Sevgi hizmet ederken hürmeti unutmamaktır

Sadullah Yıldız İskenderpaşa Camii’nde gerçekleştirilen Esad Coşan Hoca Efendi’yi Yâd Programına katıldı. Notlarını ve intibalarını aktarıyor..

Sevgi hizmet ederken hürmeti unutmamaktır

 

Mihrabı iki lüksten yayılan sarı ışık aydınlatırken içeride tek tük geç kalmış bazıları akşam namazını eda ediyor, dışarıda incecik yağan rahmetin altında ıslanmak ve serinlemek arasında sahlep içip ikramların tadına bakan cemaat de yavaş yavaş içeri girmeye hazırlanıyordu. İskenderpaşa Camii’nde, Esad Coşan Hoca Efendi’yi Yâd Programı’ndan intibalarımı yazdım.

Pencerelerin ahşap pervazlarının kenarlarını pamuk sakallı ve sarıklı dedeler tutmuş. Artan cemaatle bu amcalar bir süre sonra kalabalığın içine karıştılar; genci yaşlısı, çok kalabalık bir cemaat, belki de caminin şimdiye dek gördüğü en yoğun ve sıkışık oturma düzeninde birbirine tahammül gösterdi. Dışarıdan gelen cemaatin ardı arkası programın başından itibaren hiç kesilmedi ama enteresandır, içeride oturacak yer de her seferinde bulundu. Bu sıkışmışlık ve omuz omuza hâlin, caminin içini serapa dolduran manevî havada büyük katkısı olduğunu inkâr etmeyelim; insan kardeş olduğunu hissediyor nitekim.

Bu akşam duyduğumuz bütün cümleler, güzel terkiplerle müzeyyendi: Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Yasin-i Şerif, hatm-i şerif, kelime-i tevhid, sünnet-i seniyye, şeriat-ı garra, resûl-ü zişan… Caminin içini, şairin “Ne mübarek, ne garip âlem bu/ Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu” dediği bir atmosfer kaplamışken hafızların mest eden Kur’an tilavetleriyle doldu da taştı mekân. Biri Furkan’dan diğeri Vâkıa’dan, öbürü Fussilet ve Kasas’tan okudu. İki tilavet arasında cemaatin de iştirak ettiği uzun salâvat-ı şerifeler getirildi, ilahiler okundu: “Âmennâ söyledik hem ikrâr ettik/ Erenler bezmine lâşekçesine/ Bağ-ı mağrifette yetişip bittik/ Bûy aldık her gülden çiçekçesine.”

Yatsı için ara verildiğinde öyle tıkış tıkış bir kalabalıkta eda edildi ki namaz, millet rükû ve secdede alışılmadık türlü geometrik şekillere girmek zorunda kaldı ama namazın ardından mihraptan halka halka büyüyen bir yarım ay şeklinde bütün cemaat, Yahya Özkul hoca efendiyi dinlemeye koyuldu: “Rabbimiz şu meclisimizi, şuraya gelmek için çekilen zahmetleri, katlanılan fedakârlıkları ve terk edilen rahatlıkları rızasına vesile eylesin.”

Allah için toplananlara melekler kanat geriyor

Efendimiz aleyhisselam, Ebu Davud ve Tirmizî’de mezkûr bir hadislerinde buyurmuşlar: “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola süluk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dâhil etmiş demektir. Melekler, ilim talebinden memnun olarak kanatlarını onların üzerine koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar, âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbide üstünlüğü, dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin varisleridir.” Bu güzel vasıflara bir şerh düştü Yahya hoca ve “Demek ki ilim erbabı mezara da gitse, şöyle bir topluluğu Allah ona duacı ediyor.” dedi.

Gönüldeki sevginin imanın alameti olduğunu söyledi Yahya Özkul ve bir kudsî hadiste “Benim için birbirlerini sevenlere benim muhabbetim hak oldu.” buyrulduğuna işaretle bu akşam camiyi hıncahınç dolduran insanların burada bulunma sebeplerinin letafetine de işaret etmiş oldu. Kâl değil hâl ehli olmayı gaye edinen tasavvufta ferdiyetin değil şahsiyetin kemalinin amaçlandığını ve bu yolda Abdülkadir Geylanî, Şah-ı Nakşibend, Mehmed Zahid Kotku ve Esad Coşan hazretlerinin timsal insanlar olduğunu anlattıktan sonra, Allah dostlarının birinci vazifesinin de peygamberimizin sünnetini günün 24 saati, haftanın yedi ve yılın 354 gününde rehber edinerek bu rehberliği tavsiye etmek oluşunu ekledi. Esad Coşan, tasavvufun tarifini de şöyle yapmış: “Kur’an ve sünnet ile hayatı şekillendirmek.” Bu tarifin ve tarif etrafında, onun müsaade ettiği hudutlar içinde yapılabilecek yorumların, tasavvufun sünnet üzere yaşamaya neredeyse bir alternatif teşkil ettiği ve ‘ayardan çıktığı’na dair eleştirilere hiç de izin vermediği bariz.

