banner17

Şentop Osmanlı'da anayasa yoktu dedi!

Birlik Vakfı Bursa Şubesinin Cuma Meclisinde, anayasa konusunda yetkin bir konuk vardı: AKPARTİ milletvekili Mustafa Şentop.

Şentop Osmanlı'da anayasa yoktu dedi!

 

Birlik Vakfı Bursa Şubesinin Cuma Meclisinde, anayasa konusunda yetkin bir konuk vardı: AKP milletvekili Mustafa Şentop. Aynı zamanda Anayasa Uzlaşma Komisyonu Başkan Vekili de olan Şentop, anayasanın ruhu deyince ne anlaşılması gerektiğini, anayasanın neden önemli olduğunu anlattı.

Şentop’un bir de önemli çağrısı oldu:Yeni Anayasa yapılırken, bu sürece her vatandaş mutlaka katılmalı. Çünkü anayasalar mutabakatlarla düzenlenen metinlerdi ve bir maddeyi bir kişinin istemesi yetmezdi. Bir konuda ne kadar çok istek olursa, bu isteğin anayasa maddesi olarak yer alma ihtimali o kadar artardı. Bu yüzden de bir teklif kurumlarca değil, mümkün olduğu sayıda fazla vatandaş tarafından yapıldığında anlamlı ve sonuç alıcı olurdu. Bunun için de her duyarlı vatandaş, bir başkasının o teklifi yapıp yapmadığını umursamadan o konu hakkında teklifini yapmalıydı.

Kalabalık bir dinleyinin bulunduğu gecenin notları şöyle:

Dünyada anayasaMustafa Şentop

Anayasalar elbette önemlidir ama anayasalar da dünyada bu kadar tartışılmaz. Anayasaların bu kadar tartışılması, o ülkede siyasi geleneklerin oturuşmadığını gösterir. Gelenekleri oturmuş ülkelerde anayasalar bu kadar tartışılmadığı gibi, sözgelimi İngiltere’de yazılı bir anayasa metni bile yoktur. 82 Anayasasının mimarı Orhan Aldıkaçtı, İngiliz anayasasını incelemek üzere İngiltere’ye yaptığı bir gezide, “Kraliçe’nin parlamentoyu feshedip seçim tarihini ilan etmemesi durumunda, Kraliçenin fiili olarak tek yönetici olacağını söyleyerek ortaya çıkacak bu sorunun nasıl çözüleceğini” merak edip sorar. Sorduğu yetkiliden aldığı cevap manidardır: “İngiltere’de hiç kimsenin aklına böyle bir şey olabileceği gelmez ki!.. “

CHP’nin öncelikle istediği ne?

Uzlaşma Komisyonu olarak diğer siyasi partilerle görüşüyoruz. İlk başlarda CHP üyelerinin öncelikli isteği, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının eski haline döndürülmesiydi. Ama çağ ve zihniyet değişti. Yapı eski halini alsa bile, zihniyet değiştiği için bürokratik oligarşi eski hakimiyetini kuramaz.

Anayasa değişmesin diyen parti hangisi?

Mümtaz Soysal’ın genel başkanı olduğu BCP, yeni anayasa konusundaki düşüncelerini iletmek için ziyaretimize geldi. Yeni anayasa konusunda istekleri çok kısa ve çok netti: Anayasa değişmesin.

Dünyada anayasa neye tekabul eder, bizde neye?

Anayasalar, Batı hukukunun bir ürünüdür. Bizde anayasa yoktu, buna gerek de yoktu. Sekülarizmle bereber, Batı’nın sosyal hayatını düzenleyen bir değerler sistemi kalmadığı için anayasa bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı. Şimdi Avrupa’da hukuk demek her şey demektir. Hukuk onlar için her şeydir.

Oysa bizde ve örneğin Musevi’lerde, sosyal hayatı ve devleti düzenleyen “Devlet ötesi bir güç” vardır. Bu düzenleyici yapının adı, şeriattır. İşte bu yapı olduğu için bizde anayasa bir ihtiyaç olmamıştır.

Batı hukuku için anayasa ne demektir?

Batı hukuku için anayasa, devleti sınırlayan, devleti bağlayan kurallar bütünü demektir. Bu anlamda, bir çeşit “Yapay şeriattır.” 20. yüzyılda sadece devleti değil, parlamentoyu da bağlayan anayasa anlayışı ortaya çıktı ama 11 Eylül olaylarından sonra bu anlayış da değişti.

