Son on yılda sisteme karşı duruş yara aldı

“28 Şubat-Bin Yılın Sonu” paneli, Mustafa Erdoğan, Cevat Özkaya, Alev Erkilet ve Sibel Eraslan’ın katılımıyla gerçekleştirildi..

Son on yılda sisteme karşı duruş yara aldı

 

Tam panelin yapıldığı salona girmiş ve yerime henüz oturmuştum ki Mustafa Erdoğan şu cümlelerle konuşmasını bitiriyordu: “28 Şubat, insanların kendi iyilerini başkalarına zorla dayatmasıdır. Bu süreçte evrensel hukukun dışına çıkılmıştır.” Panelin ilk konuşmasını kaçırmanın esefiyle birlikte panelin kalan kısımlarını ilgiyle dinleme arzusunu sağ cebime koyarak, kendimi bu güzel panele kilitledim.

İstanbul’un yoğun koşuşturmacası içinde Araştırma Kültür Vakfı’nın “Umran Toplantıları” başlığı altında düzenlediği “28 Şubat-Bin Yılın Sonu” paneli tam da 28 Şubat’ın yıldönümüne yaklaştığımız şu günlerde kaçırılmaması gereken önemli etkinliklerdendi. 23 Şubat Cumartesi günü İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde gerçekleşen panelin oturum başkanlığını İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr Mustafa Tekin yaptı. Konuşmacılar ise Mustafa Erdoğan, Cevat Özkaya, Alev Erkilet ve Sibel Eraslan’dı. Bir tanesi sabah, diğeri öğleden sonra olmak üzere iki oturumda gerçekleşen panelin ben ancak 2. oturumunun 2. konuşmacısına yetişebildim.

Öncelikle belirtmeliyim ki bir hayli istifade ettim yapılan bu sunumlardan. Gerek parmak basılan konular, gerekse konuşmacıların üslubu dinleyicilerin hayli ilgisini çekecek cinsteydi. Genel bir değerlendirme ile söyleyecek olursak, Alev Erkilet konuşmasında belki de bugüne kadar 28 Şubat süreciyle alakalı olarak çok az dikkatimizi çeken bir konuya değindi. Onun konuşmasının başlığı “28 Şubat sonrası İslamcılığın seyri” idi. Daha sonra sözü alan Cevat Özkaya’nın sunumu ise hem dinleyiciler, hem de sunum yapmak için orada bulunan konuşmacılar tarafından büyük bir alaka ile dinlendi. “Türkiye’nin darbe geleneği içerisinde 28 Şubat postmodern darbesi” başlıklı sunumunda bize darbelerin tarihî seyrini, nasıl darbe hazırlandığını trajikomik örnekler üzerinden anlattı. Panelin son zevk veren sunumunu ise Sibel Eraslan yaptı. “28 Şubat, başörtüsü ve hayata dair soruları olan kadınların ortak serüveni” başlığı etrafında yaptığı konuşmasının kilit noktası, son yüzyılda modernleştirme çalışmalarının merkezine konulan “Müslüman kadının” yaşadığı ortak çileydi. Biz fark etmiyorduk ama coğrafyalar değişse de üzerimizde uygulanmaya çalışılan plan aynı plandı…Alev Erkilet

Müslümanların sisteme karşı duruşları yara aldı

Alev Erkilet Hanımefendi konuşmasına İslamcılığın son 10 yılda aldığı yaralar üzerinden açılımlar yaparak başladı. Ona göre durumun en üzücü tarafı, bu yaraların Müslüman kimliğiyle ortaya çıkan ve yoluna devam eden iktidar süreciyle beraber ortaya çıkmış olmasıydı. Bu bağlamda 3 maddede konuşmasını çerçevelendirdi. Birinci madde olarak “Toplumsal bir hareket olarak İslamcılık” konusunu ele aldı ve şu değerlendirmelerde bulundu: “Geçtiğimiz on yıllık süreç içerisinde, bu topraklarda İslamcılık beş konuda yara almıştır:

1. İlk yara alan kavram Müslümanların sisteme karşı duruşlarından vazgeçmeleridir. 2002’ye kadar statükoya olan bakış açısı sadece askere ve darbecilere karşı değildi,  emperyalist bir düzene karşı topyekûn bir karşı koymaydı.  Darbelerin gündemde olmadığı bu son on yıllık süre zarfında ise içerisiyle problemi olmayan muhafazakâr bir Müslüman kitlesi doğmuş oldu.

