banner17

Tekkeler kâh hastane kâh kütüphaneydi

Prof. Mustafa Tahralı, 42 yıl önce Sorbonne Üniversitesi’nde doktora tezi olarak hazırladığı 'Seyyid Ahmed er-Rifâî, Hayatı, Eserleri ve Tarikatı' başlıklı eserinin sunumunu gerçekleştirdi. Sadullah Yıldız etkinlikten notlarını aktarıyor.

Tekkeler kâh hastane kâh kütüphaneydi

Cuma günü Çemberlitaş'ta Kubbealtı Akademisi Vakfı’nda Prof. Mustafa Tahralı, bundan 42 yıl önce Sorbonne Üniversitesi’nde doktora tezi olarak hazırladığı “Seyyid Ahmed er-Rifâî, Hayatı, Eserleri ve Tarikatı” başlıklı eserinin sunumunu gerçekleştirdi.

Genellikle tarikat-tekke başlıklarının etrafında ilerleyen sohbet, bazen de Mustafa hocanın genç bir akademisyen olarak macerasının heyecanına bıraktı yerini. Bazı notlar aldık.

Türkiye’den ilk defa 1966 yılında, yurt dışında tahsil görmek üzere ilahiyat fakültesinden gönderilenlerden biriymiş Mustafa hoca. Basında sık sık çıkan “hocalar kör topal cahil” yaygarasının önüne geçilmesi için bu gönderilenlere dil öğrenilmesi de mecburi tutulmuş böylece. Ancak Mustafa hoca, bu ‘gönderme’nin pek düzensiz, pek baştan savma ve programsız olduğundan söz etti: “Sadece göndermiş olmak dışında bu nasıl iyi ve yararlı olur, bunlar orda ne olur denmedi. Sadece ilahiyat için değil. Mimariden, matematik bölümünden giden ve orda kendini kravatıyla asanlar olmuştu.” En basit bir hazırlık olarak Tahralı’nın zikrettiği husus, yurt dışına gitmeden burada dil kursu görmek ve orada karşılaşacağı kem gözlerden bir nebze korunabilmek.

Zaten bu yurt dışına gönderme işinin de bir nevi kıtlığa düşüldükten ve yetişmiş adam durumunun alarm vermesinin ardından olduğunu, ileriye dönük herhangi bir atılım ya da proje düşünülmesinden değil, an'ı kurtarabilmek derdinden neşet ettiğini söyledi hoca: “Orada kendinize göre bir hoca bulacaksınız. Paris üniversiteleri kazan biz kepçe, hoca bulacağız. Biz ikinci dönem olduğumuz için bizden önce giden arkadaşlar bulmuşlar, bana da birini tavsiye ettiler, buldum nihayet. 'Arapçan var mı?' 'Yok.' Tunus’a gitmek istediğimi söyledim bir seneliğine. O hocam bana kendisinin Arapça için Suriye’de altı sene kaldığını söyledi. Biz Osmanlıca dahi bilmiyorduk; zira ilahiyatta olmamız Osmanlıca bilmeyi gerektirmiyordu.”

Ahmed er-Rifâî'nin şahsiyetindeki hakim çizgi tevazu idi

Mustafa hocanın Fransız profesörlere sunabilmek için bir buçuk yıl öncül dil eğitimi aldığı doktora tezi, tasavvufa dair bir girişle başlıyor ve niye Ahmed er-Rifâî’yi konu aldığını, önce sekiz asır evvel yaşamış bir kurucu-mutasavvıfı bilmenin, akımın sonraları alacağı muhteva ve şekli bilebilmek için de ayrıca yararlı olacağıyla açıklıyor hoca: “Bunun böyle olduğunu çalışmanın sonunda da gördüm. Çünkü herhangi bir tarikatın ilk hareket noktası iyi bilindiğinde hâl-i hazırda onun üzerine çalışmak çok daha kolaydır.”

