banner17

Tahsin Görgün: Klasik İslam Düşüncesine ‘Tereke’ Muamelesi Yaptık

Tahsin Görgün hocaya göre Seyyid Şerif Cürcani’den, İci’den günümüz problemleri için çözüm beklemenin bir manası yoktur. Asıl mesele bu eserlerden yola çıkıp onları kendi hayatımıza nasıl uygulayacağımız noktasında düğümlenmektedir. Halil Arslan’ın etkinlik haberi.

Tahsin Görgün: Klasik İslam Düşüncesine ‘Tereke’ Muamelesi Yaptık

6-15 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da Klasik Düşünce Okulu’nun düzenlediği lisansüstü öğrenci ve akademisyenlere yönelik 60 saatlik seminer programı oldukça bereketli geçti. Programda Türkiye’nin farklı üniversitelerinden 250’ye yakın katılımcı vardı. Seminerlere ben de iştirak ettiğimden bu yaz oldukça telaşlı ve dolu dolu geçti.

Bu etkinlikte aldığım notları derlemeye çalışıyorum, bu yazı da onlardan biri. Bundan sonra belki gezimizi de yazarım. 10 gün süren program oldukça yoğun ve bereketliydi. Sosyal bilimlere emek veren kıymetli hocaları dinlemek, görüşlerinden istifade imkânı yakalamak, farklı alanlarda 250’ye yakın lisansüstü talebe ve akademisyenle tanışmak programı değerli kılan faktörlerden bazılarıydı.

Kendi adıma, taşrada görev yapan bir akademisyen adayı olarak, İstanbul ve bu çeşit programlar bizler için bulunmaz fırsatlar sunuyor. İstanbul’la adeta şarj oluyoruz ve bir yılı buralardaki hocalardan aldığımız şevkle idare ediyoruz diyebilirim. Bu kıymetli ilim adamlarından birisi de İslam düşünce tarihi üzerine çalışmaları olan ve şu an İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde vazife yapan Prof. Dr. Tahsin Görgün idi. Tahsin Görgün, Klasik Düşünce Okulu’nun Lisansüstü Programı’nda “İslam’ın Klasik Mirası” başlığıyla bir sohbet gerçekleştirdi. Hoca sunumuna başlarken öncelikle bir çerçeve çizdi ve sonrasında sohbet sorular ve cevaplarla ilerledi.

Tereke sahipsiz mal demektir

Tahsin Görgün hoca miras ve tereke kavramlarını ayırmak gerektiğini ifade ederek başladı konuşmasına. “Miras”, sahip çıkılan takipçisi olan benimsenen bir şeyken “tereke” daha çok, mirasçısı takip edeni olmayan mal için kullanılan bir kavramdır.

Müslümanlar olarak klasik düşünceye ve onu ihtiva eden eserlere daha çok tereke muamelesi yaptık ama bunun böyle devam etmeyeceği, yanlış olduğu artık ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu sadette ümit verici adımlardan bahsetmek gerekirse tercüme edilen klasikler, tercümelerle yeniden üretim olarak görülebilecek şerhler ve bunlardan beslenen telifler; İSAM, İLEM, Klasik Düşünce Okulu, Yazma Eserler Kurumu’nun bastığı eserler güzel girişimler olarak önümüzde durmaktadır. Bu çabalar elbette yeterli değildir, bu gayretler elbette hem kemiyet olarak hem de keyfiyet olarak gelişmelidir. Bu çabalarla Fususu’l Hikem, Şerhu’l Akaid gibi eserler dokunsak ulaşabileceğimiz mesafeye geldiler. Bizim bu çabalarımız bu eserlerle, klasik düşünceyle aramızdaki mesafeyi azaltmakta ve aramızdaki engelleri kaldırmaya sebep olmaktadır.

Gelenbevizade Ahmet Tevfik Efendi, Mustasfa’yı ihya etmiştir

Burada “klasik eserlerle nasıl bir irtibat kurulacağı” suali önemli bir soru haline gelmektedir. Bu yöntemin nasıl olması gerektiği ile ilgili temsil ve bence tahrik gücü yüksek örnekler verdi konuşmacı. Mesela Gazzali’nin İslam hukuku eseri kabul edilen Mustasfa’sı ile istenilen bu irtibatı kuran Gelenbevizade Ahmet Tevfik Efendi’nin Hamidetu’l Usul’ü manevi ilimlerle ilgili bir yöntem sunmuştur. Gelenbevizade bu eseriyle bir tarih usulü ve felsefesi ortaya koymaktadır. Böylece Mustasfa ihya edilmiş olmaktadır.

