banner17

Sosyal medya, devrimlerin en etkin aracıydı

İlmi Etüdler Derneği, 27 Temmuz 2015 günü ilgi çekici bir seminere ev sahipliği yaptı. Michigan Üniversitesi’nden Dr. Muzammil Hussain 'Dijital Medya ve Arap Baharı' konulu bir seminer verdi. Deniz Baran etkinlikten notlarını paylaştı.

Sosyal medya, devrimlerin en etkin aracıydı

Entelektüel birikimin ve toplumsal düşüncenin Batılılaşma istikametinde gelişebileceği fikri ile oluşan buhranın tüm boyutlarıyla anlaşılması, Türkiye’de kendi ilim ve düşünce geleneğimizden beslenme söyleminin yaygınlaşmasını ve bu yöndeki girişimlerin artmasını beraberinde getirmişti.” tespiti üzerine vizyonunu inşa eden ve 2002’den bu yana bu doğrultuda faaliyetlerini sürdüren İlmi Etüdler Derneği 27 Temmuz 2015 günü ilgi çekici bir seminere ev sahipliği yaptı.

Yakıcı sıcakların rehaveti körüklediği bu günlerde belki bu tip faaliyetlere gündemde yer vermek güçleşti ancak seminerin tanıtımını okuduğum zaman, hayatımıza ciddi olarak temas eden bir konu hakkında uzmanından bilgi almanın faydalı olabileceğini gördüm. Michigan Üniversitesi’nden Dr. Muzammil Hussain “Dijital Medya ve Arap Baharı” konulu bir seminer için konuk olacaktı. 

İlk bakışta birkaç yıl önce, sosyal medya fenomeninin keşfedildiği vakitlerde bol bol rastladığımız konseptte bir seminere benzeyen bu etkinliği özel kılan iki nokta oldu benim için. Her şeyden önce, dediğim gibi, bu konu alışıldık olsa da birkaç yıl öncede kalmıştı ve Arap Baharı mefhumu tersine bir rüzgarla hayatlarımızdan çıktığından beri bu konuya eğilen etkinliklerin de modası geçmiş gibiydi.

Halbuki Arap Baharı benzeri süreçlerin düz grafiği olan kısa müddetli toplumsal hadiseler olmayıp uzun toplumsal dönüşüm süreçleri olduğunu fark edenler için aslında bu tip mevzuların modası geçmemeli. Bilakis asıl şimdi yani süreçler dalgalandığında olan bitenleri mercek altına almak çok daha kritik. Bu sebeple seminerin konusu önemliydi. İkinci nokta ise seminerin ilânında yer alan tanıtım metni, alt konu başlıklarını iyi belirlemişti ve uzman birinden bilgi alacağımız hissini uyandırdı. Ben de Arap Devrimlerinin tavan yaptığı yıllarda ilgilendiğimiz bu mevzuya bir de geriye dönüp göz atmayı önemli bularak etkinliğe katıldım.

Genel tanımlardan sipesifik meselelere

Dr. Muzammil Hussain, iletişim bölümünde hocalık yapmakta. Genç biri ve ilgi çekici bir üslubu var. Küçük bir seminer salonunda toplanan bizlere okuduğumuz/ çalıştığımız bölümleri sorarak seminere başladı. Tam olarak neden orada olduğumuzu duymak ister gibiydi. Slaytı baz alarak yapacağı konuşmada genel tanımlardan spesifik meselelere doğru bir yol izleyecekti. İlk olarak dünyadaki devletlerin dijital medya ve bilhassa sosyal medya yönetimi için sarf ettiği büyük eforu ortaya koydu ve bu meselenin artık global ölçekte ne kadar önemsendiğini gösterdi. Kuzey Kore, Suudi Arabistan gibi “istisnai” rejimler hariç dünyadaki hemen her devletin sosyal medya üzerinden kamu politikalarını sürdürmek için ciddi şekilde kafa patlattığını ve sosyal medyanın her geçen gün artan işlevlerini verimli kullanmak için maddi- düşünsel ciddi bir kaynak ayırdığını belirtti. Anladığım kadarıyla asıl konumuz olan Arap Baharı, devletleri bu noktaya çeken bir kırılma noktası olmuştu. Yine devletlerin aldığı bu rolle ilintili olan “political technologist” kavramına değindi ki benim için yeni ve ilgi çekici bir kavram oldu. Pek üstünde durmadığı için kavramı tamamıyla idrak ettiğimi söyleyemesem de sonrasında internette yaptığım kısa bir araştırmada Rusya çıkışlı bir kavram olduğunu gördüm. Teknolojik imkanları politik bir ajanda için kullanan profesyonelleri karşılayan bu kavram Rusya’da “Putinizme” arka çıkan bazı internet profesyonelleri için kullanılıyor.

