banner17

Şimdiki nesil daha bilinçli ve şanslı

Şair- yazar Ali Emre, geçtiğimiz günlerde 'Cevher Konuşmalar' kapsamında Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde konuştu. Yasemin Kapusuz etkinlikten notlarını aktarıyor.

Şimdiki nesil daha bilinçli ve şanslı

Şair- yazar Ali Emre, 28 Aralık 2015 Pazartesi günü “Cevher Konuşmalar” kapsamında Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde konuştu. Kendini saklamadan, olduğu gibi ortaya koyabilen kaç şair vardır şimdilerde, bilmiyorum. Hele gençleri anlayarak onlara hitap edebilen, yüreklerine dokunabilen, şiirinde de kendini, samimiyetini bulduğumuz modern zamanın klasik şairi Ali Emre. Öğrencilerinin tabiriyle baba hocalardan. Baba bir şair...

İlk ve orta öğrenimini Kastamonu'da tamamlamış Ali Emre. Ailesi okuma- yazma bilmiyor ama babasına kendisi gayret ederek okuma-yazma öğretiyor. Sol görüşlü bir aileden yetişiyor ve İstanbul'a Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ni kazanarak geliyor. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oluyor. Çocukluk ve gençlik yılları yokluklarla, sıkıntılarla geçiyor. Yetmişli, seksenli yıllarda Anadolu'dan kalkıp gelip İstanbul'da okumak hayli zor. Zaten üniversiteyi kazanınca mezun olduğu lisenin ilan panolarında üniversiteyi kazanan kendisiyle beraber üç arkadaşının adı ve fotoğrafı yıllarca kalıyor. Üniversitede okurken memleketine gittikçe gidip bakıyor okulun panosuna ve baktıkça mutlu oluyormuş.

Zeytini bile hiç görmeyen insanların varlığından bahsetti bize Ali Emre. “İmam hatip öğrencileri hâlâ ahlaken korunmuş ailelerin ahlaklı, dindar çocukları” dedi. Hakikaten, Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde halen görev yapmakta olan bir edebiyat memuru olarak öğrencilerimin anlatılanları pür dikkat dinlemelerine, notlar almalarına, kendilerine hisseler çıkarmalarına şahit oluyorum. Manevi anlamda hazır bir ortama geliyor gençler.

Aslında müslüman duyarlılığı olarak ümitsiz bir noktada değiliz, ama...

Ali Emre, İstanbul'a gelince müslümanlarla tanışıp müslümanca yaşamaya başladığını anlattı. “Seksenli yıllarda müslüman üniversite gençleri her türlü ilim, kültür, sanat, felsefe ile donanımlı, kendinden emin, vakur insanlardı, hasbi idiler, kendimi onların arasında hakikati bulmuş olarak buldum” deyip onlardan etkilendiğini söyledi. Üniversitede okurken herhangi bir öğrenci yurdunda bile kalamamış. Okumasını çok da desteklemeyen bir çevrede, akraba yanlarında, yine türlü sıkıntılarla kalmış.

Lise yıllarından itibaren okumaya meraklı imiş şair. O yıllardaki hocalar, şimdi olduğu gibi özel ilgilenmiyor talebeleriyle. Hayırla andığı hocaları var. Ona kitap imkanı sunan hocası vesilesiyle okumaya başlıyor. Kitaba ulaşmak da zor o yıllarda. Ali Emre günlük kırk sayfa okumadan uyuyamıyormuş. Uyumayı sevmiyormuş zaten. Bir şekilde kırk sayfa okuyamadığı gün, kendini cezalandırıp ertesi gün seksen sayfa okuyormuş. Uykuyu kabire bırakanlardan... Allah, ömrüne bereket ihsan eylesin.

