banner17

Sinema, bakışı güzelleştirmek için bir fırsat

Sakarya Üniversitesi’nde kurulan Sinema Akademisi Nisan ayı itibariyle iki sömestr devam edecek olan çalışmalarına başladı. Akademideki ilk söyleşilerde ise konuşmacılar Kurtuluş Kayalı ve İsmail Güneş idi. Selma Elmas etkinliklerden notlarını aktarıyor..

Sinema, bakışı güzelleştirmek için bir fırsat

Yusuf Kaplan’ın koordinatörlüğünde Sakarya Üniversitesi’nde kurulan Sinema Akademisi Nisan ayı itibariyle iki sömestr devam edecek olan çalışmalarına başladı. Sinema Akademisi'nde düzenli olarak ülkemizin önde gelen yönetmenleri, senaristleri, sanat yönetmenleriyle zaman zaman dünyanın öncü sinemacıları da dersler ve seminerler verecek, üniversitenin bütün öğrencilerinin katılabileceği söyleşiler de yapılacak.

Sakarya Üniversitesi Sinema Okulu’nun Türkiye’deki diğer sinema eğitimi veren okullardan ayrılan en önemli yanı, öğrencilere hem medeniyetler tarihi, düşünce tarihi, sanat teorileri, kültürel ve sosyal teori, hem de film estetiği ve teorilerini özlü ve özgün bir şekilde aktaracağı inter-disipliner bir eğitim felsefesine dayanıyor olması. Ayrıca akademi teorisyenleri, entelektüelleri, tarihçileri bünyesinde topluyor.

Sinemada kendi dillerini kullanmaya yönelik çabaları olan yönetmenler

Akademide ilk söyleşi Kurtuluş Kayalı'nın katılımı ile yapıldı. Ömer Lütfi Akad başta olmak üzere yerli sinemaya katkısı olan ve onu farklı bir yere taşıyan, sinemamızın kilometre taşlarından olan yönetmenler ve onların önemli filmlerini ele alan Kayalı, Metin Erksan, Yılmaz Güney, Yücel Çakmaklı, Halit Refiğ ve Ömer Lütfi Akad için “onların sinemada kendi dillerini kullanmaya yönelik bir çabaları vardı” dedi.

Sinema ve edebiyat ilişkisine değinen yazar, 60’lı ve 70’li yıllarda sinemacılığın toplumla uyum içinde olduğunu kaydetti. Edebiyatın sinemada daha çok ses getirdiği olgusunun Yılmaz Güney, Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad gibi yönetmenlerin filmleriyle değiştini ifade etti. Nitekim onların sinemaları daha çok politik dilin kullanılmasının örneklerini taşıyordu.

Son dönem sinemacılarının bu kuşağı yakalayamadığını söyleyen Kayalı, Türk sinemasının kendisine ait bir dil oluşturabilmesinin önemi üzerinde durdu. Söyleşi Ömer Lütfi Akad’ın Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi üzerinden devam etti.

Kendi hikayemizi nasıl oluşturabiliriz?

Sinema Akademisinin geçtiğimiz haftaki konuğu ise, “Ateşin Düştüğü Yer” filmiyle dünyanın en saygın film festivallerinden biri olan Montreal Film Festivali’nin yarışma bölümünde birincilik ödülü alan yönetmen-senarist ve yapımcı İsmail Güneş idi. Sinema Akademisi öğrencileriyle konusu senaryo olan kısa bir söyleşi yapan İsmail Güneş, daha sonra halka açık bir söyleşi gerçekleştirdi.

Senaryonun ehemmiyeti üzerinde duran Güneş, senaryonun insanın hayatına hitap ettiğine değindi. Senaryonun “birine bir şeyler söylemenin dili” olduğunu söyledi. Hikaye karakterlerinin bir takım zaaflarla var olmasının normal olduğunu, zaafları olmayan karakterlerin ise ancak Türk filmlerinde var olduğunun altını çizdi. “Hikayemizin A noktasından B noktasına taşınabilmesi ancak bu zaaflar - eksikliklerin varlığıyla mümkün” dedi. Peki karakterlerimizi bir noktadan diğerine taşırken nelere dikkat etmeliyiz. Öncelikle güçlü bir ana cümleye ihtiyacımız var, daha sonra ise güçlü iyi bir karakterle, güçlü kötü bir karakter. Bu ana unsurlar senaryoyu iyi bir noktaya taşımada sinemacıya yardım eder.

Yine “kendi hikayemizi oluşturabilmemiz kendi kültürel kodlarımıza vakıf olmamızla ancak mümkün olabilecektir” diyen yönetmen, toplum olarak kirlenmiş bir noktaya geldiğimizi ifade etti. Yaşadığımız coğrafyanın karakter bakımından hayli zengin olduğunu ve sanatçının vazifesinin öncelikle kendisi olmak üzere tüm toplumun kusurlu yanlarını düzeltmek amacıyla ayna vazifesi görmesi olduğunu söyledi. “Sözümüzü en güzel şekilde söylemeliyiz” diyen Güneş, sinemanın da kendisine has bir dili olduğunu, anlattığımız her ne varsa ona insani olanı yüklememiz gerektiğini belirtti. İsmail Güneş ayrıca, sinemanın diğer anlatı biçimlerinden farkı olarak göstererek anlatıyor olmasını işaret etti. Sanatçının empati yapmak zorunda olduğunu, her olayı yaşaması gerekmediğini de sözlerine ekledi.

Bakışımızı güzelleştirmek için bir fırsat

Hayatın kirlendiği bir zaman diliminde yaşıyoruz” diyen yönetmen, kirlenmeye gözümüzden yani gördüklerimizden başladığımızı kaydetti. Bunu anlamak için ne seyrettiğimize bakmamızın yeterli olduğunu vurguladı. Dizilerin insanın gerçek hayatından ne kadar uzak olduğunu birkaç dizi örneği üzerinden aktaran Güneş, algılarımızın değişmediğini en iyi diziler üzerinden okumamızın yeterli olacağını söyledi.

İsmail Güneş, sanatın önemini ise şu sözlerle vurguladı: “Adaletin, eğitimin gittikçe anormalleştiği bir ülkede neden kimse sanata, şiire, kitaba yönelmez. Neden iyi bir filme gidelim denmez bu ülkede. İşte tüm bu olumsuzluklara sanata yönelerek çözüm bulabiliriz. Bugün sinema bunu gerçekleştirebilecek nitelikte bir sanat olma vasfını taşımaktadır. Bu aslında bakışımızı güzelleştirmek için de bir fırsat sunuyor bizlere.” Söyleşi daha sonra soru ve cevaplarla devam etti.



Selma Elmas iyi bir sinemacı olma yolunda yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2014, 16:20
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20