banner17

Su üstüne yazı yazan dervişi dinledik

Muhyiddin Şekur geçen gün İstanbul’da bir konuşma yaptı. Abdülaziz Tantik Bey de oradaydı ve izlenimlerini aktardı.

Su üstüne yazı yazan dervişi dinledik

 

“Su üstüne yazı yazma”nın keyfiyeti ve bu keyfiyetin sağlayacağı zihnî ve ruhî donanımı üzerine derin teemmüller gerçekleştirmeli insan ki bu dünyadaki serüvenini anlama büründürsün… İşte Su Üstüne Yazı Yazmak kitabı, okurken insanın anlam arayışındaki rikkat ve dikkatin ne kadar önemli olduğuna bir telmih gibi gelmişti. Suya yazı yazmanın zorluğunun anlamını kavrama ve hakikati elinde tutmanın zorluğu yanında önemsiz kalışı gibi…Muhyiddin Şekur

Bütün kitaplar, kendilerine yönelik bir ilgiyi kuşandıktan sonra…

Muhyiddin Şekur’un konferansına geçmeden önce Su Üstüne Yazı Yazmak kitabının muhtevasına yönelik birkaç tespiti yapmalıyım: Öncelikli olarak ezoterik bilgi yönünde mesele çok vazıh bir şekilde anlatılmıştır. Fakat kitabı öyle bir seferde çözümlemeye kalkarsanız olmaz! Onu sindirerek ve birkaç kez okuyarak tadına varmalısınız. Öykülerini dikkatle izleyerek kendi hayatınızdaki karşılığı üzerine bir tefekkür gerçekleştirmelisiniz ki böylece kitabı anlamaya yönelik bir ilgiye mazhar olasınız. Çünkü bu kitap ile birlikte ben kitabın kendisini açmadan insanın kitaptaki anlama ulaşacağına inanmamaya başladım.

Bu her kitap için geçerli olan bir şeydir. Bütün kitaplar, kendilerine yönelik bir ilgiyi kuşandıktan sonra kendilerine yöneldiğinizde size anlam dünyalarını açarlar. Ayrıca her kitapta anlam katmanları vardır. İlk okuyuşta elde ettiğiniz anlam ile birkaç okuyuştan sonra ulaşacağınız anlam katmanı arasında önemli bir fark var olmalıdır. Eğer yoksa siz kitabı okumayı bilmiyorsunuz demektir.

Muhyiddin ŞekurSu Üstüne Yazı Yazmak’ın önemi

Böylece batınî bilgiyi ihtiva eden kitaplara ise daha dikkatli bir ilgiyle yönelmelisiniz ki kitap size sırlarını ifşa etsin… İşte Muhyiddin Şekur’un Su Üstüne Yazı Yazmak kitabı bir arayıcının özelliklerine vurgu yapıyor. Bu özellikleri arasında en önemli özelliğin teslimiyet ve tevekkül olduğunu gözlemliyoruz. Ve unutulmaması gereken bir şey de, yüce Kadiri Mutlak’ın bize biçtiği konumu aramaktır. Bu arayışta ise sabırlı olmayı öğrenmektir.

Kitabın en güzel tarafı, bir müridin ruhsal gelişimini öyküler aracılığı ile ve aynı şahıs üzerinden tanımlayarak, somut olaylarla bağını kurarak anlatmasıdır. Dikkatli bir gözle bakıldığı zaman kitap bir ruhsal yolculuğun makamları, durakları ve bu makam ile durakların psikolojik vasatlarına yönelik önemli tespitlerde bulunuyor. Bu makam ve duraklar arasındaki tedirginliğin ve psikolojik zeminin özellikleri vurgulanıyor ve uyarılarda bulunuluyor. Büyük bir keyifle okunabilecek zengin bir metinle karşı karşıya bırakıyor okuyucuyu…

Muhyiddin Şekur küçük harflerle konuşmayı yeğledi

30 Nisan 2012 günü Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde Muhyiddin Şekur’un konuşması olduğunu öğrendiğimde bu adamla tanışma ve dinleme isteğim baskın çıkarak mutad yaptığım pazartesi konuşmasına ara vererek öğrencilerim ile birlikte oraya gittik. Harika bir ortam vardı. Kalabalık iyiydi. Yeni çıkan kitabı satışa sunulmuştu.

