banner17

Şiire karşı önyargılı gitmiştim oraya!

Ali Ural, “Yazarlığın Saklı Bahçesi” sohbetine hazırlıklı geldiğinden belki sohbetin tadı damağımızda kaldı.

Şiire karşı önyargılı gitmiştim oraya!

 

Şiir ve edebiyat üzerine zaman zaman çeşitli konferans ve sohbetlere katılıyorum. Bazen bu edebiyat sohbetleri benim için bir işkenceye dönüşüyor. Hele ki bu sohbetleri yapan kimseler, yaşlı, ciddi, bir de çok şey biliyorum edasındaysalar hiç çekilmiyorlar. Üzülüyorum; edebiyat böyle katı kalpli, soluk benizli insanlara mı kaldı diye…

Ama neyse ki hakiki edebiyat ve şiir sohbetlerini de arayınca bulabiliyoruz. O sohbetlere katılmak insana huzur veriyor. İşte şair yazar A. Ali Ural Bey’in Yazarlar Birliği’nde verdiği “Yazarlığın Saklı Bahçesi” adlı edebiyat sohbetleri tam da aradığımız gibi… Tatlı, neşeli bir ortamda verilen bu dersler, insanın içini açıyor, gönlünü rahatlatıyor. Dinleyenlerin tepkilerine baktığımızda hepsinin orada olmaktan memnun olduklarını görüyoruz. Hatta ders bittikten sonra kimse kalkıp gitmek istemiyor. Bunda zannedersem ki Ali Ural Bey’in derslere hazırlıklı gelmesinin çok katkısı var. Ne yazık ki birçokları böyle derslere hazırlıklı gelmiyorlar. Bir de ilan ettikleri konunun dışında konuşuyorlar. Bu bakımdan derslerini ciddiye alan Ali Ural Bey’i tebrik etmek gerekir.

Ehl-i dil bir şair

Ali Ural Bey ehl-i dil bir şairimiz olarak yürekten ve samimi bir üsluba sahip. Yanılmıyorsam konuşurken zuhurat dediğimiz bir sırrın da tesiri altındalar. Yani bir edebiyat dersinin ortasında öyle bir cümle ediyor ki adeta bir kitap hükmünde…  Mesela diyor ki: “Güzel söz bizi ölüme bile razı eder.” Sonra bunu şöyle şerh ediyor: “Ayeti okur ve gider şehit olursunuz.” Bu ve bunun gibi birçok hikmetli söze Ali Ural Bey’in derslerinde rastlayabiliyoruz.

Esasında ben şiir üzerine konuşmanın bir mantığının olmadığı yönünde ciddi önyargıları olan birisiyim. Fakat önyargıları kendi haline bırakmamak gerektiğini düşünüyorum. Bir önyargı varsa onun tersi yönündeki fikre de bir şans vermeliyiz. Ali Ural Bey’in şiir üzerine konuştuğu bu derste bu konudaki önyargımı biraz olsun kırabildim.

Mutasavvıflar ve şiir

Bu derste Ali Ural Bey mutasavvıf şairlerin şiir üzerine söyledikleri bazı sözleri nakletti. İbn-i Arabi demiş ki: “Şiir söylemek hiçbir şey elde etmemiş olmanın delilidir. Hele kendini görmek bilgisizlikten ibarettir. Âlemde derdime mahrem olacak kimseyi görmediğimden bir hayli şiir söyledim.” Mevlana Hazretleri de demiş ki: “Şiir söylemek benim için işkembe çorbası yapmaya benzer. Eğer dostlarım yakınlarım şiir sevmeseydi ben de şiir söylemezdim.”

Ali Ural Bey bu zatların hem çok güzel şiir söylediklerini hem de şiiri birinci amaç olarak görmediklerini hatırlattı ve bunu şöyle açıkladı: “Çok güzel şiirler söylediği halde Mevlana’nın şiiri ve kafiyeyi küçümseyen sözleri var. Bu zatlar çok iyi şair ancak en başta sözün sahibine boyun eğmeyi biliyorlar. Sözün sahibinin Allah olduğunu biliyorlar.”

