banner17

Tarihten örneklerle şiirin ve edebiyatın kudreti

Prof. Dr. Abdullah Uçman geçtiğimiz günlerde 'Hayat Karşısında Edebiyat' konulu bir konferans verdi. Saliha Kübra Solaş etkinlikten notlarını aktarıyor.

Tarihten örneklerle şiirin ve edebiyatın kudreti

6 Şubat 2016 Cumartesi günü Kubbealtı Vakfı'nda “Hayat Karşısında Edebiyat” konulu konferansı dinledik. Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın konuşmacı olduğu konferans, edebiyatın toplumda ne derece etkili olduğunu görmek açısından epeyce faydalı oldu.

Sözlerine Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Kitap Korkusu” adlı denemesini anlatarak başlayan Uçman, o yılların kitap okuma oranı ile günümüzün kitap okuma oranının pek de farklı olmadığını düşündüğü söyledi. Ardından edebiyat denilince aklımıza gelen “güzel söz” kavramına değinerek Yunus Emre’nin şu sözlerini nakletti: “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz

Abdullah Uçman, Eflatun’un edebiyatı felsefeye rakip görmesine ve edebiyatın zararlı olduğunu düşünmesine karşılık Aristo'nun “katharsis” kavramından ve Poetika adlı eserinden yola çıkarak roman türünün destan türüne dayandırılmasından bahsetti. Aristo, Poetika’sında tragedyadan ve destandan bahseder. Destan hem manzum olduğu için hem de bir hikâye anlattığı için roman türünün başlangıcı kabul edilmektedir. Edebiyat tarihçileri roman, şiir, destan ve hikâyeyi edebiyatın aslî türleri; gezi yazısı, deneme, mektup gibi diğer türleri ise edebiyatın yan türleri olarak kabul etmiştir.

Peygamberimizin (s.a.v) şiire verdiği öneme değinen Uçman, şu hadis-i şerifi aktardı: “Muhakkak ki Allah’ın arşı altında anahtarları, şairlerin dilleri olan birtakım hazineleri vardır.” Burada söz konusu olan şiirin de günümüzdeki bazı şiirler gibi olmadığını, ilahî kaynaklı şiirler olduğunu ekledi.

Örnekler üzerinden şiirin kudreti

Uçman, Şinasi, Namık Kemal ve Mizancı Murad’ın edebiyat hakkındaki bazı görüşlerine değindi. Şinasi, edebiyatın edep kökünden geldiği ve edebî eserlerin de bu çerçevede olması gerektiğini savunmuştur. Namık Kemal’e göre edebiyatsız millet dilsiz insana benzemektedir. Mizancı Murad’a göre de edebî eserlerde toplumun örnek alabileceği prototipler olmalıdır.

Bu girizgâhtan sonra edebiyatın olumlu ve olumsuz mânada nelere sebep olduğunu bazı anekdotlar üzerinden aktardı: Ahmet Paşa’nın idama mahkûm edilmesine rağmen “kerem” redifli bir kaside yazması üzerine ölüm cezasından kurtulması, o dönemlerde şiirin ne derece kudreti olduğunu göstermektedir.

Şiir her zaman şairi cezadan kurtarmamış, bazen vefatına da sebep olmuştur. Tıpkı Figânî’nin idam edilmesinde olduğu gibi. Pargalı İbrahim Paşa, Mohaç muharebesinden dönerken yanında heykel getirir, sarayına diktirir. Döneminde bir çok eleştiri alan bu uygulamayı Figâni de şu beytiyle eleştirir: “Dü İbrāhīm āmed be-deyr-i cihān/ Yeki büt-şiken ü yeki büt-nişān” Eleştirir eleştirmesine de hayatından da olur Trabzonlu şair.

Yine meşhur şair Nefi’nin Bayram Paşa için yazdığı hicviye sonucu öldürülmesi, sivri dilli edebiyatçıların durumunu gözler önüne sermektedir. Namık Kemal de meşhur piyesi Vatan yahut Silistre sebebiyle Magosa’ya sürülmüştür.

