bir sürü yorum geliyor. O yorumu yapanlar çocuğun yakınları belki ancak bunu sıradan biri olarak ben de görebilirim, hatta oraya yorum yapabilirim.

Diğer yandan, doğumhaneden henüz çıkmış bir bebek. Doğalı birkaç saat olmuş. Anında bütün ilgili kişilerin, bütün sosyal medya hesaplarına bebeğin fotoğraflarını koymasını düşünün. Eskiden nasıldı peki?”

Bir bebek çeyizi hazırlama sürecinden söz etti Nazife Hanım. Çeyizde mutlaka kenarları iğne oyalı, ipek yahut tülbentten yüz örtüsü hazırlanır, kırkı çıkana kadar o bebeğin en yakınları hariç kimseye yüzü gösterilmezmiş, nazar endişesinden. Kırkında yapılacak dua-mevlitten sonra o örtü açılırmış: “Şimdi kırk gün şöyle dursun, kırk dakikada yüzlerce gözle muhatap oluyor çocuk. Bu bizim önceliklerimiz ve uygulamalarımız açısından baktığımızda köklü bir değişim aslında.”

Keza video paylaşım sitelerinde dolaşan, “kahkaha atan, oynayan, dans eden bebek” temalı videolar da düşünülesi: “Bir anne duruyor, hangi saikleyse artık, çocuğunun eğlenceli bir hâlini videoya alıp oraya yüklüyor. Bu normalde çok zevkli bir şeydir; evladı olanlar bilir, çocuğun ilk yürüdüğü, agu dediği o an herkesi heyecanlandırır. Ben de kendi çocuklarımdan hatırlıyorum. Bir dönem insanın gündeminde o kadar merkezî bir yere oturuyor ki her gittiğiniz yerde çocuğun bugün ne yaptığını söylüyorsunuz. Bu normalde böyle güzel bir şey evet; ama yakınlarınla paylaşıyordun. Peki şu an olan?”

Çocuğu bir gösteri nesnesi olarak sergilemek, sahneye atmak

Şu an paylaştığımız kişi tam olarak herkes. “YouTube’ta kimdir muhatabımız?” diye soruyor Nazife Hanım. Buradan bakarak konuya mahremiyetle alakalı bir başlık da açılabileceğini söylüyor ve devam ediyor: “Aslında gösteri dediğimiz şey bu demek; çocuğunu bir gösteri nesnesi olarak sergilemek, sahneye atmak. Bir de bunun insan tabiatında var olduğunu hesaba katmak gerek. İnsan, çocuğunun yeteneğini sergilemeyi ister.” Buna Anadolu’dan verdiği örnek de Nazife Şişman’ın, çocuk konuşmaya ilk başladığı zaman bir topluluk önünde, amcalara ilk ettiği küfrü göstermek için teşvik edilmesi. Burada da nihayetinde çocuk, tanıdık bir çevreyle bu durumda muhatap olmaktadır. Ancak dijital olarak bu durum paylaşılırsa herkes görebiliyor.

Bir başka yön de aynı çocuğun, ebeveyninin paylaştığı bu görüntüleri ileride nasıl karşılayacağı sorunu. Bunu ona yapmaya hakkımız var mı bir kere, diyor Nazife Şişman. Diyelim ki onun insan içinde pek de uygun olmayacak görüntüleri yüklenmişti video olarak: “Bu çocuk bir delikanlı oldu. Sevgilisi var. Tam buluşacakları zaman arkadaşları, o görüntüyü kıza gönderiyorlar. O da gördüğünde gülüyor. Bu rencide edici bir şey değil midir? Mahremiyet dediğimiz şey, bizim herkesle paylaşmak istemediğimiz şeydir. Zira evde yaptığımız şeyler ayıp, suç, günah olacak şeyler değil ama bunları yine de herkese göstermiyoruz.”

'Mahrem'imizin teknolojinin dışında kalması gerekiyor

Mesuliyet duygusu ve teenniyi kaybetmek, nerdeyse tamamen kaybetmek üzere olan nesillerle muhatap olmanın eşiğindeyiz. Dolayısıyla teknolojinin, “tövbe etmeye müsaadesi olmayan bir şey” olduğunu bilmemiz, bunu hazmetmemiz gerek.

Amerika’da geçen yıl yaşanmış bir hadiseyi örnek verdi Nazife Şişman. 9 yaşındaki erkek ama kendi cinsiyetinin dışında davranışlar gösteren bir çocuğun ebeveyninin, liberal zihniyetli kimseler oldukları için bu durumu normal karşıladıkları ve televizyona çıkıp çocuklarına gösterdikleri anlayış ve hoşgörüden dem vurarak adeta tüm aileleri buna teşvik ettikleri bir hadiseymiş. “Bizim çocuğumuz trans özellikler gösteriyor ama biz bunu normal karşılıyoruz ve psikiyatristiyle istişare hâlindeyiz” diyorlar “ve çocuğun üzerine adeta mührü basıyorlar, bir kimliğin içine hapsediyorlar o çocuğu.”

Ancak konunun uzmanlarının aktardığına göre bu tip davranışlar sergileyen çocuklar için -adı üzerinde çocuk- erken yaşlardan sonra bir değişim mümkün ve gözlenmiş bir durum. Fakat elbette Amerikalı bu ‘liberal’ aile için böylesi büyük ihtimalle olmayacak: “Sekiz dokuz yaşındaki bir çocukta bunu tanımlamak kolay bir şey değil. Belki bu çocuk on sekiz yaşına geldiğinde ‘hayır, bunlar benim için bir yanılgıymış, benim gerçek kimliğim ve hissettiğim gibi görünüyordu o ama ben erkeğim’ diyecekti belki ama onun annesi babası çok özgürlükçü oldukları için çıkıp televizyona konuştular ve o orada bir etiket olarak kaldı.”

Çocuğun kendi verdiği karardan dönmesi mümkün fakat başkasının ona yaptığından dolayı artık geri dönüşü nerdeyse mümkün değil: “Dedik ya teknoloji ‘tövbe kabul etmiyor.’ İnsan günah işler; Allah, insanın yaptığı en büyük hataları bile kabul ediyor ve tövbeden sonra hiç işlenmemiş gibi olabiliyor. Ama bugün bizim muhatap olduğumuz teknoloji bize böyle bir imkân vermiyor. Dolayısıyla ‘mahrem’ olarak sınırlandırdığımız şeylerin teknolojinin -yahut internet diyelim- bir şekilde dışında kalması gerekiyor ki biz o alandaki hareket kabiliyetimiz kaybetmeyelim.”

 

Sadullah Yıldız yazmaya çalıştı

Güncelleme Tarihi: 26 Ekim 2015, 13:19
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20