Selçuk Üniversitesi'nde öykü konuşuldu

Öykü günlerini geleneksel faaliyet haline getiren Selçuk Üniversitesi Edebiyat ve Sanat Topluluğu, bu yıl öykü günlerinin üçüncüsünü düzenledi. Recep Şükrü Göngör yazdı.

Selçuk Üniversitesi'nde öykü konuşuldu

 

 

Öykü günlerini geleneksel faaliyet haline getiren Selçuk Üniversitesi Edebiyat ve Sanat Topluluğu, bu yıl öykü günlerinin üçüncüsünü düzenledi. Üçüncü öykü günlerini üç öykücü ile gerçekleştiren edebiyat ve sanat topluluğu, öğrencileri her ay bir faaliyet düzenliyor.

Selçuk Üniversitesi’ndeki onlarca öğrenci topluluğundan sadece birinin faaliyeti bu. Resim, müzik, kültür, bilim gibi çeşitli toplulukların faaliyetlerini  de zaman zaman izliyor, okuyoruz. Üniversiteler öğrencilerin etkin olduğu etkinliklerle anılır ve bunlarla gençler kendilerini gösterme yolunu bulurlar.

Edebiyat toplumu dönüştürür

Öykü günlerinin üçüncüsünde Türk öyküsünün dünü bugünü konuşuldu. Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Âlim Gür’ün himayesinde ve topluluk başkanı Emre Böle, yardımcısı Rukiye Köse’nin organizesiyle gerçekleşen panele öykücülerden Osman Alagöz, Emrah Bilge Merdivan ve Recep Şükrü Güngör katıldı.

Panelin açılışını sanata ve edebiyata ilgi duyan, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Hakkı Gökbel yaptı.

Rektörün açış konuşmasından sonra, konuşmacılar sırayla söz aldılar. Tek oturumda geçekleşen panelin modöretörlüğünü Osman Alagöz yaptı. İlk olarak öykücü Recep Şükrü Güngör söz aldı. Edebiyatın toplumu dönüştüren bir güç olduğunu vurgulayan Güngör; Ömer Seyfettin, Sait Faik, Sabahattin Ali, Mustafa Kutlu, Hüseyin Su’dan günümüz genç öykücülerine kadar, bütün yazarların bir amaç için yazdıklarını ve öyküleriyle bir toplum oluşturduklarını söyledi. Öykünün bir konuyu doğrudan anlatmayacağını, sezdireceğini, işaret edeceğini ifade etti. En büyük eylemin yazmak olduğunu Orhan Kemal’den örnekle anlatan Güngör, yazarın en büyük eyleminin metni yazmak olduğunu söyledi.

Doksanlı yılların sonlarında yaşanan siyasal olaylardan sonra, kadın öykücülerde artma olduğunu söyleyen Güngör, önemli olanın çok yazan veya çok yazmak değil nitelik olduğunu vurguladı.

Öykü hayattan beslenerek yazılır

İkinci sırada söz alan Emrah Bilge Merdivan, kendisini konuşarak değil de yazarak ifade ettiğini söyledi. Hayattan beslenerek, gözlem yaparak öykü yazdığını anlatan Emrah Bilge Merdivan, konuşmacı değil de dinleyici olmanın kendisini daha mutlu ettiğini, saatlerce konuşamayacağını ama saatlerce dinleyebileceğini söyledi. Konuşmasının ardından “Bisiklet” isimli kısa bir öyküsünü okudu.

Üçüncü onuşmacı Osman Alagöz, dedesinin hayatını anlatarak, onun kendi üzerinde bıraktığı izden söz etti ve çocukluğun, bir yazar için en büyük hazine olduğunu anlattı. Hikâyenin hayatın bir parçası olduğunu ve ilk insanla başladığını söyleyen Alagöz, her insanın bir hikâyesinin olduğunu vurguladı.

Konuşmalardan sonra panelin son bölümünü soru-cevap faslı oluşturdu. Hukuk, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, Türk dili ve edebiyatı bölümlerinden öğrencilerin katıldığı salonda boş koltuk yoktu. Öğretim üyelerinin de ilgiyle dinlediği panelde, öğrenciler panelistlere ilginç sorular sordular. Öyküyü nasıl yazdıkları, niçin yazdıkları, hangi toplumu dönüştürdükleri, öykülerini okuyanlardan aldıkları dönüşüm, izlenimin neler olduğu, öykünün bir mesaj vermek zorunda olup olmadığı gibi birbirinden farklı ve değerli sorulardır bunlar.

 

Recep Şükrü Göngör aktardı
 

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2013, 12:17
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13