banner17

'Tanrı Vardır' Önermesine İlişkin Yeni Bir Mantıksal ve Felsefi Açılım

Hacı Kaya, Artvin Çoruh Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde ''Kaya Kanıtı: Tanrı Vardır Önermesine Yeni Bir Mantıksal ve Felsefi Açılım'' başlıklı bir seminer verdi. Halil Arslan, etkinlikten notlarını aktarıyor.

'Tanrı Vardır' Önermesine İlişkin Yeni Bir Mantıksal ve Felsefi Açılım

Artvin Çoruh Üniversitesi’nin Hopa Yerleşkesinde bulunan İlahiyat Fakültesi’nde iki haftada bir yapılan “İlahiyat Seminerleri” devam ediyor. 26 Ekim 2016’da konferans salonunda gerçekleşen seminer, öğrencilerin ve ilgili hocaların merakını tahrik edecek bir başlık taşıyordu. Afişler asılır asılmaz acaba Hacı Kaya hoca ne anlatacak diye merakla beklemeye başladık. Seminerin konu başlığı “Kaya Kanıtı: Tanrı Vardır Önermesine Yeni Bir Mantıksal ve Felsefi Açılım” idi.

Yrd. Doç. Dr. Hacı Kaya, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’nde İslam Felsefesi alanında çalışıyor, doktorasını mantık üzerine yapmış bir hocamız. İbn Rüşd ve İbn Sina üzerine çalışmaları bulunuyor.

Seminer geniş bir katılımla saat 15’de başladı. Bir saati geçkin bir zaman diliminde Hacı Kaya hoca, “Eğer ‘Tanrı vardır’ önermesinin kanıtları geçersiz olsa ya da ikna edici bulunmasa, ‘Tanrı vardır’ diyen biri inanca mı sığınmış olur yoksa hâlâ aklın sınırları içinde midir?” sorusundan yola çıkarak mantık ve felsefe temelli, Tanrı’nın varlığı üzerinde konuştu. Konuşmacı Hacı hoca, mantıkî-felsefî yöntemleri kullanarak, Tanrı’nın varlığı ile ilgili tüm kanıtlar geçersiz olsa bile; ‘Tanrı vardır’ diyen birinin aklın sınırları içinde olduğunu ispat ettiğini ve bunu dinleyicilere izah edeceğini söyledi.

Bu sadette evvela Tanrı’nın varlığı ile ilgili yaklaşımları kısaca izahla işe başlayan konuşmacı, Tanrı’nın varlığını kanıtlamayla ilgili iki farklı yaklaşımın olduğunu ifade etti. Bunların da, imanın rasyonel bir olgu olduğu varsayımı ile imanın akli bir olgu olmadığı temel yaklaşımı olduğunu söyledi. Bahse konu ilk yaklaşımın Doğu ve Batı dünyasından savunucularının Farabi, İbn Sina, Gazzali, Razi, Cüveyni, Leibniz, Descartes, Aziz Thomas gibi düşünürler olduğunu, buna karşın diğer tarafta ise mistik ve imancı (fideist) yaklaşımların olduğunu dile getirdi.

Kozmolojik kanıt ve ontolojik kanıtın Doğuda ve Batıdaki savunucuları

Hacı Kaya, bu kanıtlama çabalarının metodolojik olarak ya tümevarımsal ya da tümdengelimsel kanıtlar olduğunu, ilkinin kozmolojik ikincisinin ise ontolojik kanıtı oluşturduğunu ifade etti.

Batıda ontolojik kanıt deyince Saint Anselm’in, Descartes’ın, Spinoza’nın, Leibniz’in akla geleceğini, Doğu düşünürlerinden ise Fârâbî ve İbn Sina’nın eserlerinde bu kanıta ilişkin çabalarının olduğu anlattı. Bu kanıta karşı Thomas Aquinas’ın, Imanuel Kant’ın eleştirilerine yer verdi.

Kozmolojik kanıtın ise Platon, Aristotales, Razi, Gazzali, İbn Sina, Thomas Aquinas tarafından işlenen fikirlerle dile geldiğini; bu kanıta karşıt eleştirilerin ise İbn Rüşd, Kant, J.S.Mill ve Hume gibi düşünürler tarafından ifade edilmiş olduğunu öğrenmiş olduk.