Dr. Hussain sonrasında sosyal medyaya eğilen çalışmalar sonucu ortaya çıkan bazı perspektiflerden yola çıkarak konuyu farklı yönlerden ele aldı. İlk ortaya koyduğu perspektif sosyal medyanın ve dijital medyanın demokrasi tarihi içinde yeni bir akımı oluşturduğunu, kısaca “4. dalga demokrasi biçimi” olarak tanımlandığını belirtti. Önceki dalgalardan bahsedilmedi ama örneğin 3. dalga da klasik medya olsa gerek. Dijital medyanın yeni biçime sahip bir demokrasi şekline dönüşüsü en iyi şekilde Arap Baharı’nda gözlemlenebilmişti. Bu yeni biçimi “yeni” kılan, kendine has bazı özellikleri olmasıydı. Gerçekten de seminer sırasında bazı detaylar incelendikçe bizlerde de daha yüksek bir farkındalık oldu. Bizler de uzaktan da olsa Arap Devrimlerini yaşamıştık, sonrasında ülkemizde de çalkantılı birçok toplumsal hadisede sosyal medya fenomeninin zirve yaptığını görmüştük. Fakat tüm bunları yoğun ve hızlı bir şekilde yaşayıp spontan tepkiler veriyoruz. Dönüp de tüm olan biteni tepeden bir gözle inceleme imkânı bulamıyoruz. İşte seminerde geçmişe dönüp bazı detaylara bakınca bir devrin değiştiğini detaylara nüfuz ederek, daha çarpıcı şekilde fark etme imkânı bulduk. Mesela neydi bu detaylar?

Kimi ülkelerde askerleri, kiminde halkı ayaklandırdılar

Arap Baharı denen dalga birçok ülkeye yayılmıştı evet ama her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre farklı kesimleri harekete geçirmişti. Yani örneğin Mısır ve Tunus arasında dahi büyük fark vardı. Dr. Hussain iki ülkede İslami ve seküler kesimlerin oynadığı rolleri baz alan bir kıyas yaptı. Kimisinde askerler, kimisinde gençler, kimisinde kırsal kesimden insanlar, kimisinde sanatçılar, kimisinde işçiler veya tüm bunların farklı oranlarda bileşimi… Her ülkede fitili ateşleyen ve ağırlığını ortaya koyan kesimler çok farklıydı. Klasik büyük çaplı ayaklanmalarda/ protestolarda belli sınıfların/ kitlelerin; olayların cereyan ettiği her yerde hemen hemen aynı olduğunu görmek çok daha olasıdır. Her bölgede işçi ayaklanması, köylü ayaklanması, burjuvazi ayaklanması tarzı belli bir profilin öncülük yapması şeklinde bir ayaklanma olabilirdi. Ancak sosyal medya bir ruhun, bir talebin, kaba tabirle de gazın kitlelere yayıldığı bir mecra haline geldi ve bireysel olarak yayılan bu “talebe” sahip çıkmayı arzu eden herkes aidiyet hissettiği kitleden sıyrılarak kendi adımını atabilir hale geldi. Tabi bu husus ayrıca yazı konusu olacak kadar ince bir mesele ve seminerde anlatılanlarla kendi çıkarımlarım karışabiliyor yazıyı yazarken. Kısaca sosyal medya kaynaklı devrim dalgasının sınıf/ kitle üstü bir etkiyle her ülkenin kendine has fay hatlarını oynatabildiğini bir tespit olarak ortaya koymuş olalım.