Tasavvufa dair girişinde Mustafa Tahralı’nın; Gazalî, İbni Haldun, Katip Çelebi ve diğer sufî-müelliflerin görüşlerinde incelediği noktalardan biri de “tasavvufun akıl üstü, suprarasyonel bir tabiatı olduğu. Tasavvufun bu özelliğine, Ahmed er-Rifâî’nin görüşlerini kritik ederken rastlıyoruz.” Bu noktada, tezinin bir yetersizliğinin de olduğunu ‘peşinen’ kabul ettiğini söylemiş hocalarına Tahralı. Zira sufîlerin bu hususta serdettikleri malumat ve fikriyatı kavramak ve aktarmanın altından kalkılması bir hayli zor işlerden olduğunu ifade etti.

Böylece Tahralı’nın eserindeki hedef, Rifâî’nin hayatı ve eserlerine yönelmiş ancak bunu da “sentetik-terkibî olmaktan ziyade analitik-tahlilî biçimde” yapmaya, sahihliğini tespit ettiği kaynaklara dayanarak gayret etmiş. “Bana bu sahih rivayetler arasından Rifâî’nin gerçek çehresini ortaya çıkarabilmek önemli göründü” diyen Mustafa hoca, bu büyük şeyhin manevî şahsiyetinin o dönem için dahi canlı ve tesirli olduğundan söz etmiş. Bunu da Müslüman ülkelerde onun tarikatının yaşar durumda oluşuna dayandırıyor büyük ölçüde. Ondan bahseden bütün biyografilerin, şahsiyetindeki hâkim çizginin tevazu olduğunda hemfikirliklerini de ekliyor.

Moğol istilası döneminde yaşadı

Tezinin başlangıcında tasavvufa dair bir giriş kısmının yer almasını “kendim de bilmiyordum ne olduğunu, biraz da ondan yazdım” diye açıkladı hoca. Burası enteresan. Türkiye’deki ilahiyat eğitiminde iki sayfa tasavvuf müfredatı görmediklerini ve o hâliyle Paris’e gittiğini söyledi. Ama tarikatı öğrenmekle kalmamış, Massignon’un “tarikat çıktı tasavvuf bozuldu” minvalli yaygın tezinin aksini ispatlar cihette düşünceleri de savunmuş eserinde Tahralı. Ona göre tarikatlar, tasavvuf için aynı zamanda koruyuculuk vazifesi de üstlenmiş.

Moğollar’ın kocaman ve yıkıcı bir toz bulutu gibi geldikleri yıllarda yaşayan Rifâî hazretleri, bu hücumların etkilerinden bahseden hadise ve menkıbelerden dolayı da bir kaynak konumunda. Ancak ilginçtir, bu anlatılarda “köyler arasında kayıklarla gidilip gelindiği” geçermiş. Şimdinin çölünden bahsediyor. Bu değişimin coğrafî olarak mümkün olup olmadığının ilginç bir soru olduğunu zikretti hoca.

Tekkelerin işlevi

Tekkelerin işlevi ve sosyal hayata katılımlarına dair de Tahralı’nın tezinde mühim pasajlar geçiyor. Buna göre tekkeler küçük bir hasta bakım yeri olabildiği gibi aynı zamanda bir haber ulaştırma merkezi görevi görüyor. Hatta piyasaya ilk çıktığında Sultan II. Abdülhamid’in hatıratı olduğu söylenen fakat olmadığı anlaşılan defterlerde -yine de pek kıymetli anekdotların geçtiğini belirtti bu eserde hoca- Osmanlı’da padişahın, tebasının düşüncelerini öğrenmek için tekke şeyhlerine mutlaka müracaat ettiği varitmiş.

Vali ve kadılarından hükûmet kanalıyla aldığı bilgilerin yetersizliğinin farkında olan Osmanlı padişahları, halka dair içeriden ve sahici bilgiyi ise tekke şeyh ve dervişlerinden alırlarmış. Sultan II. Mahmut buna ‘gezginci dervişler’i de ekleyerek istihbaratı genişletmiş.

Sonra tekke, zamanın âlimlerinin gelip gittiği, eser bıraktığı bir yer de olurmuş. Tekkelerin 1925’te kapatılmasının ardından Süleymaniye Kütüphanesi’ne ‘tekkeler’ başlığı altında pek çok el yazması eser gelmiş. Bu eserler tekkenin büyüklüğü ve şeyhin ilgisine göre nadirattan ve çok kıymetli kitaplar da olurmuş.

 

Sadullah Yıldız anlatmaya çalıştı

Güncelleme Tarihi: 24 Ekim 2015, 11:38
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20