2. Ümmet kavramı yara aldı. Son Suriye olayında da gördüğümüz gibi biz bu meseleye bir ümmet meselesi olarak değil, Birleşmiş Milletler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlı olarak insan hak ve hürriyetlerini koruma bağlamında yaklaştık.

3. Son dönemlerde İslamcı dernekler de reel politik gerçeklerle hareket etmeye başlayarak daha çok infak işlerine yöneldiler, bu da yara alan bir diğer meseleydi. Mesela Çeçenistan bizim için artık umursanmayan bir coğrafya haline geldi. Daha on yıl önce buradaki Müslümanlar Çeçenistan’la duygusal bir bağ içerisindeydi ve orayı görmezden gelmiyordu, bugün ise durum çok daha farklı bir yerde.

4. Diğer bir yara alan tartışma konusu ise Ulu’l-Emre itaat hakkındadır. Ortada kendini Müslüman olarak tanımlayan bir idare olduğu için, bu bağlamda yapılan tartışmalar da artık gereksiz görülerek yapılmaz olmuştur.

5. Geri çekilmiş ve yara almış bir diğer kavram ise ‘Gerçek İslam Arayışı’dır. Birçok kimse İslam’ı daha güzel nasıl yaşarız sorusunun cevabını Kur’an ekseninde aramıyor artık; çünkü hemen herkesin yaşadığı ortalama bir İslam’a fit olmuş durumdayız.”

28 Şubat’ın gerçek manada mağduru kadınlardır

Konuşmasında ikinci başlık olarak “Epistemolojik olarak İslamcılığa” dikkat çeken Alev Erkilet, cevaplanması gereken bazı soruları dile getirdi. Ona göre meselenin bam teli İslamcılık epistemolojisini hangi paradigma üzerinden devam ettireceğimiz sorunuydu. Modern Batının bilgi paradigması üzerinden mi sorgulayarak devam edecektik yoksa postmodern paradigmalar üzerinden mi? Bir İslam sosyolojisinin, İslam iktisadının ve İslam antropolojisinin imkânı ne kadardı? Ona göre esasen bu kavramları ilk kez kullanan, üzerinde araştırmalar yapan Ali Şeriati ve İlyas Ba Yunus gibi isimler bu alanda çok önemli çalışmalar yapmışlardı. Hatta Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra’sı da böyle bir İslamcılık ideali için kurulmuş bir hayaldi. Alev Erkilet, modernitenin kafayı kompartımana ayırmasına da ciddi eleştiriler getirdi. Bu öyle sıradan bir olay değildi çünkü kompartımana ayrılan kafa hem dinini yaşayan bir dindarı, hem de düşüncesini Batı aklıyla ören seküler bir aklı bir arada yetiştirmeyi hedefliyordu.

Üçüncü ve son olarak “Kadın meselesine bakış açısı olarak İslamcılığı” irdeleyen Alev Erkilet, şu önemli maddeleri manifesto şeklinde sundu:

1.Türkiye’deki kadınları aktivite eden gerçek hareket İslamcılık hareketidir.

2.80’lerde Müslüman kadın aktif siyasetin bir öznesiydi. İslamcı hareket, kadınları La İlahe İllallah çerçevesinde özgür bir ortama sokmuştur.

3.28 Şubat’ın gerçek manada mağduru kadınlardır. Müslüman kadın en ağır bedeli de kamusal alandan gönderilerek değil, erkeğinin yanında dava arkadaşı olmaktan çıkıp, önce eş ve anne konumuna indirgenerek, zaman içinde bu iki kavramda yapılan değersizleştirme ile nereye oturduğu belli olmayan konumundan dolayı ödemiştir.

4.Başörtüsü yasağı olmadığına dair bir güvence olmadığı sürece Müslüman kadınlar Türkiye’deki mevcut iktidarın sürüklediği yere gitmek zorundadır.

Cevat ÖzkayaDarbelerin sermaye ve üniversite ayağı göz ardı edilmemeli

Panelin 2. konuşmacısı Cevat Özkaya ise sunumuna bir anısını anlatarak başladı. Kendisi dört darbe görmüş bir zat-ı muhterem olarak radyo ile tanışmasını 27 Mayıs darbesinin ona olan yararı olarak hatırlıyor çünkü babası rahmetli Menderes’i çok sevdiği için Yassıada sürecini takip etmek için eve radyo almıştı. Tabi sadece iki radyonun olduğu bir köyde her akşam köyün yarısına hizmet etmek zorunda kalan annesine ise 27 Mayıs darbesi pek güzel anılar bırakmamış.