Ali Ural Bey bu sözlerinden sonra şiir söyleme ve şiir yazmanın farklı şeyler olduğunu söyledi. “Bizde böyle şiir söyleyecek adam kalmadı artık“ diyerek de bu konudaki üzüntüsünü ifade etti. Şiir söyleme bahsinde şunları söyledi: “Hüsamettin Çelebi, Mevlana’ya hakikatleri manzum hikâyeler olarak yazması gerektiğini, bu şekilde olursa insanların kafalarına daha iyi gireceğini söyledi. Mevlana bunu duyunca sarığının arasından Mesnevi’nin ilk on sekiz beytini çıkartıp ona gösterdi. “Çelebi” dedi “Eğer sen yazarsan ben de söylerim.” Hüsamettin Çelebi büyük bir memnuniyetle bu müjdeli haberi karşıladı ve kabul etti. Böylece Mesnevi-i Şerif yazılmaya başladı. Mevlana ile gezerken Mevlana söyledi, Hüsamettin Çelebi yazdı.”Percy Beysshe Shelley, Şiirin Bir Savunması

Şiirin bir savunması

Dersin bence tek olumsuz yanı Percy Beysshe Shelley adlı bir yazara ait “Şiirin Bir Savunması” adlı kitap üzerinde gereğinden fazla durulması idi. Önemli birkaç bölüm okunması bence kafi idi fakat on beş dakika kadar bu kitaptan okundu. Bu yazar hakkında önce tanıtıcı şu bilgileri verdi: “1792’de İngiltere’de doğmuş, 1822’de de İtalya’da ölmüş. Romantik akımın bir temsilcisi olan yazar daha lisedeyken bir korku romanı yazmış. Okul yönetimi ile çatıştığı için Oxford üniversitesinden uzaklaştırılır. Bir tekne gezisinde boğularak ölmüş. Arkadaşları cesedini sahilde yakmışlar. Külleri Roma’daki Protestan mezarlığına gömülmüş.” Sonra onun bahsedilen kitabından şu cümleyle başlayan bölümü okudu: “Şiir tahayyülün ifadesi olarak tanımlanabilir. Şiir insanlıkla aynı anda yaratılmıştır.” Bu söz bana çok abartılı geldi. İlk insanın Peygamber olduğunu düşünürsek, onun da şiir söylemeyeceğini tahmin edeceğimizden, şiir insanlıkla başladı hükmünün yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

Şiir örter mi açar mı?

Hani demiştim ya şiir üzerine konuşmayı gereksiz buluyorum diye. Ama şiir konusundaki şu tartışmayı duyunca buna ilgisiz kalamadım. Ve bu konudaki önyargımı da bu konu yıkmış oldu. Shelley demiş ki: “Şiir dünyanın saklı güzelliğinin üstündeki örtüyü kaldırır, aşina olunan nesneleri sanki aşina değilmişiz gibi sunar.” İbni Arabi ise bunun tam tersini söylemiş yani: “Şiir örtmek içindir” demiş. “Şiir örter Kur’an açar” demiş. Yani şiirin bir güzelliği örterek onun manasını daha derin bir dille ifade ettiğini savunmuş. Keşke Ali Ural Bey İbni Arabi’nin bu sözünü biraz daha açsaydı…

İbni Arabi’nin sözü ile Shelley’in sözünün farklı bağlamda olduğunu söyleyen Ali Ural Bey bu konuyu şöyle izah etti: “Aslında Shelley de bir bakıma haklı. Yani şunu demek istiyor herhalde: Biz alışkanlık yüzünden yeryüzündeki güzellikleri göremeyiz. Ama şiir en sıradan olan şeylere dokunur ve onu olağanüstü hale getirir. Artık o, sıradan bir şey olmaktan çıkar. Biliyorsunuz nesnelerin şairi Sedat Umran her şeye şiir yazmıştır. Çengelli iğneye bile şiir yazmıştır. Yani çengelli iğneye şiir yazılmışsa artık o sıradan bir çengelli iğne olarak kalmaz. Said Faik bir dülger balığının ölümünü anlatır. Artık o balık olmaktan çıkar sanki onu okuduğumuz zaman balık değil de bir insanmış vehmine kapılırız. Mesela kanadı kırık martıyı okuduğumuz zaman onda da kendimizi buluruz. Bizim kanadı kırık yanlarımız yok mu? Bunu fark ederiz.”

Bu sözlerden sonra Ali Ural Bey şiirle ilgili şöyle güzel bir benzetme yaptı: “Eskiden eski tip radyolar vardı, kablolar birbirine temas edince çalışırdı. Yani hangi kelime diğer kelimeye, hangi mısra hangi mısraa değdiğinde enerji oluşacak onu siz ancak sezgilerinizle anlayabilirsiniz. Onları birbirine değdirdiğiniz an şiir ortaya çıkıyor.”