Ama burada bir itirazımı da belirtmek istiyorum: Kitabın üzeri fiyatı 16 TL iken orada 15 TL’ye satışa sunulması meselenin ticarî boyutunu gözler önüne sermesi açısından bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Hâlbuki yazarı orada, insanlar orada ve zaten yapılan iskontoyu orada yaparak hem kitabın satışı çoğaltılabilir ve hem de insanların o an kitap alma zevkini tatmasına imkân tanınmış olurdu. İki kitap almak istemiştim, ama fiyatı yüzünden almadım ve buna üzüldüm işin açıkçası… Bu tip organizasyonlarda ticarî taraf arkaya itilse daha güzel olur. Timaş’a ve Sufi Kitaplığı’na duyurulur.Muhyiddin Şekur

Muhyiddin Şekur’u ilk karşılayanlardan biri olarak ona selam verdim ve Türkçe hoş beş ettik. Kendisi de Türkçe hitap edemediği için salondan özür diledi. Bu büyük bir incelik ve dinleyiciye gösterilen saygı açısından çok önemli… Kalabalık sessizce konuşmayı dinledi. Zaten Muhyiddin Şekur çoğu kez sanki kendisiyle konuşur gibi küçük harflerle konuşmayı yeğliyordu. O yüzden anlamakta zorlanabiliyorduk. Ama sanırım salonda kimsenin bundan şikâyeti yoktu. Bu da konuşmanın başından sonuna kadar ‘kendinizi dinleyin’ uyarısına canlı bir örnekti de…

Özellikle ihlasa yaptığı vurgu güzeldi

Konuşmanın giriş bölümünde öz yaşam öyküsünü ve kitabı yazmasının hikâyesini anlattı. Ayşe Şasa ile tanışmasını da anlatan Şekur onunla halen görüştüklerini belirtti. Böylece tanışmanın dostluğa evrildiğinde uzun süreli ve mekânsal ayrılıkların önemli olmadığını ihsas etti.

Şekur’un konuşması ağırlıklı olarak Su Üstüne Yazı Yazmak kitabındaki ruhî aşamalardan pasajlar taşıyordu. Dinleyiciye kendisiyle başbaşa kalmasını ve her halükarda şükür halini yaşaması gerektiğini; yani karşı karşıya kalınan zorluk ve kolaylıkların tümünde de şükretmenin kul olmanın bir sorumluluğu olduğunu aktarıyordu. Özellikle ihlasa yaptığı vurgu güzeldi. Ve ihlas üzere kulların şeytanın tuzaklarından emin olabileceğine yönelik telmihi de ayrıca kayda değerdi.

Verdiği örnekte olduğu gibi: Bir kuşa yem verin ama bu kuşa yem verirken ona niçin yem verdiğinizi bilin ve farkında olun ki bu kuşa yem vererek onu doyuruyorsunuz ve o, sizin için aldığı bu güçle tüylerini parlatacak, size daha güzel ve şirin görünecektir. Buradaki sıradanlığın sonsuzluğuna gönderme yaparak insanın aslında bir mucize dünyasında yaşadığını ama bunu düşünemediği için yeterli düzeyde anlamlandıramadığı sadedinde söyledikleri de önemliydi. Sürekli dua halinde olmak, yaptığımız her şeyin bir dua olduğunu ve bu isteklerimizin önemli olduğunu, çünkü bu isteklerin geleceğimizi belirlediğini belirtmesi de ayrıca güzeldi.

Konferansın coşkusu sükûnunda saklıydı

“Kendini bilen Rabbini bilir” sözünü konuşmanın finaline bırakarak aslında her insanın önce kendisini tanıması gerektiğini ve bu tanıma eşliğinde Rabbi ile daha sağlıklı bir ilişki kurabileceğini dillendirdi. Rabbi tanımanın ancak kişinin kendisini tanıması ile birebir ilişkili olduğunu vurguladı. Psikolojik rahatsızlıklarda da empati yoluyla insanın kendini daha iyi tanıyabileceğini ve kendi sorunlarının çözümünü bulabileceğini söylemesi iyiydi.

Konferansın coşkusu sükûnunda saklıydı ve sükûn üzere sürdü, bitti… Ayrılanların yüreklerinde oluşan sekineti fark etmek ise sadece kişinin kendi yüreğine yönelmesini gerektiriyordu.

En kısa zamanda yazarın Gölgeler Koridoru’nu da alarak okumaya başlayacağım inşallah… Okuyucularıma da tavsiye ediyorum.

 

Abdülaziz Tantik haber verdi

 

Fotoğraflar: Bünyamin Yılmaz

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2012, 10:15
YORUM EKLE
YORUMLAR
mu sa tekin
mu sa tekin - 7 yıl Önce

kendini bilen rabbini bilir,nefsini bilen rabbini bilir,aczini bilen haddini bilen süper olur:)

banner8

banner19

banner20