banner17

Sürekli arayış içinde olmalı insan

Geçtiğimiz hafta İstanbul Tasarım Merkezi'nde faaliyet gösteren Sanat ve Medeniyet atölyesine konuk oldu İlhami Atalay. Sümeyra Cevahiroğlu yazdı.

Sürekli arayış içinde olmalı insan

O, İlhami Atalay ressam! O, İlhami Atalay insan! Desem kafi gelecek biliyorum. Ama kafi gelmesin! Yetmesin istiyorum. Anlatmam lazım... Bir kez gördüm ya! Bir kez bildim ya Bildiğimi, anlatmam lazım... Anlatmazsam olmayacak, inanmadan anlatırsam hiç olmayacak! İnanarak anlatmam lazım...

Bazı günler, bazı günlerden daha güzeldir. Ve daha özel... Öyle günlerde yaşadığınızı daha çok hissedersiniz. Farkınızı (eşref-i mahlukat oluşunuzu) fark edersiniz. Evet yaşıyorum! Ellerinizi fark edersiniz, parmaklarınızı... Atıp duran kalbinizi... İçinizdeki muazzam işleyişi... Bir bilme, bir bilinçlilik hali kuşatır sizi. Buna, kendine gelme de diyebilirsiniz. Üzerinize atılmış olan ölü toprağından kurtulma. Basübadelmevt...

Önceden çokça duymuşsunuzdur. Belki de okumuşsunuzdur. “Bazı insanlar bazı insanlara şifadır.” Bunu biraz değiştirelim. “Bazı insanlar, herkese şifadır.” Ve İlhami Atalay o insanlardandır!

12 Aralık Cumartesi günü İstanbul Tasarım Merkezi'nde faaliyet gösteren Sanat ve Medeniyet atölyesine konuk olarak gelmişti İlhami Atalay. Bu vesileyle kendisiyle tanışma fırsatını yakalamıştık. Seminer tam olarak 3 saat sürmüştü. 180 dakika... 10800 saniye... Zamanı algılayışınız mekana ve kişilere göre değişir. Ve bu atmosferde zaman, kesinlikle başka akıyordu!

İnsanın sürekli arayış içinde olmasını söylüyordu İlhami Atalay. İnsan neyi aramalıydı, aradığıyla neye ulaşmalıydı? Çoğu zaman ne içimizdeki sesi duyabiliriz, ne de dışarıda kopup duran o gürültüyü. Herkes bir şey söylüyor. (Allah‘ım herkes ne çok şey söylüyor!)

Biraz sessiz olur musunuz” diyor ya şair, ‘biraz sessiz olur musunuz’ diye haykırmak istiyorsunuz. Haykırıyorsunuz, ama kimse sizi duymuyor. Bu sesler ormanında kendinize sığınacak bir yer arıyorsunuz. Evet orası! Biraz ben... Çokça ben... Bendeki sen’e ulaşmam için önce ben! Arayışın ilk menzili ben. Beni bilme. Kendini bilme! Ancak kendini bilen Rabbini bilebilirdi. Arayışımız bir keşiftir. Ve insan en büyük kaşiftir.

Resim yap, resim yap, resim yap” derken İlhami Atalay, keşfet, keşfet, keşfet diye haykırıyordu bizlere. O, hakikate giden yolda resim sanatını bir araç olarak kullanıyordu. Ona verilmiş kabiliyetin farkındaydı. Amenna diyordu, amenna! Bildik, işittik ve itaat ettik! Artık bildiğini, işittiğini, itaat ettiğini anlatma vaktiydi.

Kabiliyetini doğru yolda sarf edenin önünde hiç bir engel duramazdı. Duramadı da! Çocukluğundan itibaren başladı onun için ilk engeller. Sonra akademide, sergi çalışmalarında... Ama umudun ressamı hiç bir zaman ümidini kaybetmedi. Bir rüzgar esince... Düşüncelere dalmış yürürken, ansızın bastıran yağmur yüzüne şefkatle değince, kuşluk vakti, güneş ona gülümseyince... İçi sıcacık olunca... Ümitvar olmak için yeter dedi!

Bize ait olan ne kadar uzakta

Allah'ın ipine sımsıkı sarıldı. İnanıyordu, vaat edilen muhakkak yerine getirilecekti. Allah kulunu zayi etmeyecekti. İnanmak ne güzel şeydi! İnanmış insan, ne kadar da güzeldi! Sanat yenilenmekti! Sanat yenmekti! Sanat ‘yeniden yeniden’ demekti İlhami Atalay için. Bizi çepeçevre sarmış olan dünya kuşatmasına karşı kutsal bir direnişti. Üzerine yüreğinden başka muska takmadan yürümekti. Yürümek, yürekli olanların işiydi elbet. Bu kutsal yürüyüşte yüreğini eline almış ön safta korkusuzca yürüyordu İlhami Atalay. Allah’a kul olmuş insanı siz ne ile korkutabilirdiniz ki? Duruma ve ortamına göre şekil alan eyyamcılarla mı? Vicdanını susturmuş, çıkardan başka bir şey konuşmayanlarla mı? Bir şey olmaktan ziyade, olmuş gibi görünmenin peşinde olan maskelilerle mi? Kella!!

Söz verilmişti çünkü kalu belada! Verdiği sözü bir kez olsun hatırlayanın, sözünden dönmesi mümkün müydü? Değildi! Dönmedi ve dönmeyecekti İlhami Atalay. Allah için tuvalini ve dünyasını renklendirmeye devam edecekti.

Bunları neden yazıyorum? ‘Bize ait olan ne kadar uzakta’ diyor ya İsmet Özel. Çok uzakta değil. Bize ait olan, bizden olan, bizim olan İlhami Atalay çok yakınımızda.

Yakıcı olan ne peki? Bizden ırak olan, bize ait olmayan, bizim olmayanların, onun sanatına bizden daha çok sahip çıkıyor olmaları. Onu bizden daha fazla tanımaları.

Her insan kendi coğrafyasının sanatkarıdır” diyor oysa İlhami Atalay. Kendi ülkesinin, kendi vatanının... Amma velakin, kendi coğrafyası onu yeteri kadar bilmekten yoksun kalıyordu. Yakıcı olan, işte bu! İçimi yakan bu! İçinizi yakması gereken işte bu! Bilmiyor olmanın sorumsuzluğu! Artık biliyor olmanın sorumluluğu!

 

Sümeyra Cevahiroğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Aralık 2015, 13:40
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20