banner17

'Sen Diyanet reisini nereden tanıyorsun?'

Şaban Abak, en son sohbetlerinden birinde şiire başlayışının öyküsünü anlatmıştı ki, aktarmamak için kendimi daha fazla tutamayacağım. İnşallah Şaban Abak hatıralarını yazar da herkes istifade eder.

'Sen Diyanet reisini nereden tanıyorsun?'

 

İhtiyar Kitap Kafe’ye genellikle akşam vakitlerinde uğrayabiliyorum ve Şabak Abak da çoğu zaman ya orada oluyor veya biraz sonra geliyor. Hemen belirteyim ki onun sohbetlerinden, çocukluluk yıllarımda hemen hemen ucundan yetiştiğim sohbet ehli insanların nesline mensup kimselerin sohbetlerinden aldığım zevki alırım.

Bir şiire başlama öyküsü

En son sohbetlerinden birinde şiire başlayışının öyküsünü anlatmıştı ki, aktarmamak için kendimi daha fazla tutamayacağım; tabii aklımda kaldığı kadarıyla… İnşallah Şaban Abak hatıralarını yazar da herkes istifade eder.

Efendim, Şaban Bey, daha ortaokul yıllarında şiire ilgi duymuş ve okul ortamında yazdığı şiirler öğretmenlerinin de dikkatini çekmiş. Bu alanda akranlarına göre çok daha iyi bir konumda olduğunu, anlattığı anekdotlardan anlıyorum. Gel zaman git zaman Şaban Bey’in o yaşlarda takip ettiği Diyanet Çocuk dergisi bir şiir yarışması açar. O da bu yarışmaya bir şiiriyle katılır. Yarışma sonuçlarının yaz tatili içinde açıklanması ve bu süre içinde şairimizin dergiyi takibinin kesintiye uğraması sebebiyle bu yarışmada birinci olduğunu nice sonra öğrenir. Üstelik Diyanet, yarışmayı kazananlara hem para ödülü göndermiştir hem de başta bir Kur’ân-ı Kerîm olmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı yayını kitaplardan hediye etmiştir.Şaban Abak İhtiyar'da

Şiir mi, deyiş veya nefes mi?

Bu şiir yarışması, aile ortamında da ilgi uyandırır hâliyle. İçinde Kur’an hediyesinin de bulunduğu kitaplar Diyanet tarafından gönderilmiş bir mektupla birlikte ev adresine ulaştığında dedesi sâfiyâne sorar: “Sen Diyanet reisini nereden tanıyorsun?” Öyle ya, mektuplar genellikle tanıdıklar arasında teati edilir. Neyse, durum dedeye anlatılır fakat bu kez de ‘şiir yarışması’ kavramının, dedenin zihninde tam bir karşılığı yoktur. Sorar, ‘şiir dediğin şey nedir?’

Şaban Abak, bu noktada, o yıllarda halk arasında manzum metinler için ‘şiir’ kelimesinin kullanılmadığını, onun yerine ilâhi, deyiş, koşma, nefes gibi kavramların kullanıldığını belirtti. Hafızamı yokladım, evet, bizim çocukluğumuzda da ‘şiir’ kavramı daha kitabî bir kavramdı ve belli bir yaşın üstündekiler yukarıdaki kavramların yanı sıra şiir için ‘ebyat’, ‘beyit’ hatta ‘manzume’ der de, ‘şiir’ demezlerdi gerçekten de. Sanki o zamanlar sözlü kültür etkinliğini hâlâ koruyordu. Şiir kavramı daha çok yazı diline ait bir kavramdı ve bu kavram okumuş yazmış insanların inhisarında gibiydi.

Şaban Abak şiirinin bana çok sahici gelen bir tarafı var

Yıllar sonra üniversiteyi kazanıp da Ankara’ya gelen Şaban Abak, Diyanet İşlerinin Kocatepe’deki yayın şubesine uğrar ve kendini tanıtır. Orada bulunan ve şiir yarışması jürisi arasında da yer almış olan Ahmet Efe, ismini hemen hatırlar ve onu tehalükle karşılayarak güzel bir misafirperverlik örneği sergiler. Şaban Abak, benim burada tam olarak veya aynen aktarmaktan âciz kaldığım bu hususları öyle benliksiz bir üslûpla nakletti ki, onun sohbetlerini çekici kılan taraflardan biri, hatta en önemlilerinden biri de bu üslûbudur.

Şaban Abak İhtiyar'daŞaban Abak şiirini hem dergilerden hem de kitaplarından yıllardır takip ederim. Ondaki şiir damarının bana çok sahici gelen bir tarafı var. Günümüz Türk şiirinden ileriye kalacak isimlerden biri olduğundan -tabii kendi adıma- çok eminim. Bunun Şaban Abak daha çocukken, bir şiir jürisi tarafından da değerlendirilmiş olması bu düşüncemi daha da destekleyen bir unsur oldu.

Bilenler bilir; Şaban Abak sohbetlerinde söz dönüp dolaşıp mutlaka Sezai Karakoç’a gelir. Elbette söz bugün de oraya geldi. Sezai Karakoç üslûbunun hafızamda çok iz bırakmadığı; çok sessiz sedasız bir üslûbu olduğunu ama buna rağmen söylediklerinin (ondan okuduklarımın) hatırımda kaldığını söyledim. Bunları söyleyince bu izlenimimi çok haklı buldu ve Karakoç’ta gürültülü üslûba sahip yazarlara nispetle daha derinlikli mevzular bulunduğunu söyledi. Sonuçta bu tür bir üslûba sahip düşünürlere nazaran üslûbu ilk anda öne çıkmayan yazarların daha derinlikli olabileceği üzerinde mutabık kaldık.

İhtiyar Kafe’de çay eşliğinde sohbetler

İhtiyar Kitap Kafe’de çay eşliğinde böyle güzel sohbet ortamlarının oluşuyor olması doğrusu kıymeti bilinmesi gereken hadiselerdendir. Bu tür ortamlar gençler için yetiştirici, olgunlar için de vakti bereketlendiricidir. Evet, sohbetin vakti bereketlendirici rolü çok açıktır, ama nedense insanlar bunun kıymetini o tür ortamlardan uzak kalınca anlayabilirler. İçilen güzel çayların damakta bıraktığı tat sık sık hatırlanacağı gibi sohbet ortamlarının beyin damağında bıraktığı tat da unutulmazdır.

Bu ortamların gençler üzerindeki yetiştirici etkisi, okumaya, ‘tedris’e dayalı ortamlarınkinden çok farklıdır ve onun yanı sıra mutlaka içinde bulunulması gereken ortamlardır. İnsanlar sadece mektepte yetişmez; sohbet ortamlarında da yetişir; âdab ve erkân öğrenir. Hatta geçmiş asırlarda hiç mektep-medrese görmediği hâlde bilgece düşünüp konuşabilen insanlar Anadolu’nun (tabii Rumeli’nin de) her tarafında bulunuyordu. Zaman zaman mektep mezunu insanları şaşırtabilecek boyutlarda bilgelik örneklerinin sergilenebildiği; badeli - bâdesiz âşıklar yetiştirebilen ortamlara rastlanırdı ki bu durumun tek izahı sohbet ortamlarında bulunmuş olma hâlidir.

Sohbet yetiştiricidir.

 

Yusuf Turan Günaydın yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2013, 11:52
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ziyaretçi
Ziyaretçi - 6 yıl Önce

Müstefîd olduk efendim. Ellerinize sağlık. Böyle sohbetlerde bulunamayanlara da bir nebze olsun bu hali ulaştırdığınız için teşekkürler...

banner19

banner13

banner20