Bunlara ek olarak Nizâm ve Gâye Delili/Teleolojik Kanıt, İmkan ve Dini Tecrübe delillerini de zikretmek gerektiğini belirten konuşmacı, bu kanıtlarla ilgili de kısaca bilgiler verip en sonunda kendi tezini savunmaya geçti. Böylece zor anlaşılabilecek bir konunun dinleyenler için zihni hazırlığı da yapılmış oldu.

«Tanrı vardır» önermesi aklın sınırları içindedir

Hacı Kaya hoca, tüm bu anlattıkları deliller geçersiz olsa veya ikna edici olmasa bile ‘Tanrı vardır’ diyen birinin hâlâ aklî çerçeve içerisinde kalacağını izah etmeye girişti: “ ‘Tanrı vardır’ önermesine ilişkin şu soruyu soralım: Bu önerme kanıtlanmış mıdır, değilse akıl dışı mıdır? Biz geliştirdiğimiz kanıtla ‘Tanrı vardır’ önermesinin, kanıtlanmış değilse de ya da kanıtlanmamış olduğu kabul ediliyorsa da aklın sınırlarına dâhil olduğunu ileri sürmekteyiz.”

İlk önce kanıtın formunu dinleyenlere sunan konuşmacı, daha sonra konuyu daha da somut hale getiren kanıtının içeriğini ifade etti. Bu ispatlama  -her ne kadar takibi zihni zorlasa da- sonunda çıkacak sonuç, zihni diri tutacak kadar çarpıcı bir iddiaydı.

Hacı Kaya’ya kulak vermeye devam ediyoruz. Bu kısmı, yanlış aktarımda bulunmamak için kendi ifadelerimle değil, Hacı Kaya hocamın seminer için hazırladığı materyalden ödünç aldığım ifadelerle aktarıyorum.

*Birinci adım: «Her varlığı kanıtlanan vardır»; «Tanrı varlığı kanıtlanandır»; o halde «Tanrı vardır».  «Tanrı var değildir (yoktur)»; «Tanrı varlığı kanıtlanandır»; o halde «Varlığı kanıtlanan yoktur». «Varlığı kanıtlanan var değildir (yoktur)» önermesi doğru olan «her varlığı kanıtlanan vardır» önermesiyle çelişmektedir, o halde «Tanrı vardır» doğru olmalıdır.

*İkinci adım: «Her varlığı kanıtlanan vardır»; «Hiçbir var, var değil (yok) değildir»; o halde «Hiçbir kanıtlanan var değil (yok) değildir». «Bazı varlığı kanıtlanan var değildir (yoktur)»; «Hiçbir var yok değildir»; o halde «Her varlığı kanıtlanan var değildir» (Bazı varlığı kanıtlananlar var değildir). Bu sonuç önermesi doğru olan «Her varlığı kanıtlanan vardır» önermesinin çelişiğidir. O halde «Hiçbir varlığı kanıtlanan var değil (yok) değildir» önermesi doğrudur.

*Üçüncü adım: «Her varlığı kanıtlanan vardır» önermesinin doğru döndürmesi «Bazı var olanlar varlığı kanıtlananlardır» önermesidir. Eğer «Bazı var olanlar varlığı kanıtlanandır» ise «Bazı var olanlar da varlığı kanıtlanan değildir» olur. Çünkü; «Her var olan, varlığı kanıtlanan değildir»; «Bazı var olanlar varlığı kanıtlanandır»; o halde «Bazı var olanlar varlığı kanıtlanan değildir.» «Bazı var olanlar varlığı kanıtlanandır» ve «Bazı var olanlar varlığı kanıtlanan değildir».

*Dördüncü adım: Bu durumda eğer «Tanrı, varlığı kanıtlanan ise vardır; eğer «Tanrı, varlığı kanıtlanan değilse yine de onun var olduğunu söylediğimizde mantıksal bir çelişkiye düşmeyiz.» Çünkü «Bazı var olanlar, varlığı kanıtlanan değildi». O halde her iki durumda da «Tanrı vardır» dediğimizde mantıksal bir çelişkiye düşmeyiz.

*Beşinci adım: İki şey arasında mantıksal çelişki yoksa bunlardan birini kabul etmek akıl dışı değildir; varlığı kanıtlandığında Tanrı’nın varlığını kabul etmemle kanıtlanmadığında Tanrı’nın varlığını kabul etmem arasında mantıksal bir çelişki yoktur. (Çünkü bazı var olanlar kanıtlanan, bazı var olanlar kanıtlanan değildi); o halde kanıtlanmadığında Tanrının varlığını kabul etmem akıl dışı değildir.

