Sıddıkiyet, Kemâl yolunda en önemli merhale

Ekrem Örskıran, Üsküdar'da Balaban Tekkesi'nde 'Miraç' hakkında konuştu. Özge Sena Bigeç bu ziyaretten notlarını aktarıyor.

Sıddıkiyet, Kemâl yolunda en önemli merhale

Geçtiğimiz günlerde, gönülleri hoş, ruhları şâd eden Balaban Tekkesi Kültür Evi’ni ziyaret ettik. Ziyaretimiz esnasında Ekrem Örskıran Hocanın da dersi olduğunu öğrendik ve icabet ettik. Zaten hayat hep bir buluşma değil miydi, tâlib ile matlûb arasında...

İhlası ile yürüyüşünü sürdüren Ekrem Hoca ile karşılaşmamız elbette ki tesadüf değil bilakis tevafuktu. Hanım kardeşlerimizle Balaban Tekkesi’ni tanıtmak üzere yola çıkmıştık. Her katın tertemiz nakışlarını bizlere tanıtan tekke görevlisi bey, minik bir sarayı andıran bu yapıyı itina ile bizlere gösteriyordu. Duvarlara özenle yerleştirilmiş hat tablolarının bir sergi olup olmadığını merak ettik. “Hayır” dedi görevli bey, “bu mekana ait…” Sonra tablolara sevgiyle göz gezdirip, vefalı bir dosttan bahseder gibi “onlar olmasaydı yorulurdum, onların varlığı beni dinlendiriyor” dedi.

Konferans salonuna geçtiğimizde Ekrem Hoca dersini anlatmaya başlamıştı. Konu Mi’rac idi. Söze şöyle başladı: “Mi’rac, iman eden insanlara bahsedilen bir konudur.” Bu esnada dinleyicilerden birinin şirin kızı salonda ayaklı çiçek gibi gülüp geziyordu. Ekrem Hoca’nın ona yaşam alanı verip bizzat dersinin içerisine onun oyunlarını da katması, hocalık vasfı itibariyle hüsn-ü misal teşkil ediyordu. Küçük kız, tahtaya oyunlarını çiziyor, dinlediğimiz hakikat derslerine bir boyut daha katıyordu. Minicik elinde gelin kızları düğüne gidiyor, hatta gelinliklerinin üzerinde kalpler bulunuyordu. Sonra çizdiği resmi siliyor, bir başka güzel resim çiziyordu. Levh-i Mahfuz hakikati bu minik ellerde vücut buluyordu.

Nildâ’nın bir resimde prenses şatosu yapması üzerine Ekrem Hoca zarif bir tashih ile “bizim kültürümüzde prenses yerine sultan var” dedi. Nildâ’nın yetenekli oluşu hepimizin dikkatini çekmişti. Ancak yetenekler inkişaf etmiyordu. Zira haram, yediklerimiz, içtiklerimiz ve hayatın diğer birçok yerlerinde hüküm sürüyordu. Böylelikle de inkişaf melekeleri kapanıyordu.

Sıddıkiyet, Kemâl’e giden yolda en önemli merhale

Program, Ecved-ün Nâs Hz. Peygamber’in mucizelerinin şerhi üzere giderken Ekrem Hoca, tüm peygamberlerin, peygamberlik makamı almadan önce “sıddıkiyet” makamına nail olduklarını ifade etti. Bu, bu asrın insanına büyük harflerle izahı lazım gelen bir mesele. Demek sıddık olmayan insanın hayatında kemali, Hakk katında bir makamı olmayacaktı. Ecved-ün Nâs ise, Osmanlı döneminde Hz. Peygamber’in yâd edildiği, “insanların en iyisi” anlamına gelen bir tamlamaydı.

İlim anlattığı hiçbir yerden ücret almıyor

Programa çay arası verilmişti. Hep birlikte Balaban Tekkesi’nin çay ikram bölümüne geçtik. Hem tanıştık, hem de hayata dair diğer meseleler üzerine sohbet ettik. Ekrem Hoca Çalışma Bakanlığı müfettişliğinden emekli olmuş, ilme sâdık ve vefâlı biri. Yıllarını radyo, televizyon ya da bu nev’i mecralardaki kültür proramlarında ilmi neşrederek geçirmiş. Diğerlerinden en önemli farkı ise ilim anlattığı hiçbir yerden ücret almaması. “Zaten geçimimizi temin ettiğimiz bir mesleğimiz var. Daha niçin ücret talep edeceğiz. Hizmetimizde Allah’ın rızası var, bu yetmez mi” diyerek ilmi ticaret haline getirenlere ihlas düsturu ile yanıt verdi.

 

Özge Sena Bigeç, “ihlas kalplerde ne güzel bir tat bırakır” dedi

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2015, 15:58
YORUM EKLE

banner19