Sen böyle yapma sakın!

Arkadaşımız Cihad Kaya camiye girememenin hikayesini anlatıyor bizlere. Sen sen ol, cami kapısından dönme ey okur!

Sen böyle yapma sakın!

Dar sıkıntılı ortamdan, sonsuzluk mekanına

DuaO'na yöneldiğim nadir zamanlarımdan birini soluyordum. Otobüsten inmiştim, ellerim herkesin dokunduğu tutacakların kokusunu bırakıyordu burnuma, oldum olası iğrenirdim zaten uzun, körüklü, eski, kırmızı otobüslerden. Hem eskiydi, üstüne üstlük sıcaktan bayılacak gibi olurdum içlerinde geçirdiğim yolculuklarda.. Adımımı yere attığım anda derin bir nefes çektim o güzel mabedin karşı caddesinden..

Saatime baktım üçe çeyrek vardı, fatura yatırmaya kalksam günün üçüncü tekbirini işitecektim. Ki zaten niyetim de Osmanlı'dan kalma o camide secde etmekti, keza çok daha yakında da işimi halledebilirdim.

Karşı caddeye geçmem gerekti, karşımdaki trafik polisine küfreder gibi altgeçit kullanmadım. Sol tarafımdan onu süzüyordum. Düdük sesini duysam tüyecektim hemen, neyse ki duymadım. Kırmızı otobüslere olan öfkem altgeçitler için de geçerliydi. Uzun boşluklu merdivenlerden indim. Yanımda sıra sıra insanlar banklarda oturmuş, gölgenin altında çaylarını yudumluyorlardı.

Hikayeleri unutulmaz kılan anlatıcılarıdır

Bir çift el ele yanımdan geçerken kızın omzu, omzuma çarptı, döndü, ben özür diledim. Sevgilisi göz ucuyla bana sövdükten sonra geçti gitti, pis pis bakasım geldi bir an ama, sonra ilkokul yıllarımdan bir hocamın anlattığı şu hikaye aklıma düştü : ''Ormanlar kralı aslan bir gün kendisine karşı çıkan bir serçeyi huzuruna istemiş. Tilkiyi çağırıp - ''kim bu kendini bilmez küçük kuş, getirin huzuruma demiş''. Tilki yola koyulmuş, bir müddet sonra serçeyi yanında dişisiyle birlikte uzun bir ağacın dalında farketmiş. -Kralım seni istiyor çabuk in aşağı'' diye seslenmiş. Serçe : Kralına söyle, çok istiyorsa o gelsin buraya demiş. Tilki, serçenin bu cesaretine şaşkın halde geri dönmüş. Aslan, Kral'a durumu anlatmış. Ancak aynı şaşkınlık kralda yokmuş. Huzurundakiler ondan bir kükreme beklerken, o sadece şu cümleyi kurmuş : Dişi serçede yanındaydı değil mi ? ''

Kime baktım?

Onun bana aslında kızmadığını düşünüp, bunu umaraktan arkalarından avluya girdim. Yeni ütülediğim pantolonumun paçalarını sıvadım, 'öf' dedim içimden, o kadar da güzel ütülemiştim halbu ki ütüsü bozulmasın diye, otobüste boş koltuğa bile oturmamıştım. Yanımdaki amcalara gururlanarak göz attım, zira gençtim daha on dokuzumdaydım, onlarsa kırklı-ellili yaşlarındaydı, normal olmayan bir şeydi benim yaptığım. ''Evet'' dedim ben bunu daha erken fark ettim, içimdeki ses az daha zorlasa minareyi izleyebilirdim yukarıdan. Şükür ki sustu da yıkadığım uzuvlarım huzura kavuştu. Günümü onunla paylaşmaya başladığım için yanımda bir de mendil taşıyordum artık. Onu çıkarıp ıslaklıklarımı sildim, ayakkabılarımı giyip O'na doğru yürüdüm.

İhtiyar

Bağcıklarını çözmediğim ayakkabımın topuğuna basarak birini elime aldığım sırada, yurdum insanı bir amca çıktı içeriden, içerisi sıcak olsa gerek boncuk boncuk terlemişti. Bir sadaka uzattım gözlerimi kısıp gülümseyerek. Aynı şekilde karşılık vermesini beklerken o döndü arkasını, iki adım atmıştım, diğer ayakkabımı da alıp içeriye; adımımı atacakken, beni beynimden vuran, iliğimi kemiğimi donduran, aklıma hiçbir zaman gelme ihtimali olmayan şu soruyu sordu : '' Kime baktın Genç?? '' Bir süre anlamsız durduktan sonra yüzümdeki gülümseme artık riyakârlığımı vuruyordu. Bu seferki gülümseme değil zoraki bir sırıtmaydı. Musluğu çevirip o suyu tenimde hissettiğim andan uzun minareli mabedin kapısına gelişime kadar geçirdiğim her dakika gururumu okşarken, bu söz tökezletmişti beni, üşüdüğümü hissettim bir an, kızardım mı bilmiyorum, ama kızarılması gereken bir zaman varsa o da şimdiydi.

Zamanın ne önemi var?!

Yaşlı adama hiçbir şey diyemedim, ihtimal ki içinden bir de ''serseri''demişti bana. Bir an duraksadım ve o dakikadan sonra ''Ben galiba yanlış yapıyorum, gerçekten de erkenmiş alnımın nura bulanması için, gerçekten de insan kulakları duymayınca başlamalıymış bu işe, gerçekten de buralara girmek için ya 'Fransızca' konuşmak, ya da kafa kâğıdının yanında bir de baston bulundurmak gerekiyormuş. Evet, gençlerin yerleri konser alanlarıymış, buralarda geçirilen vakitlere o körpe zihinlerin ihtiyacı yokmuş, seni yoktan “var eden”i hatırlaman için gerçekten de aradan elli beş sene geçmesi gerekiyormuş. Ve gerçekten de 'O' iki güzel lafzın arasında boyun bükmek için iki büklüm olunca bu kapıya gelinmesi gerekiyormuş. Ve ben görmemişim kapısının üst kısmında, evet evet taa üstünde “burası yaşlılar içindir'' yazıyormuş.

Yanımdan geçen amcaya baktım. Ağzımı açamadım, utandım, onun bu sözü söylemesine mi yoksa yıllar yılı buraya giremeyişime mi bilmeden utandım.. İçeriye başımı uzatıp, el salladım. Uzun bir ayrılıktı, 'ellibeş sene sonra burada görüşürüz' deyip, gittim.

 

 

Cihad Kaya kendisi girdi de arkadaşı için yazdı bunu

 

Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2010, 17:53
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
fkgk
fkgk - 11 yıl Önce

harika bir yazı olmuş gerçekten,kaleminize sağlık.

Gökhan ERGÜR
Gökhan ERGÜR - 11 yıl Önce

Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi bu sorun.Kalemine,güzel yüreğine sağlık...

Zeynep Haşlak
Zeynep Haşlak - 9 yıl Önce

Kaleminize kuvvet kardeşim, Hoca Nasreddin'in göle maya çalması gibi hoş kelamınızla yüreğimizi mayaladınız.. varolun! keşke sitede böyle bir imkan olsaydı da beğendiğimiz cümlelerin üstünü çizebilseydik.. üzerini diyorum zira eskiler kitap okurken beğendikleri yerlerin üzerini çizerlermiş cümleye hürmeten... (bkz. orjinal risale metinleri..) hani bir pir-i fani de diyor ya "ne zaman üstten alta düştük bilmiyorum?" diye... aynen öyle..betimlemelere ve küçük hikayelere bayıldım. Baki selam...

banner19

banner13

banner26