Ayrıca Esad Coşan’ın bu minvalde izahları da görülmeli: “Biz hiçbir zaman şeriatın dışında, Kur’an’a ve sünnet-i seniyyeye aykırı bir davranışı, küçük bir jesti bile tasvip etmek zevkinde ve zihniyetinde olmadık.” Başka tarif olarak alınabilecek olan bir metninin satır arasında “Hadis-i şerifleri ve Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini uygulamak bize göre tasavvuf olduğundan, şer-i şerife bağlılığımızdan dolayı biz mutasavvıf olduk.” ibaresini zikretmiş hoca efendi. Bunun hem tasavvufa bakış açısının berraklığı, hem de müessese olarak tasavvufa müteveccih tenkitleri bertaraf vazifesinde bir beyan olduğu ortada.

Ayrıca Yahya hocanın Nur suresinde mezkûr ayet-i kerimeye dair vurgusu da şeriata bağlılık ve tasavvufa sadakat konularının birbirleriyle iç içe geçmişliklerine örnek olabilir. Orada cenab-ı Allah’ın, “Allah’ın ahkâmını uygulamakta merhamet damarlarınız kabarmasın.” buyurduğunu hatırlatıp söz konusu olan şey suçluyu cezalandırmaksa, "yazıktır-günahtır" tavırlarına girmenin şer-i şerife uymayacağını söyledi, Yahya hoca.

İslam’ın şahsa ve camiye irca edilemeyecek kadar şümullü bir din ve hayata, cemiyete, devlete düzen vermeye yönelmiş dinamik bir nizam oluşuna dair vurgularından sonra hoca efendi, hayatı da bütünüyle bir ibadet alanı olarak tarif etmiş. Tasavvufun misyon ve keyfiyetine dair de dikkat olarak Esad Coşan, “dünyadan uzak, insanlardan kopuk ve münzevî” bir yaşantıyı tasavvufun kabul etmeyeceğini söylermiş. Bu elbette tasavvufa sosyal bir cephe kazandırmak ve onu öylece tarif etmek bâbından mühim: “İnsanların içerisinde olup onların verdiği sıkıntıya tahammül ve onlara hizmet etmek ferdî eylem/gayretlerden çok daha üstündür.”

Nerde bu 110 bin sahabe?

Dinde var olan zahirî ve batınî iki yüzden batın tarafı bir nevi navigasyon cihazı gibi görüyor tasavvufu hoca efendi. Namazın nasıl kılınıp abdestin nasıl alınacağından bahseden ilmihâl kitapları zahirle iştigal ederken ve bunlar da çok gerekliyken, tasavvuf ise meselenin batın tarafıyla meşgul oluyor/ediyor: “Kibirden, riyadan, gösterişten, ucup ve sümadan kendini arındırmak: İbadet, erkânı ve şartlarıyla birlikte yapılacak, bununla beraber ihlâs ve huşu olacak.”

Süfyan-ı Sevri, Horasan’da ezan okumanın Mekke’de ibadete dalmaktan daha faziletli olduğunu söylemiş. Yahya hoca bu sözün görünürde çelişkiye benzeyen tarafını da eleyen izahını şöyle yapıyor: "İslam’ın henüz ulaşmadığı beldelere gidip ila-i kelimetullah hizmetinde bulunmak." Hâlbuki Mekke’de namazın bir rekâtı, hadiste buyrulduğu üzere başka yerdeki bir rekât namazdan yüz bin defa faziletli. Bu ikiliğin, irşat ve tebliğin mümin hayatında ne derece ehemmiyetli olduğunun bilinmesiyle çözüleceğini anlattı Yahya hoca ve ekledi: “Bunu sahabe-i kiramın hayatında da görüyoruz. Efendimiz, ‘Gücünüz yeterse Medine’de ölmeye, orada ölün.’ buyurmuş. Veda haccını dinleyen 120 bin sahabe var, Medine’de medfun sahabe sayısı 10 bin civarında. Nerde geri kalan 110 bini?” Bu sahabelerin, Medine’ye dair hadisin faziletini bilmelerine rağmen Allah’ın dinini yaymayı öncelediklerini söyledi hoca. Kim bilir, onlar böyle düşünmeseydi biz İslam’la kaç asır sonra tanışırdık. Gözlerini uzak hedeflere, gönüllerini ırak ufuklara kilitleyip Allah için seferler yapmışlar, bir kişiye daha din-i mübini götürmek için: “Birisi de buraya kadar gelmiş; Ebu Eyyüb el-Ensarî hazretleri. Allah bu şuurdan bizi mahrum etmesin.”

