Tarihi anlamak için edebiyatı bilmek şart

Ankara'da Atatürk Kültür Merkezi'nin düzenlediği ‘Kültür Seminerleri’nin 17 Nisan'daki konuğu Prof. Dr. İskender Pala idi. Şerife Nihal Zeybek, ‘Klasik Şiirimiz’ başlıklı bu sunumdan aldığı notları paylaşıyor..

Tarihi anlamak için edebiyatı bilmek şart

Atatürk Kültür Merkezi tarafından ‘Kültür Seminerleri I’ adıyla düzenlenen beş günlük program geçen hafta Ankara’da gerçekleştirildi. Bu kapsamda 17 Nisan Perşembe günü Prof. Dr. İskender Pala bir seminer verdi.

İskender Pala, ‘Klasik Şiirimiz’ başlıklı sunumuna ‘klasik’ kavramını açıklayarak başladı. Klasik demenin yüzyıllar boyunca biriken, birbiri üstüne binâ edilen insan deneyimlerinin sonucu olduğunu dile getirdi: “Biz şimdi klasik mimari denilince Mimar Sinan’dan bahsediyorsak, Mimar Sinan’a o eserleri yaptıran bir gelenekten bahsediyoruz demektir. Klasik müzik, klasik şiir (Divan Edebiyatı), klasik mimarî hepsi böyledir. Gelenekten beslenilir. Geleneğin üzerine gelen ‘ek’ yapar. Her sanatçı kendinden öncekini aşmaya çalışır. Eğer bunu başarırsa çıtayı yükseltmiş olur ve artık onun adı anılır.

Şimdi birisi çıksa Mimar Sinan’ın eserinin aynısını yapsa bu, ‘klasik mimarî’ eser sayılmaz. Bu kuru bir taklid olur. Ama biri Mimar Sinan’dan ilham alarak günümüzün modern mimarisinde bir eser yaparsa buna ‘klasik çizgiler’ taşıyan bir eser denir.”

Tarihsiz edebiyat, edebiyatsız da tarih anlaşılmaz

Pala, Divan edebiyatının emek istediğini belirterek, insanların en güzeli meydana getirme gayretiyle sayfalarca şiir yazdığını söyledi: “Divan şairleri nazîre yazarlardı. Nazîre, daha önce yazılmış bir şiirin aynı kalıbında, o şiire benzeyen veya o şiiri aşmak amacıyla yazılan şiirlerdir. Böylece şair aslında başkasını taklid ediyordu. Bir Divân’ı elinize alsanız onun her sayfası aynı güzellikte değildir. Çünkü şair kendini geliştirmek için pek çok şiir yazmıştır. O Divân’da en güzel olan elli beyit vardır. Aslında tüm Divân o elli beyti yazabilmek amacıyla yazılmıştır.”

Şiirin barındırdığı derin manaya vurgu yapan İskender Pala, özellikle Divân şairlerinin kelimeleri nasıl titizlikle seçtiğini, kelimenin diğer anlamlarını da göz önüne alarak nasıl farklı manalar kasdettiklerini birkaç örnek ile açıkladı. Gerçek şiirin tek bir anlam taşımaması gerektiğini vurguladı: “Eğer bir şiirden tek bir anlam anlaşılıyorsa o şey ‘şiir’ değildir. Bir şiir, akşam okuyunca başka, gece okuyunca başka, sabah okuyunca başka anlaşılmalıdır. Aynı şiir arkadaşlarla okununca şen şakrak, yalnız okununca ise daha farklı gelmelidir.

Sakın Divân şiirini açıklarken ‘Şair bunu demiştir’ demeyin. Divân şiirini tam anlamak için o zamana gitmek lazım. Osmanlı tarihini iyi bilmek lazım. Tarih kuru bir kronolojidir. Tarihin içini dolduran duygular, Divân şiirindedir. Bu sebeple tarihçiler de edebiyat okumalıdır.

Beni ben yapan Osmanlı tarihini çok iyi bilmemdir. İki sene boyunca sürekli Osmanlı tarihi okudum. Sonra Divan edebiyatının perdeleri açıldı. Edebiyatı anlamak için tarih okumak şart, tarihi anlamak için de edebiyat okumak.”

Osmanlı devrinde tüm kitaplar şiir biçiminde yazılırdı

İskender Pala Osmanlı’da şiirin önemini ise şöyle vurguladı: “Her çağın bir ifade biçimi vardır. Osmanlı’da bu şiirdi. O dönemde tarih kitapları, ilmihal kitapları hatta sözlükler bile şiir biçiminde yazılıyordu. Bunda amaç, akılda kolay kalmasıydı. Düz bir metin ezberleseniz unutursunuz ama ilkokulda ezberlediğiniz şiirleri bile hâlâ hatırlarsınız. Şiir, ölümün elinden bir şey kurtarmaktı. Bu nedenle eskiler bulabildikleri küçük bir kağıt parçasına şiir yazmaya çalışmışlar. Eskiden şiir çok yükseklerdeydi. Ama günümüzde böyle değil. Şimdi insanlara hitap etme şekli roman.” İskender Pala, esprili bir ifadeyle ‘Ben de bu yüzden roman yazıyorum.’ diye ekledi.

AKM tarafından semineri veren zâtın kitaplarının hediye edilmesi de ayrı bir güzellik oldu. İskender Pala’nın ‘Divân Edebiyatı’ adlı kitabı katılımcılara hediye edildi.

 

Şerife Nihal Zeybek haber verdi

Güncelleme Tarihi: 19 Nisan 2014, 11:31
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26