Başka bir önemli detay, Arap Devrimleri sırasındaki protestolarda tipik Ortadoğu çatışmaları neredeyse hiç devreye girmedi. Günümüzde de toplumların başına musallat olduğuna şahit olduğumuz birçok kronik çatışma devrimler sırasında konu dahi edilmedi. Hatta iç çatışmalar bir yana, normalde bölgedeki protestoların vazgeçilmezi olan ABD- İsrail bayrağı yakma tarzı eylemler görülmedi. Tamamen bireysel arayışların ve bıkkınlığın kollektif enerjiye dönüştürüldüğü bir zemin oluştu.

Genelde bu tip büyük çaplı ayaklanmaların akıbeti için önemli görülen “karizmatik bir lider” bu sefer zuhur etmedi. Zaman zaman öne çıkan aktivist gençler oldu elbette ama hiçbiri kitleleri arkasında sürükleyen liderlere dönüşmedi. Öyle bir figür olmadan da ayaklanmalar sonuç verebildi. Liderin birleştirici rolü bir bakıma sosyal medyaya transfer oldu. Bu da çok ilginç bir detaydı Arap Baharı’nın dijital medya ile sıkı bağına dair.

Meydanlardaki insanlar canlı yayın makinesi gibiydiler

İnsanlar meydanlara telefonlarıyla gidip adeta birer canlı yayın makinesi gibi çalıştı. Dijital medyanın bu denli belirleyici rol oynadığı ilk etkinlik Arap Devrimleriydi. Kendimizi bir anda sosyal medyanın kollarına bıraktığımız için bu süratli dönüşümü fark edemesek de Arap Devrimleri sırasında dijital medyanın klasik medyanın üzerine çıkışına ve tüm dünya için yeni bir kapı açtığına şahit olduk. Arap Devrimlerinden sonra dünyanın neresinde olursa olsun protestolar farklı bir mahiyetteydi. 

Dr. Hussain’in değindiği bir diğer perspektif sosyal medyanın getirdiği kolaylıklar oldu. Online aktivizmden ve sayısı kat kat artan bloggerların kendiliğinden oluşturduğu küresel ağdan bahsetti. Sosyal medya sayesinde çok daha rahat ve hızlı örgütlenme imkanı doğdu. Ortak bir toplumsal hissi vurgulamak ve yaymak daha kolay hale geldi. Kollektif aktivitelerin organizasyonu kolaylaştı. İnsanların ortak bir kimlik oluşturması da hakeza kolaylaştı ve tüm bunlar devlet vb. otoritelerin kolayca müdahale edemediği bir zeminde gerçekleşti. Tüm bu unsurları kendinde toplayan bir online aktivizm örneği olarak Tahrir ateşini yakan genç olarak bilinen Asma Mahfouz’un meşhur videosu analiz edildi.

Seminerin ilerleyen kısmında dijital medyanın dönüştürücü rolüne dair bazı çarpıcı örnekler verildi. En akılda kalıcı iki örnekten bahsedeceğim. Birincisi 2006 yılında alınmış bir sosyal medya, mesaj uygulamaları vb. kullanımı haritasıydı. Çok uzak değil henüz 2006’da ekseriyetle Kuzey Amerika ve Avrupa ağırlıklı bir kullanım haritası vardı. Yani global değil Atlantik’i içeren bir network söz konusu diyebiliriz. 2012’de aynı harita ortaya koyduğunda ise tablo çok farklıydı. İletişim ağlarını temsil eden beyaz ince çizgiler tüm haritayı kaplamıştı ve artık belli ufak bölgeler hariç tüm dünya yoğun bir şekilde sosyal medya/ mesaj uygulamaları aracılığıyla iletişim halindeydi. 6 yıldaki muazzam değişim bir şeyin habercisi gibiydi… İkinci örnek ise Mısır’da devrim sırasında online rol alan kişilerin politik kitlelere dağılımını gösteren grafikti. İnternet kullanımıyla bu denli arası olmayan İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) devrim sırası online aktivite konusunda başı çekmeye başlamıştı.

