banner17

Tasavvuf Kur’an’da var mı?

Sufiler, çok erken sayılacak bir dönemde siyasetle ilişkilerine dair bazı ilkeler geliştirdiler. Emeviler döneminde yaşayan Hasan-ı Basri’nin siyasilere karşı tutumu ve söylemleri bu ilkelerin belirlenmesinde esas kabul edilmiştir. Ahmet Serin yazdı.

Tasavvuf Kur’an’da var mı?

Birlik Vakfı Bursa Şubesinde 2 Kasım Cuma gecesi yapılan sohbetin benim için en çarpıcı anı, UÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Çift’e sorulan “Tasavvuf Kur’an’da var mı?” sorusuna verilen “Benim için bu soru ‘Alfabede ‘a’ harfi var mıdır?’ sorusundan farksızdır” şeklindeki cevaptı.

Bu diyalog, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel Cuma Meclisi’nde geçti.  2 Kasım Cuma gecesi düzenlenen Meclisin konuğu, UÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Çift; sohbetin konusu “Tarih Boyunca Siyaset Sufi İlişkileri”ydi.

Temelleri Ashab-ı Suffa’ya dayandırılan tasavvuf, itirazcıları haricinde, İslam düşüncesinin ana yollarından biri olarak kabul edilmektedir.

Zaman içinde kendisine yamanan bazı mistik düşünceler, gerçekmiş gibi anlatılan bazı akıl almaz olaylar ve tasavvufun toplumdaki manevi gücünü kullanmak isteyen çıkarcı tipler dolayısıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılan tasavvuf, bir disiplin olarak ortaya çıktığından beri İslam’ı anlama yollarından biri olarak her kademede itibar görmüştür. Bu itibardan dolayıdır ki tasavvuf, art niyetliler için de bir çekim merkezi olmuş; bazısı siyasi emelleri için kullanırken tasavvufu, bazıları da dünyevi çıkar elde etmek için kullanmıştır.

Kısacası, her zaman gündemde olmuştur tasavvuf.

Siyasiler de bu gücün farkında olup o gücü kullanmak istemişlerdir. Bu isteğe karşı tasavvufun cevabının ne olduğunu anlattı Salih Çift.

Sufilerin ilkeleri var mıdır?

Sohbetine “’Sufi siyaset ilişkilerinde sufiler tarafından belirlenen ilkeler var mıdır yoksa her dönemde değişen tavırlar mı vardır? Belirlenen ilkelerden sapılmış mıdır? Sapıldıysa bunun nedenleri nelerdir? Eğer sufiler siyasilerle ilişki kurdularsa bu ilişkinin sebepleri nelerdir; bu ilişki nasıl bir ilişkidir?’ sorularına cevap arayarak tarih boyunca sufi siyaset ilişkilerini anlamaya çalışacağız.” sözleriyle başladı Salih Çift.

“Sufiler, çok erken sayılacak bir dönemde siyasetle ilişkilerine dair ilkeler geliştirmiştir. Ama şunu söylemek gerekir: Sufileri siyasilere karşı ilke geliştirmeye iten, siyasiler olmuştur. Emevilerin hemen öncesinde ve Emeviler döneminde yaşanan siyasi olaylar, herkesi olduğu gibi, sufileri de etkilemiş ve onları bir tavır belirlemeye itmiştir. Zamanla belirginleşen bu ilkeleri geliştirip yolun kuralı haline getiren de bir fakih, bir muhaddis, bir sufi olarak önemli bir yere sahip olan Hasan-ı Basri’dir.” sözleriyle bu ilişkinin tarihi seyrini verdi Salih Çift.

Hasan-ı Basri’nin siyasete karşı tavrı

Peki, bu ilkeler neydi, sorusuna yanıt sadedinde “Emeviler döneminde yaşayan ve itirazsız herkesin bu yolun büyüğü olduğunu kabul ettiği Hasan-ı Basri’nin siyasilere karşı davranışı ve bu davranışı gerekçelendirirken söylemiş oldukları, sufilerin siyasilere karşı ilkesi olmuştur. Hasan-ı Basri, Emevileri onaylamadığını yüksek sesle söylemiş, bulunduğu meclislerde onları eleştirmiş ama onlara karşı da fiili bir karşı koyuş sergilememiştir. Bağlılarına da siyasilerden uzak durmalarını öğütlemiştir. Kendisinden hemen sonra gelen Tusî de bu tavrı benimsemiş ve en doğru yolun sufilerin yolu olduğunu söylemiştir.” sözlerini söyledi konuşmacı.