Bizim müslümanlar olarak önümüzde güzel örnekler olmasına rağmen okumada, yazmada, kültür sanat faaliyetlerinde yeteri kadar iyi olmadığımıza değindi şair: “Arapların, Batılıların kendine örnek aldığı, okuduğu yazarları var. Ama biz kendi örneklerimizi bilmiyor, tanımıyor ve onları okumuyoruz. Okuyan bir kesimimiz var aslında ama kemmiyetçe de keyfiyyetçe de yetersiz. Yeni eserler üretmiyoruz. Aslında müslüman duyarlılığı olarak ümitsiz bir noktada değiliz. Afrika'ya, Bosna'ya, dünyanın çeşitli ülkelerine gerek TİKA gerekse vakıf ve dernekler aracılığıyla ulaşan yine bizim elimiz. Türkiye'den, Batı dünyasından daha çok yardım gidiyor müslüman kardeşlerimize. Ancak bir de kültürel mirasımıza sahip çıkar ve yenilerini üretirsek müslümanlar olarak daha iyi yerlerde olacağız.”

Ali Emre konuşmasına şöyle devam etti: “Gezi olaylarından sonra yüzlerce kitap, müzik, belgesel, film vs. yapılmıştır. Ama biz, Gazze'nin, tarihimizin, peygamberimizin, kendi öz benliğimizin sinemasını, müziğini, sanatını yapamıyoruz. Gezi parkı direnişi kadar müslüman direnişimiz yok mu bizim? Biz yapmıyoruz yenilerini. Örneğin her Ramazan ayında aynı Çağrı filmini izliyor, yerine yenisini koyamıyoruz. Bırakın, Filistin davasında bir Rachell Corrie olamıyoruz. Filistin için yazılmış kaç şiirimiz vardır? Örnek mi arıyoruz? Hz. Sümeyra'yı hatırlayalım.” Sonrasında Uhud'u ve Hz. Sümeyra'yı anlattı Ali Emre. Uhud Savaşı'nda kocası, kardeşi, babası şehit düşüyor Hz. Sümeyra'nın. Her birinin şehitlik haberi verildiğinde "Resulullah nasıldır, bana Ondan haber verin!" diyor. Her defasında, yalnızca Resulullah'ı soruyor: “Biz de Onun kadar seviyoruz, sevmeli, bilmeli, tanımalıyız. Bildiğimiz, tanıdığımız, sevdiğimiz nice sahabe, mütefekkir, alim, edebiyatçı yok mu okuyacağımız, anlayacağımız?”

Şairi yakinen tanımanın güzelliğini yaşadık

Üniversite yıllarından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başlayan Ali Emre, şimdiki neslin daha bilinçli ve şanslı olduğunu da ekledi. Şimdi gençler, sevdiği şair- yazarlarla tanışabiliyor. Kendisinin üniversite yıllarında, Cahit Zarifoğlu hayatta ve İstanbul'da yaşıyor olduğu halde kendisiyle tanışamadığını söyledi. “Bize rehberlik yapıp da tanıştıran olmadı” dedi.

2011 yılına kadar Anadolu'da öğretmenlik vazifesiyle bulunan şair, öğretmenliğin güzelliklerinden, yıllar sonra karşılaştığı doktor, akademisyen vb. öğrencilerinden hatıralar da anlattı heyecanla, umutla, hüzünle, mutlulukla. Öğretmenlik de şiir gibidir ya. Her tür duyguya, çağrışıma, sezgiye imgeye açık. Ailesiyle, öğretmenliğiyle, şairliği, yazarlığı, ümmetçiliğiyle, derdiyle, gelenekten kopmayışıyla, modernizme direnen yanıyla şiirlerinden tanıdığımız şairi yakınen tanımanın güzelliğini yaşadık.

Halen annesini özlediğinde kalkıp gittiğini, “ben geldim anacığım” diye anasının dizine vardığını, tüm samimiyetiyle paylaştı bizimle. “Biz, iki maaş zor geçinirken anacığımın bu yoksul haliyle ekmeğinden yemeyen kalmamıştır” dedi. Biz, azla mutlu olabilen insanlarız. Almanya'ya gittiğinde, çok çalıştıklarını ama mutsuz olduklarını görmüş Almanların. Batılılar, doğum günlerini kutlarlarmış, en azından senede bir biraraya gelebilmek için. Biz de bu mutsuzluklarını görerek müslümanca yaşantımızdan taviz vermeden, geleneğimizden kopmadan, Batı'nın yaşantısına özenmeden yaşamaya devam ederiz inşallah diyerek dua ediyoruz.

 

Yasemin Kapusuz, "muhabbetle, teşekkürle, cennet duasıyla" yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2016, 11:06
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20