Sosyal medya ve devrim

Daha sonra sosyal medya- devrim ilişkisini anlamak için gelişim süreçleri incelendi. Detaylara girmeden özetlenen süreçleri inceleyince sosyal medyanın spontan olduğu kadar da organize bir örgütlenme ortaya çıkardığı daha iyi görüldü. Öncelikle ana medyada gösterilmeden sosyal medyada yayımlananan şeylerin toplumu ateşlemesi söz konusu oluyordu. Bu durum otoritelerce başta ciddiye alınmamış gibiydi ancak sonuç büyük oldu. İşi daha ilgi çekici kılan ise gördükleri ile ateşlenen insanlar da mobil aygıtlarıyla alanlara akın ediyordu. Yani gördükçe göstermek istiyorlardı. Haliyle yukarıda belirttiğimiz gibi her bireyin birer canlı yayın makinesine dönüşmesi durumu ortaya çıktı. Kendini besleyen bir döngü vardı, insanlar gerçekleri gördükçe ateşleniyordu ve meydanlara iniyordu veya online faaliyete başlıyordu; bunu yaptıkça da kendileri de bir şeyleri gösteriyordu ve genişleme devam ediyordu. 

Tüm bu genişlemenin neticesinde ulusal/ uluslararası otoriteler ortaya çıkan duruma dikkatini vermek durumunda kaldı. Zaten seminerin başında anlatılan duruma varan yolculuk da bu dikkati veriş ile başladı. Adeta devletlerin sosyal medyaya teslim oluşu yaşanıyordu. İnsanlar da bunu fark ettikçe davasına/ çabasına daha fazla inanmaya başladı, klasik medyayı alt edip gündeme nüfuz ettiklerini hissetti. Daha da yaratıcı ve etkili işler ortaya konmaya başlandı. Ayrıca artık dijital medya yayını hayati görülüyordu. Kameralar meydandan bir kez kalksa, mesele gündemden biraz düşse sadece bu enerji dalgası sönmeyecekti, üstüne belki de insanların hayatları tehlikeye girecekti ve devrim sona erecekti. Bu hususa dair Bahreyn örneğini verdi Dr.Hussain. Nitekim Mısır’da da birçok ülkede de böyle bir duruma düşülmedi, meydandaki halk küresel ilgiyi üzerinde tutmayı sosyal medya sayesinde başardı. Ve rejimlerin de bu fenomeni kabullenip aynı yolla karşılık vermeye başlamasıyla zirve noktasına varıldı. Artık post-protesto dönemine denk gelen “bilgi savaşları” (!) süreci başlayacaktı ki günümüzde Türkiye’de de yoğun yaşanan süreçlerden biri bu oluyor.

Sosyal medya süreçleri incelendikten sonra seminer sona erdi ve soru-cevap kısmına geçildi. Soru-cevap kısmından ilgi çekici bir kısım ise sosyal medyaya dair komplo teorilerine dair soruydu. Dr. Hussain bence güzel bir bakış açısıyla cevabını verdi. Komplo teorisi diye ortaya konan birçok şeyin dikkate değer olduğunu ancak bunların komplo diye adlandırmayı tercih etmediğini söyledi. Uluslararası ilişkilerde çokça uygulanan kamu diplomasisi unsurlarının sosyal medya zemininde uygulanmasında çok da şaşılacak bir şey olmadığını, farklı devletlerin her zaman birbirinin kitlesine yönelik diplomasi yaptığını belirtti. Tüm olanların komplo olarak adlandırılamayacağını da şu örnekle destekledi: Devletler artık bütçe ayırıp profesyoneller istihdam etmelerine rağmen kimi zaman basit, bütçesiz bloggerlar kadar etki sahibi olamıyorlar. Yani devletlerin sıfırdan bir hareket üreteceği sosyal medya komplolarına imza atması çok güç, çok komplike bir süreç. Yapılanları ancak bir kamu diplomasisi aygıtı olarak görmek daha mantıklı.

 

Deniz Baran aktardı

Güncelleme Tarihi: 30 Temmuz 2015, 11:56
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20