Ubeydullah-ı Ahrar’a ‘hace-i ahrar’ denirmiş, yani hürlerin şeyhi. Hürriyet nedir? Herkes değişik tarifler yapabilir, dedi Yahya hoca; Nakşîler şöyle tarif edermiş: “Gönlünü dünya malından azade eylemektir.” Esad Coşan hoca efendi, “zira hürriyet onlar için Allah’a tam anlamıyla kul olmak, sair bütün bağlardan kurtulmaktır. Allah’a kulluk tam olmayınca hürriyet gerçekleşmez.” demiş.

Sevgi, hizmetle beraber hürmeti düşünmektir

Tasavvufun sevgi yolu ve fetihlerin kılıçla, İslam’ın yayılışının ise muhabbetle oluşuna dair mevzuda Esad Coşan hoca efendi, Arnold’un “İntişar-ı İslam” kitabını tavsiye edermiş. Orada anlatıldığına göre İslam’ın en fazla yayıldığı devre Moğollar zamanıymış; 40 bin nüfuslu bir bölgeye girip taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayan Moğollar. Buradan sadece 40 kişi kurtulmuş, onlar da dağdaki çobanlar. Yazarın dediğine göre İslam da en fazla bu zamanda yayılmış; bu vahşete şahit olan insanlar öyle bir azimle etrafa dağılmışlar ve öyle gayretkeş çalışmışlar ki, onların bu sürat ve çabası, İslam’ın en fazla yayıldığı tarih devresini oluşturmuş. Bu insanlar gittikleri her yerde örnek olmuşlar. Endonezya’nın Müslümanlığının bir ahlaklı tüccar sayesinde başlamasını da buna misal verdi Yahya Özkul.

Kuşeyrî Risalesi’nden aktardığına göre hocanın, sevgi ise şu şekilde tarif edilmiş: “Hizmeti yerine getirmekle beraber ‘acaba hürmeti terk ettim mi’ inceliğini yakalamaktır.” Yani yapılan bir hizmet (iyilik) var, fakat bu arada karşıdaki insanın kalbini kırıp kırmadığını da yaptığın iyilik kadar mühimsemeye sevgi adı verilmiş. Kur’an-ı Kerim’de de bu formülün ‘ihsan’ adıyla anıldığını söyledi hoca: “Allah, yaptığı işi güzel olan muhsinleri sever. Her Müslüman, yaptığı işi çok güzel yapacak. Kılıç ustasıysa bir insan, tülbendi havaya atınca altına kılıcı tutacak ve o kılıç, tülbendi kesecek. Kılıç bu kadar keskin olmalı.”

Esad Coşan hoca efendi, bir iş yerinde gördüğü levhada şöyle yazdığını söylemiş: “Yalnız kasıyla-pazusuyla çalışan işçidir. Pazusu ve kafasıyla çalışan ustadır. Pazusu kafası ve kalbiyle çalışan insan sanatkârdır.” Çalışan insanın, "başkasına acaba faydalı oldum mu" hissiyat ve hassasiyetiyle çalışmasının bir marifet olduğunu söyledi Yahya hoca.

Camiden çıktığımda yağmurun havaya doldurduğu temiz bir toprak kokusu avluyu kaplamıştı. Şadırvana doğru yürüyüp etrafı biraz gözledim; yaşlı amcalar dış avluda oturmuş, muhabbete devam ediyorlar. Havada ter ü taze bir akşam serinliği var ve yürüdüğüm yolun karanlık kısımlarını sokağı dolduran bir ay ışığı aydınlatıyor.



Sadullah Yıldız, mest olarak dinledi

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2014, 13:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mahmut Fudayl
Mahmut Fudayl - 6 yıl Önce

Allah razı olsun emeğinize sağlık

uğur
uğur - 6 yıl Önce

Bu görüntüler siyasi bir tercihtden dolayı iskenderpaşa cemaati diye bir cemaat kalmamıştır diyen yazar Ahmet Hakana gelsin...iskenderpaşa hala canlı hala dopdolu ve güzel işler yapılıyo...hamd olsun

serdar hikmetoğlu
serdar hikmetoğlu - 6 yıl Önce

Dergah pınar gibi, sürekli çağlıyor...

banner19

banner13