Batıdan bir örnek verecek olursak Alman milletinin insan bilimlerinde bir yöntem olarak kullanılan ve devasa bir külliyata sahip olduğu hermenötiki Wilhelm Dilthey’in Manevi İlimlere Giriş’i üzerine yaptıkları çalışmalar temelinde elde etmişlerdir. Onlarla bizim aramızdaki fark işte budur. Bizim yöntem geliştirme teşebbüsünde geri kalmamız ve bu çabadan kendimizi alıkoymamızdır.

Tahsin hocaya göre Seyyid Şerif Cürcani’den, İci’den günümüz problemleri için çözüm beklemenin bir manası yoktur. Asıl mesele bu eserlerden yola çıkıp onları kendi hayatımıza nasıl uygulayacağımız noktasında düğümlenmektedir. Yani ihya edilen eserlerin keşf’e konu edilmesi. Nasıl mı olacak? Bunun cevabı Hamidetu’l Usul’de görülebilir.

“Yine Mustasfa örneğinden hareket edilecek olursa” diyor Görgün, Mustasfa mütekellim metoduyla meydana getirilmiştir. Burada dil ihbarî açıdan söz konusu edilir, kullanılır. Bundan başka bir de fukahâ metodu vardır ki, bu yaklaşımda ise dil ihbarî değil inşaîdir. Meseleler emir kipiyle inşa ve müzakere edilir. Bu iki perspektifle çok fazla imkânlar açılacaktır önümüze, yapılacak iş modern dil felsefesinin üzerinde çalışarak bu metotların ve klasiklerimizin ihya edilmesi meselesidir. Klasik düşünürün bir fikrini keşfedip inkişaf ettirmek gerekir. Onu bir teori haline getirmek gerekir. Teori geliştirmek, bizim tamam diyeceğimiz noktaya gelene kadar modeller geliştirmektir. Bu düşüncenin keşfedilip inkişaf ettirilmesidir.

Medinetu’l Fâzılâ’dan bir siyaset teorisi çıkar mı?

Tahsin Görgün hoca anlattığını bu defa Medinetu’l Fâzıla üzerinden açıkladı. Medinetu’l Fâzıla özetle bir devlet reisinde bulunması gereken özelliklerden bahseden bir eserdir. Bugün bu özellikleri kişiye değil de kurumlara yüklemek mümkün olur mu? İşte bu özellikleri kurumlar üzerinden bir okumaya tabii tutmak teori geliştirmeye tekabül edecek gayrettir. Burada Fârabî’nin bahsettiği şeyi teori haline getirmek gerekiyor. Kurumla fert arasındaki ilişkinin teorik bir zemine oturtulmaya çalışılması, teorik inşa çabasıdır.

Bu çarpıcı programdan sonra arkadaşlarla sohbet ederken meseleyi konuşmaya, tartışmaya devam ettik. Ancak konu edindiğimiz örnekleri mutlaklaştırmamak gerektiği de bir hakikat. Yoksa Tahsin hocanın verdiği başka bir örnek olan Yunus’un “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ sen kendini bilmezse/ bu nice okumaktır” dizelerinin Ebu Hanife’nin fıkıh tanımıyla irtibatını kurup buradan bir üniversite prototipini işaret eden yaklaşımı eleştirilebilir veya üzerine konuşulabilir.

Yalnız konuşmacının vermek istediği asıl mesaj zannımca, klasiklere tereke muamele yapmak yerine; onlara üzerine titrenilesi eşsiz bir miras olarak yaşlaşmak gerektiği idi. Bundan sonra yapılması gerekense, işi bir adım daha öteye taşıyıp, teori geliştirme uğraşına girmektir. Amerikalı dilci Chomsky’nin bazı şeylerin doğuştan getirildiği düşüncesinden yola çıkarak ürettiği teori, örnek olarak önümüzde durmaktadır. Klasiklerimiz ve fikri mirasımız bize içinde bulunduğumuz şartlardan kurtulmayı sağlayacak vüs’ate ve zenginliğe sahiptir.

Konuşmanın anahtar kelimeleri bence şunlardı: tereke, miras, keşf, inkişaf, teori.

Halil Arslan

Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2018, 12:46
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20