Ateist şair olur mu?A. Ali Ural

Dersin son bölümünde Ali Ural Bey’in aklıma düşürdüğü şiir yazma ve söyleme ayrımından yola çıkarak kendisine bir soru sordum. “Sizce ateistler şiir yazabilir mi?” dedim. Cevabı şöyle oldu: “Ateist biri de pekâlâ şiir yazabilir. İlham rahmani olabileceği gibi şeytani de olabilir. Ayrıca zannetmeyin ki inanan adama hep rahmani ilhamlar gelir, inanmayan adama hep şeytani ilhamlar gelir. Böyle bir şey yok. İnanmayana rahmani ilham, inanana şeytani ilham gelebilir. Şiir zaten rahmani ve şeytani arasındaki devinim içerisinde çalkalana çalkalana ortaya çıkar. Allah’ın yeryüzüne koyduğu evrensel ilkeler var. Bu ilkeler doğrultusunda ateş yakar bıçak keser. Onun için çalışana Allah verir. Dolayısıyla ateistler de gayet güzel şiir yazabilirler.”

Almak istediğim cevabı alamayınca soruyu biraz değiştirerek şöyle sordum. “Peki, şiir söyleyebilirler mi acaba?” Buna şöyle cevap verdi: “O konuda bilgim yok. Ne desem boş...  Ama şunu söyleyeceğim: İlahi olanla irtibat kuran bir sanatçı hakkını vermişse ortaya koyduğu eser mutlaka kalıcı bir eserdir. Sözün değeri ve kalıcılığı nereyle irtibat kurduğuna bağlıdır. Aidiyeti ile bilinir. Dünya edebiyatının en güzel örnekleri Allah ile irtibat kuran kimselerden çıkmıştır. Bu kıymetli eserleri yazanların hepsinin oturup dua ettiklerini, yalvardıklarını biliyorum. Mesela Gogol öyledir. “Ölü Canlar” adlı eserini nasıl yazmış bir bakın bakalım… Ne dualarla yazmış… Böyledir. Dante de öyle yazmış, Tolstoy da öyle yazmış… Bizdekileri zaten saymaya gerek yok. Yunus Emre tamamen fişi takmış semaya… Onun için çok kuvvetli Yunus… Sani olanla irtibat kurulmadan sanatçı filan olunmaz. Ateistim filan diyen adamların çoğu da imanlıdır ben size söyleyeyim. Öyle dışarıdan  ‘ateistim’ diyorlar.”

Modern şiir nedir?

Son olarak bir kardeşimiz Ali Ural Bey’e modern şiir hakkındaki düşüncelerini sordu. Buna cevabı ise şöyle oldu: “Yüzücüler bazen sırt üstü yüzer, bazen düz yüzer, bazen kurbağalama yüzer. Ben şimdi şuna bakarım. Yüzüyor mu yüzüyorsa onu kabul ederim. Şiir ayağımı yerden kesmeli, gözümü kör etmeli ya da gözümü açmalı, bir şey olmalı, kulağımı çınlatmalı en azından. Bir şey olmuyor, tangur tungur gidiyorsa orada bir sıkıntı var. Ezberlesen ezberlenmiyor, hafızada tutulmuyor…”

 

Aydın Başar notlar aldı

Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2012, 02:53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatma Toksoy
Fatma Toksoy - 7 yıl Önce

Yazarlığın saklı bahcesi'nde yapılan şiirin ve hikayenin saklı bahçesi Ali Ural Bey'le sohbet de tadında olmuş. Hoş ve güzel. Ali Bey'in hem günlük hayatta olan biteni hem dini hayattaki duruşu ve bütün bunları harmanlayıp ortaya çıkarışı mükemmel. Siz eğer dini konularda ve Kur'an'dan, tarihten, dünyadan bi haberseniz onun ne demek istediğini anlamayabilirsiniz. Çünkü onun her satırında bir gizem vardır. Muhakkak satır aralarına bir şeyler serpiştirivermiştir okurlarının bulması için.

sena t.
sena t. - 7 yıl Önce

Ali Ural iyidir,yazarlık kursları da verdiği için her dem donanımlıdır,yön gösterir. Benim de şiir üzerindeki ön yargılarımı azaltmıştır ama gene de şiir üzerinde sayfalarca nesir yazmak yerine iki satır şiir yazılması taraftarıyımdır .Demek Yunus Emre semaya fişi takmış :)

banner8

banner19

banner20