Böyle esprili bir giriş yaptıktan sonra darbelerin genel mantığıyla alakalı olarak bizlere şu bilgileri aktardı Özkaya: “Türkiye’de 4 fiilî darbe ve 29 tane ise darbe teşebbüsü oldu. Bunun merkezinde yatan mantığı darbe yapanlar şöyle açıklıyor: ‘Rayında gitmeyen bir şeyler vardı; biz o rayında gitmeyen şeyleri yerine koyduk. Biz Latin Amerika’nın ve Suriye’nin darbecilerine benzemeyiz. (O zamanlar Suriye’de her iki senede bir darbe oluyordu.) Biz raya oturtmak için gelir ve gideriz, kalmayız…’ Bu ülkede elit grup habire yanlış yola giden ahaliyi askeri araçlar kullanarak doğru yola sevketmeye çalıştı. Bu yüzden hâlâ daha darbelerin olmayacağının garantisi yoktur.”

28 Şubat’ın çok hain bir darbe olduğunu da ekleyen Cevat Özkaya, sözlerine şöyle devam etti: “Bütün darbelerde asıl güç darbeci askerlerin elindedir. Osmanlı’da ulema, umera ve saray vardı. İkisi birleşince öbürünü bertaraf ederdi. Mesela Sultan Abdülaziz döneminde modern darbeler oluşmaya başladı, Kuleli vakası gibi. 50’li yıllarla beraber darbeler sistematikleşti. Hatta bu arada trajikomik olaylar yaşandı, 1954 yılında subaylar Davutpaşa kışlasında (27 Mayıs’ı yapacakların bir kısmı) sucuklu yumurta yiyip ne olacak bu ülkenin hali derken başladılar darbe planları yapmaya. Biz bunları yeni yeni hatıralardan öğreniyoruz.  27 Mayıs darbesi öncesinde halkın psikolojisini hazırlıyorlar. 28 Nisan’da çıkan eylemlerde Turan Seyrek’in öldürülmesi ve ardından yaşanan gelişmeler bunun en belirgin örneğidir. Medya bunu ‘onlarca öğrenci öldürüldü ve öğrencilerin etinden kıyma yapıldı’ diye haber yapıyor. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocası ‘Bulduklarımızı gömüyor, bulamadıklarımızı arıyoruz’ diye demeç veriyor. İstanbul Üniversitesi’nde olan bir olay tüm ülkeye ‘kan gövdeyi götürüyor’ şeklinde lanse ediliyor.  Bir kişinin ölmesi bile önemli bir olaydır, gündem edilmelidir ancak dikkat buyurun, burada bilinçli bir psikolojik harekât vardır.”

27 Mayıs darbesini CHP yaptığını, İnönü’nün de desteklediğini belirten Özkaya, bu darbelerde öğrencilerin ve gençlerin kullanıldığını ifade etti. Cevat Özkaya ardından şunları ekledi: “12 Eylül’de de aynı şeyler seyrediyor. Maraş’ta o zaman kadar kardeş gibi yaşayan Sünni ve Aleviler kavga ediyor. 128 kişi ölüyor. Kitleler kışkırtılıyor. Bedrettin Demir diyor ki: ‘1979 yılında her şey hazırdı ama ortamın biraz daha olgunlaşması gerekiyordu.’ Bu olgunlaşmanın anlamı 2000 kişinin daha ölmesi demekti. Darbeler öyle rastgele gelmiyor yani, hazırlanıyor. Dış güçlerinde parmağı var tabi ki.”

28 Şubat sürecinde darbenin görünen beyni Deniz Kuvvetleri komutanının, “Artık bundan sonrasını sivil kuvvetler yapsın.” dediğini aktaran Özkaya, süreci şöyle anlattı: “1995’te Refah partisi iktidara geliyor. O günkü güçlerin kabul edemeyeceği bir iktidar bu. En çok kullanılan kelimeler irtica, başörtüsü, şeyh, İran, Afganistan, İmam Hatip… Tam bir psikolojik savaş var. Fadime Şahin ve Ali Kalkancı olayını hatırlayalım, nasıl olayın kurgulandığını, kişilerin oradan buradan nasıl toplandığını. Bütün toplum Fadime Şahin ve Ali Kalkancı üzerinden baskı altına alınmış, kendi Müslümanlığından utanır hale getirilmişti.”