*Sonuç olarak: Eğer ontolojik, kozmolojik, dini tecrübe ve ahlâk kanıtları geçerli kanıtlarsa veya en azından bizi ikna edecek düzeyde kanıtlarsa «Tanrı vardır»; yok eğer geçerli kanıtlar değilse yani bunlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamıyorsa veya bunların bizim için ikna edici kanıtlar olmadıklarını düşünüyorsak, yine de «Tanrı vardır» dediğimiz ve buna inandığımızda hâlâ aklın sınırları içindeyizdir. Dolayısıyla her iki durumda da «Tanrı vardır» önermesi aklın sınırları içindedir. Birinci durumda önerme aklidir ve kanıtlanmıştır, ikinci durumda kanıtlanmamış ve fakat akıl dışı değildir.

Neden “Kaya Kanıtı”?

Hacı Kaya’nın bu sunumundan akılda kalanı kendi ifadelerimle özetleyecek olursam, “yetkin bir varlık olan, (kendisi hakkında yokluğun düşünülmesi en mükemmel varlık oluşuna halel getiren bir) Tanrı’nın varlığı kanıtlanmamış olsa, tüm bu felsefi kanıtlara sahip olmasak bile yine de Tanrı vardır demek, akla ve mantığa ters bir ifade olmamış olur” şeklinde bir cümle kurabilirim.

Zihnin çeperlerini zorlayan, zor olduğu kadar zevkli olan çünkü zihni konforundan alıp farklı yollarda seyre çıkartmak anlamında anlaşılabilecek bu çabalar, aynı zamanda insana mutluluk veren bir uğraşıdır. İnsan, düşüncesi oranında, tefakkuhu oranında (daha da) değerli bir yaratıktır. Bu tefakkuh/tefekkür insana yaratıcısını anlatır. Kendi sınırlarını hatırlatır. Kendisi, evren ve Yaradan arasındaki münasebetlerin zihni bir uğraşı sonunda sağlam bir zemine oturtulmaya çalışılma uğraşısı hiç bitmeyecek ama güzel bir uğraşıdır. Bu yolculuk geçmişin birikimi üzerinde, sabırla, bıkmadan, kararlılıkla, tekrar tekrar yola koyulmayla insanın bir melekesi haline gelen bir niyettir. Bu niyet yolda olma halidir. Gitmek için, bir yere ulaşmak için yolda olmak gerekir. Kendini Hacı Kaya hocanın da ifade ettiği gibi sağlam bir yere raptetme niyeti/çabasıdır.

Şimdi belki de Hacı Kaya hocamın en başta söylediği şeyleri aktarmak gerekir ki seminerin benim için en hoşuma giden tarafı bunlardı. Hacı Kaya hocam, seminerinde ele aldığı kanıta neden kendi adını seçtiğini şöyle izah etti: Batı bilim tarihinde kendi adına bir hipotez, bir teorem, hatta yasa ortaya koyan birçok şahıs bulunmaktadır. İslam bilim tarihinde de bu gelenek bulunmaktadır. Hocanın bize anlattığı kanıta kendi adını vermesi, “Kaya Kanıtı” demesi ve bunu afişlerde görmek ilginç gelmişti açıkçası ama hocanın bunu bahsettiği “ilmi geleneğe rabtolmak gayesiyle” yaptığını ifade etmesiyle, baştaki o ilginç düşünce yerini hayranlığa bıraktı.

Hopa’da İlahiyat Fakültesi’nde geleneksel olarak düzenlenen bu ve bunun gibi seminerlerle ders formatının dışında daha geniş katılımlarla güzel şeyler öğrenmeye, merak etmeye, ilmî tecessüs sahibi olmaya, okumaya, öğrenmeye devam…

 

Halil Arslan

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2016, 16:21
YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim Emiroglu
İbrahim Emiroglu - 2 yıl Önce

Değerli gen kardeşlerimin bu zihni çabalarını önemsiyorum. Ama ben de bu çaba ONTOLOJİK DELİLİ temel alıyor. OntikKAYASelam ve başarılar...

banner19

banner13

banner20