Uçman, Turan Oflazoğlu’nun 70’lerde sergilenen “IV. Murad” oyunu esnasında binada yangın çıkması üzerine Topkapı Sarayı’ndan getirtilen birçok tarihî eşyanın yok olmasından sonra Murad isminin yaygınlaşmasını da edebiyatın hayata etkilerine örnek olarak verdi.

Edebiyat hayatımızı güzelleştirir

Bazı edebî eserlerin yazıldığı dönemde büyük etki uyandırdığı ve kahramanlarının isimlerinin yeni doğan çocuklara verildiğini de ekledi. Mai ve Siyah’ın yazıldığı dönemde Ahmet Cemil isminin yaygınlaşması bu durumun en güzel örneklerinden biri olsa gerek.

Yine yıllardan beri okunan, topluma mâl olmuş bir eser olan Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-necat (bildiğimiz şekliyle Mevlid) adlı eseri birçok vesile ile insanları bir araya toplamış, “mevlithan” diye anılan kişilerce söylenip hem edebiyatımızda hem toplumsal yaşantımızda hususi bir yer iştigal etmiştir.

Hâkânî Mehmet Bey’in Peygamberimiz’e sevgi ve saygı ifadesi olarak meydana getirdiği “hilye” geleneği de edebiyatın hayata etkilerindendir. Anlatılanlara göre Hâkâni Bey tapu idaresinde çalışmaktadır. İdare Sultanahmet’te, evi ise Edirnekapı’dadır. “Hilye”nin çok beğenilmesi üzerine câize verilmek istenir. Mehmet Bey, evinden işine yürüyerek gitmenin çok yorucu olduğunu, bir binek verilmesini ister. O zamanın adetlerine göre şehir içinde herkes bineğe binemez. Hâkânî Bey’e binek verilemeyeceği söylenir. Binek verilemez ama iş yerine yakın bir köşk verilir.

Hâkânî Bey’in kabrinin Edirnekapı’da olduğunu fakat gelen geçenin fark edemediği sıradan bir kabir olduğunu da aktaran Uçman, belediyelere kabrin düzenlenmesi, kitabe koyulması için talepte bulunmuş. Bulunmuş bulunmasına ama henüz bir adım atılmamış. İnşallah böyle bir kabir insanların medfûnun önemini fark edip hayır dua edecekleri hâle dönüşür bir gün.

Yine I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş savaşı yıllarında da cephedeki askerin moralini yükseltmek için ısmarlama yazdırılan eserler de edebiyatın önemini vurgular niteliktedir. Böyle elimizde çok eser olmasa da Abdülhak Hâmid “Yâdigâr-ı Harb” adlı bir şiir yazmıştır. Mehmet Akif’in Balıkesir ve Kastamonu’da yaptığı konuşmalar da basılıp dağıtılmış.

Şair-i âzam Abdülhak Hâmid, Viyana sokaklarında sefil halde, yurda dönecek parası kalmamışken yazdığı “Şâir-i Âzam” şiiri sayesinde yurda döndürülür ve kendisine emekli maaşı bağlanır. Rıza Tevfik’in Mihrimah Sultan Camii’nin hâlini anlatan “Harap Mâbed” şiiri sayesinde ise cami harabelikten kurtarılmış.

Edebiyat, hayatımızın hemen hemen bütün alanlarında bize etki etmiş, olumlu ya da olumsuz şekilde hayatımızı yönlendirmiştir. Edebiyatın önemini kavrayabilmeyi ve edebiyatın hayatımızı güzelleştirmesini temennisiyle...

Prof. Dr. Abdullah Uçman hocamıza ve Kubbealtı Vakfı'na bu güzel ve samimi program için teşekkür ederiz.

 

Saliha Kübra Solaş haber verdi

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2016, 10:55
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20