İslam düşünce geleneğinde çok önemli bir yeri olan İmam Gazali’nin, yazıldığı dönem dâhil her zaman çok okunan kitabı olan İhya’da, sultanlarla ilişkiler konusuna özel bir bölüm ayırdığını söyleyen Salih Çift, Gazali, İhya’nın sufilerin sultanlarla ilişkilerine değindiği bölümünde, sufilerin sultanlarla ilişki kurmalarının doğru olmayacağını çok sert sözlerle belirtir. Gazali’ye göre sultanlara yakın olmak için hiçbir haklı sebebi olamaz insanın. Onlara yakın olanların söyledikleri ‘Adaletle hükmetmelerine yardım ediyorum.’ şeklindeki cümlelerin sadece birer kandırmaca olduğunu söyler Gazali. Gazali’ye göre, sultanlara yakın olmak, her hâlükârda zarar vericidir. Sufilerin bu tavrı, İslam coğrafyasının her yerinde geçerlidir. 13. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkan Ceştiyye tarikatı, bu ilkelerin katı bir şekilde uygulanmasını talep eder bağlılarından.” diyerek Gazali’nin ve diğer tarikat kollarının konuya bakışlarını aktardı. 

Sufiler, koydukları ilkelere ne kadar uydular?

Salih Çift, baştan beri konan bu ilkelerin sufiler tarafından ne kadar uygulanıp uygulanmadığına da değindi. Sufilerin çoğunun bu ilkelere uymadığını belirten Salih Çift, konuyu “Sufilerin çoğu bu ilkelere uymamıştır. Bunun görünen ve bilinen iki ana sebebi vardır: 1. Çıkar peşinde koşan sufiler sultana yanaşmıştır, 2. Sultanlar sufileri kullanmıştır. Mesela aynı dönemde yaşayan iki sufinin tavrını buna örnek gösterebiliriz. Molla Cami, sufilerin geleneksel çizgisini izleyip sultanlara ve siyasete uzak durur. Üstelik bunu, sultanlardan fazlasıyla itibar gördüğü halde yapar. Kendisini seven sultanlar ona çeşitli hediyeler gönderir ama o, bu hediyelerin dergâhın kapısında bile girmeden halka dağıtılmasını sağlar. Öte yandan, kendisinin üstadı olduğu söylenen Ubeydullah Ahrar ise sultanın yanından ayrılmaz, bütün zamanını sultanlarla geçirir.” cümleleriyle ve örnekler üzerinden açıkladı.

Sufilerin siyasetle zorunlu ilişki kurmaları konusunu da “Bazen sufiler zorunlu olarak siyasete dâhil olur. Şeyh Şamil gibi, Bosna Hersek’te Sırplara karşı savaşan Boşnaklar safında cihat eden Nakşiler gibi… Cezayir’de Fransızlara karşı cihat eden Emir Abdulkadir Cezayiri, buna en iyi örneklerden biridir. Emir Abdulkadir, siyasetten ve sultanlardan uzak durmak istemiştir. Ama ülkesinin Fransızlar tarafından işgaline karşı direnişe geçmiş, olaylar onu emirlik makamına kadar taşımıştır. Yine Libya’da Ömer Muhtar olayı da böyledir. Olaylar, sufileri devletin en yetkili makamlarına kadar taşımışlardır.” sözleriyle açıklayan Salih Çift, sonra konuyu Türkiye’ye, Cumhuriyet dönemi siyaset sufi ilişkisine getirdi.

Cemaatleşen tarikatlar

Salih Çift, Türkiye’de, üzerinde en çok konuşulması gereken konulardan birisinin Cumhuriyet dönemi siyaset-sufi ilişkileri olduğunu ama uzun ve karmaşık bu konuya şimdi girmeyeceğini söyledikten sonra konuyla ilgili “1925 yılında çıkarılan bir kanunla tarikatlar yasaklanır. Bu yasaklanmadan sonra bazıları yeraltına iner tarikatların. Bazıları siyasilerle işbirliği yapar. Bazıları da tarikat dönemi bitti diyerek cemaatleşir. İşte bu cemaatleşme olayı önemlidir. Şunu söyleyebiliriz: Tarikatlarla yaşanan sorunların daha fazlası cemaatlerle yaşanmıştır. Tek başına FETÖ olayı bile yaşanan bu sorunların büyüklüğüne işaret etmeye yeter.” sözlerini söyleyerek sohbetine son verdi.

Ahmet Serin   

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2018, 16:01
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20