“Yasin Aktay’ın çok güzel bir ifadesi var” diyen Özkaya, bu sözün “28 Şubat tam bir kötülüktü.” olduğunu aktardıktan sonra, darbelerin sadece askeri ayağı olmadığını, tüm bu örneklerde gördüğümüz üzere bunların bir de üniversite ve sermaye ayağı olduğundan bahsederek konuşmasını sürdürdü. Şu önemli tespiti yaparak ise sözlerine son verdi: “Bugün 70 komutanın tutuklu bulunduğu davada eğer bu darbelerin üniversite ve sermaye ayağını yürütenler es geçilirse bu girişim yarım kalır.”Sibel Eraslan

Eğer Fatmalar kıyafetlerini çıkartırsa bu iş olur diye düşünüyorlardı

Günün ve 2. oturumun son konuşmasını ise Sibel Eraslan yaptı. Konuşmasının başlığı  “28 Şubat, başörtüsü ve hayata dair soruları olan kadınların ortak serüveni” idi ve sunumunu hatıralarla zenginleştirmesi, o günkü yaşanan acıları daha net bir şekilde belleklerimize kazıdı.  Saklı Kitap isimli, 28 Şubat sürecinde kadınları anlattığı romanından bahisle konuya giren Sibel Eraslan, bu romanında kullanılan kelimelerin bir dökümü yapıldığında en çok unutmak ve hatırlamak kelimelerini kullandığını belirtti ve şöyle dedi: “Ben 28 Şubat darbesinin 1986 ayağına kadar gidebiliyorum çünkü her darbe bir fay hattı, sıra dağlar gibidir, birbirine bağlıdır. Hatta istersek bunun ucunu Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ayağına, hatta ve hatta daha da derin düşünürsek Tanzimat’a kadar bile gidebildiğini görürüz. Esasen 28 Şubat’ta başımıza gelen çok özgün bir şey değildi çünkü bütün darbeler birbirlerine kan bağıyla bağlıdırlar.”

28 Şubat sürecinde kadınların seçildiğini belirten Sibel Eraslan, devamında şunları söyledi: “Neden kadınları seçtiler bu darbede? Cezayir modernleşmesi anlatılırken Fatmalar metaforu vardı, barbar Cezayir’in modernleştirilmesi projesi yani. Eğer Fatmalar kıyafetlerini çıkartırsa bu iş olur diye düşünüyorlardı. Kadınlar üzerinden modernleşme serüvenini başlattılar. Afganistan’ın Amerika tarafından işgal edilmesinde de durum aynıydı. Time dergisinin kapağındaki görüntüyü hatırlayın, burkalarını atmış kadın imajı vardı orada. Bir de bunu manşetine taşıyan Hürriyet gazetesinin ifadelerini hatırlayın: ‘Burkasını soyunup kuaföre koştu.’ Böyle saçma bir olay olabilir mi? Ülkesi işgal edilen hangi kadın kuaföre gidebilir?

Aynı şekilde Azerbaycan modernleşmesi de kendi çarşafını kendi yırtan kadın simgesiyle yapılmaya çalışıldı. İşte tüm bunlar 28 Şubat’ı neden kadınlar üzerinden kurdular sorusunun cevabıdır. Avrupalı bir hukukçu olan Colins, Leyla Şahin davası üzerine kalemini adalet üzerine oynatanlardandı ve şu tespitlerde bulundu o zaman: ‘Bu süreçlerde İslam kadını (Doğu kadını) tanımlamasında iki anahtar kavram iç içe geçirilmiştir. Bazı metinlerde İslam kadını kurban olarak tanıtılıp aydınlatılması gerektiği söylenmiş, aynı kadın diğer bazı metinlerde ise dönüştürücü öncü model olarak tanımlanmıştır. Peki, o zaman İslam kadını hangisidir?’ Colins aslında İslamofobianın kritiğini yapmıştır. Avrupa’da konuşlandırılan İslamofobia 28 Şubat’la bağlantılıdır. Türkiye’deki darbelerden neden kadınlar en çok nasibini alıyor? İşte bunun üzerine tüm bu bağıntılarla beraber düşünmeliyiz.”

j28 Şubat sürecinde genel hatlarıyla neler yaşandı?