Batı hukukunun temel problemi eskiden beri şudur: Devleti bağlayacak temel kurallar bulunamamaktadır. Bu yüzden sürekli bir arayış vardır ve bu yüzden de sürekli olarak paradigma değişmektedir.

Anayasa ihtiyacını kim belirler?Mustafa Şentop

Tarihi deneyim bize, anayasaların Batılılar tarafından dayatıldığını göstermektedir. Hatta sadece bize de değil… 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın ve Japonya’nın anayasalarının ABD tarafından yapıldığı bilinmektedir.

Türkiye de, uluslar arası sistemin dayatmasıyla 1960 Darbesi yapılmıştır. Bu darbeyle de Batı’nın istediği anayasayı yapılmıştır. Aslında bizde yaşanan bu anayasa yapma süreci, daha önce Almanya ve Japonya’nın yaşadığı süreçtir.

Bürokratik oligarşi…

30’lu, 40’lı yıllarda CHP, sadece bir siyasi parti değil, ayın zamanda devletle bütünleşmiş bir yapıydı. Vali ve belediye başkanı, aynı zamanda CHP yöneticisiydi. Keza akademisyenler, Kızılay başkanı vb gibi bürokratlar da CHP yönetici/üyesiydiler. İşte bu sistem, bürokratik oligarşi olarak adlandırılan sistemdir. Bürokratlar, halka ait olan ve sadece seçilmişlerin kullanacağı egemenliğe bu şekilde ortak oluyorlardı.

Serbest seçimlerde iktidara gelemeyen bu bürokratik oligarşi, darbeyle başa geçer. Kalıcılığını sürekli hale getirmek için de, kendisini iktidara ortak edecek dayanakları ustaca anayasa maddesi haline getirir. Bu durum, hem 1960 ve hem de 1982 anayasalarında böyledir.

Dolayısıyla anayasaya bu gözle bakmalı, yeni anayasa’yı da, bürokratik oligarşiye son verme çabası olarak görmeli.

2. Cumhuriyet

27 Mayıs Askeri Darbesinden sonra darbeciler, bu dönemi 2. Cumhuriyet olarak isimlendirmişler, hatta bir süre bu terimi resmi yazışmalarında da kullanmışlardır. En son Milli Birlik Kurulu’nda yaptıkları bir toplantıda bu konuyu yeniden tartışmışlar, uygulamanın fiilen 2. Cumhuriyet olduğunu ifade etmelerine rağmen, bunu yazıya dökmeme kararı almışlardır.

Bir dönüm noktası: 22 Temmuz 2007 seçimleri

Bu tarihe kadar bir şekilde hükmünü sürdüren/sürdürmeye çabalayan bürokratik oligarşi, milletin, kendini temsil edeceklere verdiği ezici oy desteğiyle ile, bir anlamda devlete doğrudan doğruya müdahale etmiş, bürokratik oligarşiye bizatihi son vermiştir.

Gelinen şu süreçte artık zihniyetler de değişmiştir. Artık insanlarımızın zihninde, egemenliği kimlerin kullanacağı konusunda karmaşa kalmamış, bürokratik oligarşi tasfiye edilmiştir. Daha önce siyasi alan, birer kamu kurumu kabul edilip egemenliği paylaşan sivil toplum örgütleriyle iyice kısıtlanmıştı. Bu kısıtlamanın boyutlarını anlamak için 28 Şubat sürecinin “Beşli Çete”si olarak anılan sivil toplum örgütlerini hatırlamak yeterli.

Peki, nasıl bir anayasa?

Anayasada, seçimle oluşmuş organlar dışında hiçbir organa egemenlik yetkisi verilmemelidir. Şimdiye kadarki anayasalarda “Hakimiyet milletindir. Bu yetki, anayasada belirlenen organlara devredilmiştir.” der. İşte yanlış olan budur. Oysa bu yetki, sadece seçimle gelen organlara tanınmalıdır.

Eski anayasa, “Devlet, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” deyip devletin bir ülkesi ve bir ulusu olduğunu söyleyerek devleti önceliyordu. Biz şimdi ‘devletin milleti’ anlayışını değiştirip ‘milletin devleti’ anlayışını egemen kılmaya çalışıyoruz.

Ahmet Serin bildirdi

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2012, 14:16
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20