banner17

Tanpınar acziyeti vurguladı

Taksim Atatürk Kitaplığı'nda Melek Paşalı ve Cevdet Karal'ın birlikte düzenlediği programdaydık..

Tanpınar acziyeti vurguladı

Ahmet Hamdi Tanpınar''Edebiyatçı olmak için yola çıkmadım. Şartlar beni buraya zorladı.'' Taksim Atatürk Kitaplığı'nda Melek Paşalı ve Cevdet Karal'ın birlikte düzenledikleri Nesirler ve Nesiller programının bu sefer ki konusu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanıydı.

Başlangıçta Cevdet Karal herhalde  seminer vb. etkinlikler çok fazla yapıldığı için  bu kadar az kişi buraya toplanmış olsa gerek dedi gülerek.  Cevdet Karal Huzur'a geçmeden önce Ahmet Hamdi Tanpınar'ın edebi kişiliği  hakkında konuştu.

Sanat hakikatin cümlesini kurar

Cevdet Karal: Tanpınar Yahya Kemal döneminden esinlenmek istememiştir. Ahmet Haşim, Tanpınar'ın esin kaynağıdır.  Tanpınar'ın Türk Edebiyatı'nın seyri yönündeki çizgisi sükûtun suiakaste uğramasıdır.  Tanpınar''  Ben edebiyatçı olmak için yola çıkmadım. Şartlar beni buraya zorladı demesi bunu açıklar mahiyettedir.  Bir insan bir yazardan, aydından bir şey alıyorsa aldığı hazır bir şey değildir.  O aldığı şey aslında kendisinde mevcut olan  iyiyi ortaya çıkarır. Sanatta yapılan şey hakikatin cümlesini kurmaktır.

Huzur rüya estetiğinin yorumudur. Huzur aslında uzun bir şiirdir. Huzur'da Tanpınar'ın büyük dünyası görülüyor. Hangi tarafa elimizi atsak elimize büyük yumaklar geliyor.

Melek Paşalı: Tanpınar kendi estetik anlayışını Paul Valery'de buldu

Melek Paşalı ise “Tanpınar kendi estetik anlayışını Paul Valery'de bulduğu için kendi bünyesine katıyor bunu” dedi ve şöyle devam etti: “Valery, şiirin bir rüya sanatı olduğunu söyler. Tanpınar için  rüya kılavuz özelliğindedir. Tanpınar, biz çok büyük bir rüyayı büyük bir şokla kaybettiğimizi ve kişisel rüyalarımızla başbaşa kaldığımızı anlatır eserinde.

Huzur, Ahmet Hamdi TanpınarTanpınar rüya görmeye devam ediyor. Büyük rüyadan koptuğu halde ben kişisel rüyamı görmeye devam edeceğim diyor. Buğulu camın arkasından bakmayı tercih ediyor. Tanpınar iki dünya savaşı görüyor. İkisinin  de izleri var. Cumhuriyet ona göre Osmanlı'nın gördüğü rüyayı yıkmaktır. Rüya onun için ülkü oluyor.

Tanpınar kendi hayatının rüyalarını değil, rüyaları içinde toplumun yalnızlığını gören  kişidir. O  aydını, sanatçıyı, yazarı mesuliyeti olan sorumluluğu olan kişi olarak görür. Bu onda Yahya Kemal'den gelen bir vasıftır.

Tanpınar'ın Yahya Kemal'den çok farklı tarafları var. Çok az yazsada hep takdir görmüş, hep ön planda tutulmuş bir yazardır Yahya Kemal. Tanpınar ise bunun tam aksidir.

Huzur romanında dört temel karakter var: İhsan, Nuran, Suat, Mümtaz.

Mümtaz: Seçkin, seçilmiş kişi. Rüyayı gören kişidir Mümtaz.
Nuran: Mümtaz'ın kendisiyle karşılaşmasına vesile olan ayna. Tevhidi temsil ediyor bir anlamda.
İhsan: Bağış demektir. Rüya gören karaktere Mümtaz'a rüyayı yorumlamada yardım eden  kişi. Aslında rüyayı yorumlayan kişi. Mümtazı irşad eden konumda.
Suat: Mutlu demektir. Romanın en mutsuz kahramanı. Bir türlü mutlu olamayan kaderiyle sürekli kavga ettiği için mutsuz bir karakteridir. Tanpınar burada ironi yapıyor aslında. Suat  hırslarına yenilmiş bir karakter. Suat patolojik bir tip bu tarafıyla.  Ruhen hasta olduğu için mutlu olmak ister.”

Cevdet Karal: Süreklilik Tanpınar’ın en önemli özelliğidir

Sözü devralan Cevdet Karal, eleştirel bakılacak tarafların da olduğunu belirtip metinde yer yer deneme  parçaları bulunduğuna değindi: “Bu romanın temel problemlerindendir.  Tanpınar makalelerinden Antalya Mektubu’nda '' şiir söylemekten ziyade susma işi'' der.  Tanpınar susmaktan vazgeçtiği  zamanlarda bu eserleri yazdı.

Cemiyet fikri işe karışınca kader trajedisi azalır. Çünkü cemiyette fertte olduğu  gibi ölen yoktur. Ebediyet vardır; bu sürekliliktir. Süreklilik  Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en önemli özelliklerindendir.”

Tanpınar’da vurgu insanın acziyetidir

Melek Paşalı Tanpınar’ın huzur romanın neticesini özetledi: “Romanın sonuna gelecek olursak: Asıl  vurgulanmak istenen şey insan tekinin acziyetidir. İkinci dünya savaşı karşısında  bu buhran karşısında insan artık hasta konumundadır. İnsanın artık bu yüzyılda tek başına kaldıramayacağı bir buhranın altında kaldığımızı  söylüyor bize.

İsmini hatırlayamayacağım Huzur'u  Almanca'ya çeviren bir Alman tercüman şöyle  diyor Huzur için: Huzur Tanrı'nın yok oluşunu, Tanrı'nın hayattan çekilmesini  söylüyor der.

Saffet Tanman da Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mistik tarafının hala keşfedilmediğini söylüyor.

Peyami Safa “Batıllı”laşarak ama kendi değerlerini de koruyacak milli bir halk tasavvuruna ulaşmak ister. Tanpınar ise  biz neyiz? Sorusuna cevap arar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü bizim ne olmadığımızı ortaya koyan eseridir. Huzur ise bizim ne olduğumuzu soran, arayan eseridir.”

 

 

Ali Yaşkın oradaydı

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2011, 20:57
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20