Bu genel hat üzerinden sunumuna devam eden Sibel Eraslan, konuşmasının son kısmında ise o günlerde yaşanan olayları kendi günlüğünden şu ifadelerle aktardı:

1.28 Şubat sürecinde kadınların yaşadığı şeyler kolay değildi. Bazı iller okullar pilot bölge seçilmişti. Mesela Küçükköy İmam Hatip’e ‘sniper’lar gönderilmişti. Şükran Erdem 1996 yılında başörtülü olduğu için Kemal Alemdaroğlu tarafından fakülte müzesine kilitlenmiş ve görevden uzaklaştırılmıştı.

2.Mart 1998: Sadece darbeler değil, darbelerle mücadele edenler de değişmeye başlıyor.  Hasırlara oturup imza atmaya başladık. Eylem yapan öğrenciler terörist olarak niteleniyordu. Sarı üzerine kırmızı bir afiş hazırlandı ilk defa. Her zaman beyazın üzerine siyah kalemle yazılırdı. Demek oluyordu ki yavaş yavaş Kürtler de gelmeye başlamıştı eylemlere, aramızda diyalog dili oluşmaya başlıyordu.

3.Mayıs 1998: Nuran Bezirgân’ın olaylar sırasında çenesi parçalandı, omzu kırıldı, hamileydi, bebeği düştü üç aylık. Bu olayların ardından Kanada’ya göçtü ve Kanada vatandaşlığı aldı. Türkiye’yi yaşanmaz yer kabul eden kızların ilk ayrılmasıydı bu.

4.Takip eden aylarda Refah partisi, ardından Fazilet partisi kapatıldı. Kadınlar kendilerine toplumda yer bulmak için yeni bir kanal bulmaya çalıştılar ve bu süreçte dernek patlaması yaşandı. Bir öğrenci grubu Akder’i ve Önder’i kurdu. 2500 kız öğrenci tesettürlü okuyamadığı için yurt dışına çıktı o süreçte. 2005 yılına geldiğimizde ise bu rakam 10000’e dayanmıştı.

5.Merve Kavakçı hadisesi vuku buldu. Aday adayıyken seçim çalışmalarını yürütürken hiçbir şekilde engellenmedi, ses çıkarılmadı; ne zaman ki mazbatasını aldı, haddi bildirildi!?

6.İkna odaları kuruldu. Herkesin gözü önünde beyaz duvarlı, pencereleri beyaz pimapenli odalarda kızlarımız örtülerinden vazgeçirilmeye, ikna edilmeye çalışıldı… En acısı ise kadınları kadınlar eliyle ikna etmeye çalışmalarıydı.”

Tüm bu hatırlandığında hâlâ acı veren bu olayları aktardıktan sonra son olarak: “Eğer unutursak ve hatırlamazsak dün yaşananlar bugün de yaşanır” diyerek konuşmasına noktayı koydu avukat Sibel Eraslan…

Oturum başkanı Mustafa Tekin’in yaptığı kısa ve öz toparlama konuşmasıyla panel sona erdi.

 

Fatıma İlhan haber verdi

Yayın Tarihi: 26 Şubat 2013 Salı 11:02 Güncelleme Tarihi: 26 Şubat 2013, 11:29
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Elif KÖSE
Elif KÖSE - 9 yıl Önce

programa abdurrahman dilipak,ahmet taşgetiren,şule yüksel şenler ve emine şenlikoğlu neden katılmamış ki?nuray canan bezirgan olacak isim..28 şubatın ilk pratik uygulaması cerrahpaşa tıp fakültesinde olmuştur..hep birlikte gözaltına alındığımız abdurrahman abi ve ahmet abiye selamlarımla..etkinlikte çok sorun var..programa katılanların süreçle çok alakalı olduğunu sanmıyorum..lakin gündemde hep s.eraslan'ın kitapları ve konuşmları çıkıyor..

Etkinliğe katılan bir vatandaş
Etkinliğe katılan bir vatandaş - 9 yıl Önce

Etkinliğe katılmış ya da en azından birazcık dikkat etmiş olsaydınız eğer sabahki oturumda Abdurrahman Dilipak'ın konuşmuş olduğunu görür böyle eksik bilgili ithamlarda bulunmazdınız. Ya da gene etkinliğe katılmış olsaydınız konuşan isimlerin 28 Şubat darbe sürecini nasıl yaşadığını görür alakasız olmadıklarını da anlardınız. Ayrıca Sibel Eraslan'ın vermek istediği mesajıda da hiç anlamamışsınız... Vesselam.

Ahmet Örs
Ahmet Örs - 9 yıl Önce

28 şubatı artık sonuçlarıyla değerlendirip tartışmalı...

banner26